Alfabe nedir

Alfabe nedir , Alfabe hakkında bilgiler.

Alfabe nedir

ALFABE yazıda kullanılan harf dizisine verilen addır. Harflerin herbiri bir sesi gösterir. Bu kelime, Grek alfabesinin ilk iki harfi olan “Alpha” ile “Beta”nın ilk hecesinden meydana gelmiştir.
Eski çağlarda, insanların anlaşması ancak işaretlerle, ya da konuşmayla gerçekleşebiliyordu. Yazı ya da alfabe diye bir şey bilinmiyordu. Birçok olayların sonradan da hatırlanmayı gerektirmesi, ayrıca uzaktaki kimselere haber gönderme ihtiyacı insanları zamanla birtakım şekiller çizmeye zorladı. Bu şekiller başlangıçta doğrudan doğruya resimlerden ibaretti, örneğin, bir in resmi “in”, aynı zamanda da “mağara”, “kovuk” anlamına geliyordu. At resmi de, “At” anlamınaydı. Sonraları, her resim bir heceyi ifade etmeye başladı. Başka sözler de, bu heceleri yan yana getirerek, yazılmaya başlandı. Bugün de aynı biçimde bir yazı sistemi kullanacak olsak, “in” ve “at” resimlerini yan yana getirerek, in -+- at = inat anlamında bir kelime çıkarabiliriz. Böylece, düşünceleri daha geniş ölçüde ifade etmek olanağı doğmuş oluyordu. Buna “hece” yazısı denir. Alfabenin gelişmesi daha da ilerleyince, her resim kelimenin ilk sesini temsil etmeye başladı, örneğin, in resmi “i” harfinin, at resmi de “a” harfinin yerini tutuyordu.
Sina Yazısı ve Hiyeroglif
Alfabenin, en ilkel haliyle, M.ö. 2.000 yıllarında kullanılmaya başlandığı sanılmaktadır. Sanıldığına göre, ilk alfabeyi Mısır’la İsrail arasındaki bölgede oturan bir Sami kav- mi kullanmıştır. Finders Petrie adındaki bir İngiliz arkeoloğu 1905 yılında Sina Yarımadasında bir kitabe buldu. Bu kitabede kullanılan yazı ancak yıllar sonra okunabildi ve 32 işaretten meydana gelmiş olduğu anlaşıldı. Bu bakımdan, kitabede alfabetik bir yazı kullanılmış olduğu kanısı uyandı. Anlaşıldığına göre, bu yazı Sami ailesinden bir dile aittir. M.ö. 1800 – 1500 yıllarından kaldığı ve alfabenin asıl esin kaynağının bu yazı olduğu sanılmaktadır. Ancak, Sina Dağı Alfa- besl’nin gelişmesinde daha başka yazıların etkisi olduğu da muhakkaktır.
Eski Mısır yazı sistemi işe, son derece karışıktı. Kimi resimler, yalnız o resmin adını ifade ettiği halde, kimisi de yalnız bir heceyi, ya da bir harfi gösteriyordu. Bu yazıya “Hiyeroglif” adı verilir. Hiyeroglifle Fenike alfabesini meydana getiren Sina yazısı arasında büyük benzerlikler vardır.
Girit’te bulunan, henüz çözülemeyen bir başka alfabenin de, Sina Yarımadası’nda çıkan Sami alfabesini etkilediği sanılmaktadır. Sami alfabesinden, çok çeşitli başka alfabeler de türemiştir. Bu alfabe, önce güney ve kuzey alfabesi olmak üzere, ikiye ayrılır. Güney alfabesinden Habeşçe, Semud, Galla alfabeleri çıkmıştır. Kuzey alfabesi ise, Fenike ve Arami olmak üzere, iki ana topluluğa bölünmüştür. Fenike kökünden başlıca İbrani, Yunan, Latin yazısı türemiştir. Arami kökü ise, Arap, Pehlevi, Avesta, Uygur, Hint alfabeleri gibi biralay alfabenin doğmasına, ya da gelişmesine yol açmıştır.
Başlıca üç Alfabe
Grek (Yunan) alfabesi.— Fenikeliler’in Grekler (Eski Yunanlılarca ilişki kurması üzerine, Grekler onların alfabesinden yararlandılar. Fenikeliler yalnız sessiz harfleri (ünsüzleri) kullanıyorlardı, Grekler buna sesli harfleri (ünlüleri) de eklediler. Böylece, alfabe tamamlanmış oldu.
Eski Yunanlılar Fenikeliler’in kullanmakta oldukları, harf adlarmr da benimsemişlerdi, örneğin, Fenike dilinde “öküz” anlamına gelen “aleph”, Grek alfabesinde “alfa”; “ev” anlamına gelen “beth” de, “beta” oldu.
Lâtin alfabesi.— Etrüskler Yunan alfabesini İtalya’ya götürdüler. Romalılar bu alfabeyi hemen benimsediler. Yalnız, kendi dillerine göre, alfabede birtakım değişiklikler de yaptılar. Böylece, bugün Latin Alfabesi dediğimiz alfabe doğmuş oldu. Latin alfabesi, önceleri yalnız büyük harf olarak kullanılıyordu. Sonradan küçük harfler de kullanılmaya başlandı. El yazısının gelişmesi ise, daha sonralara rastlar.
Arap alfabesi.—^ Arap Alfabesi’nin temeli Sami alfabesinin Arami kolundan meydana gelmiştir. Arap oldukları halde, sonradan Arami’leşmiş olan Nebtî (Nebatî)’lerin yazısı Arap harflerinin doğuşuna yol açtı. Ayrıca, Araplar, kendi dillerinin ihtiyacını karşılamak üzere, bu alfabeye altı harf daha eklediler.
Arapçada birçok sesli harfler yazılmaz; bunların yerine “hareke” denen işaretler kullanılır. Arap alfabesi de, “elif” (aleph), “be” (Beth) harfleriyle başlar. Bunun için, Arap alfabesini kullandığımız devirlerde biz de alfabeye “Elifbe”, ya da “Elifba” derdik.

Türk Alfabesi

Eski Türkler’in kullandığı alfabelerden Uygur Alfabesi, Sami Alfabesi’nin kuzey bölümünden olan Arami kolundan çıkmıştır. Orhon Alfabesi’nin de Arami asıllı olduğunu ileri sürenler çıkmışsa da, kimi bilginler bunun doğrudan doğruya Orta Asya’dan türemiş olduğunu ileri sürerler.
Türkler, Orta Doğu’ya, Anadolu’ya yayıldıktan sonra, yüzlerce yıl Arap harflerini kullanmışlardır. Osmanlılar devrinde bütün sanat, edebiyat, bilim eserleri Arap harfleriyle yazılmıştır.
Cumtıuriyet devrinin büyük devrimlerin- den biri de, 3 kasım 1928′de Arap harflerinin bırakılıp, yerine Latin harflerinin kullanılmaya başlanmasıdır. (Bk. Dilbilgisi).
Alfabemizde bütün ünsüz (sessiz) harflerin adı o sesin sonuna e harfi konularak yapılır: f — fe, I = le, m = me gibi. Buna rağmen, k harfine ,lka”, hattâ h’ye “ha” diyenler de vardır ki bu, yanlıştır. Türk alfabesinde bu harflerin adları da, bütün öteki harflerde olduğu gibi, e ile okunacaktır :k = ke, h = he.
El yazısında, art arda gelen m, n, u, ı gibi harflerin kolay okunmasını sağlamak için, bunlardan u İle ı harflerinin üzerine, ğ (yumuşak ge)nin üzerindeki gibi bir “kaş” konulabilir.
Latin alfabesini kullanan birtakım uluslar, bu alfabeyi kendi dillerinin özelliklerine uydurmak amacıyla, “diyakritik” adı verilen birtakım işaretler kullanırlar. Türk alfabesinde de, bazı harfler bu amaçla diyakritik işaretler almıştır; “ç”, “ş”, “ğ” gibi.
Bibliyografya:
Bu konuda dilimizdeki eserlerin başlıcaları.— Alfabe öğretim Kılavuzu (B. Karaman — H.R. Tanışık, 1964); Alfabe öğretimi (H. Duman, 1967); Alfabe öğretimi (M. Ataman, 1970); Slav Alfabesini Yaratan Kiril ile Metodiy Kardeşler (B. St. Angelov’dan çev. ve özetleyen Türker Acaroğlu, 1970).

Bir dilin sesbirimlerini (Bkz. SES— BİLGİSİ) ya da sesbirim öbeklerini aktaran, yazıya ilişkin göstergeler sistemi. Günümüzde en yaygın alfabeler arasında, türkçeyi, roman dillerini, anglosakson dillerini, vb. aktarmada kullanılan Latin alfabesi, Arap alfabesi, İbrani alfabesi, Nagari alfabesi (Hindistan’ın resmi dili hintçeyi yazmada kullanılır), Yunan alfabesinin büyük harflerinden yola çıkılarak oluşturulan ve özellilde rusçayı, Rusyada konuşulan birçok başka dili, bulgarcayı ve sırpçayı yazmada kullanılan Kiril alfabesi sayılabilir. 1888’de düzenlenen uluslararası sesçil alfabedeyse,insan konuşmasındaki her ses için ayrı bir simge önerilmiş, böylece çevriyazı (transkripsiyon) uluslararası kurallara bağlanmıştır.
İlk alfabeyi Fenikeliler oluşturmuş. Kuzey Suriye kıyılarında kurulmuş Ras Samra’da (Eski Ugarit yakınlarındaki yerleşme bölgesi) yapılan kazılarda, Akadların ve Sümerlerin çivi yazısından esinlenilerek düzenlenmiş otuz harfli bir alfabe bulunmuş, Biblos’ta bulunan belgelerse, hiyeroglifi andıran bir Fenike alfafabesinin varlığım ortaya çıkarmıştır (bu alfabenin yazıya geçirilmiş biçimi ile bu biçimin aktardığı ses arasmda hiçbir benzerlik yoktu). İ.Ö. X. yy’da yirmi iki göstergeye indirgenen bu sistem, alfabelerin gerçek atası sayılır. Eski Fenike alfabesi, Eskiçağ’da Surlu tüccarlar ve denizciler tarafından yayılmış, karayolu ulaşımım ellerinde bulunduran Aramiler de İ.Ö. IX. yy’da bu alfabeyi benimseyerek Ortadoğu’ya yayılmasını sağlamış, böylece İbrani alfabesi ile Arap alfabesi doğmuştur. Ama alfabe konusunda en önemli değişikliği eski Yunanlılar yapmışlardır: Ünlüler açısından yoksul olan sami dillerinde, yalnızca ünsüzlere ilişkin bir yazı biçimi gelişmişti; eski Yunanlılar, buna ünlüleri gösteren harfleri eklediler. Söz konusu alfabe sonradan Etrüsklerden Latinlere geçerek, Latin alfabesine dönüştü. Hindistan’da kullanılan Hint alfabesinde de, hiç değilse göstergelerin yazıya aktarılış biçiminde, Fenike alfabesinin izlerine raslanır.
Alfabe ilkesi, sözcüğü küçük ses birimlere ayrıştırma olanağı elde edildiği an doğdu. Bu yazı sisteminde başlangıçta, ünlüler için ayrı göstergeler biçimi benimsenmediği için, alfabenin önceleri ünsüzlere ilişkin bir sistem olduğu söyleniyordu. Ama günümüzde kusursuz, bir çevriyazının, belli bir dildeki bütün sesbirimleri (anlam taşımayan en küçük ayırıcı birimler) göstermesi gerektiği ileri sürülebilir. O zaman, herhangi bir alfabenin yerine getirmesi gereken koşulların neler olduğu sorunu ortaya çıkar. Bir alfabe her şeyden önce, çevriyazıya dönüştürdüğü dilin sesbilimsel gereklerine uymak zorundadır; ama bunu gerçekleştirirken de, söz konusu dilin hareketliliğini bozmamalıdır. Varolan bir alfabe yeni bir dile kolayca, araştırma yapılmadan uygulanamaz. Çünkü, bir başka dilin koşullarına göre hazırlanmış bir alfabe, yeni bir dilin bazı sesbirimlerini gösteremeyeceği gibi, o dile özgü bazı sesbirimleri aktarmada yetersiz de kalabilir. Ayrıca, alfabelerin, az sayıda harf kullanma yönünde bir evrim geçirdikleri de bilinir: Yazıdaki her harf bir sesbirimi yansıtmaz; bazen bir harfin, bir sesbirimi, bazen de iki sesbirimi yansıttığı görülür; bir sesbirimin iki harfle gösterildiği de olur.
Günümüzde, Latin alfabesinin evrenselleştirilmesi amacıyla, özellikle Rusya’da, Japonya’da ve Çin’de araştırmalar yapılmakta, ama bu konuda, dil ve kültür açısından çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır.

TÜRK ALFABELERİ

Türk dili için geçmişte on sekiz kadar ayrı alfabe kullanılmıştır; bunların en uzun süreyle ve en yaygm kullanılanı Arap alfabesidir. Arapçanın yazımı, dilin yapısı gereği, sözcüklerin yalnızca ünsüzlerle yazımı ilkesine (sözgelimi “kitap”: “k-t-b”) dayanır.

Ünlü harfler bulunmayan bu yazıda, arapça ünlüler (i, u, a), özel ünlerle belirlenir. Arap alfabesi türkçenin yazımına uygulandığında, bir ses, birkaç ayrı biçimde yazılabildiği gibi, bir harf birkaç ayrı sesi yazabiliyor, hece yapısından dolayı da sözcüklerin başında, ortasında ve sonunda oluşuna göre hem ayrı biçimleri olu^r, hem de ayrı ayrı sesletilebiliyordu. Bu yazıyı düzenli bir biçime sokma girişimlerinden başarılı sonuçlar alınamayınca, 26 Haziran 1928’de bir dil kurulu oluşturuldu; hazırlanan alfabe Atatürk’ün 9 Ağustos 1928 günü Saray-
burnu (İstanbul) konuşmasıyla halka açıklandı ve 3 Kasım 1928 tarih ve 1353 sayılı “Yeni Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbikatı” adlı yasayla uygulamaya kondu. 1 Ocak 1929 gününden sonra, her şey yeni Türk harfleriyle yazılmağa başlandı.
O dönemlerde okuryazar oranının çok düşük (% 10) olmasına karşın, alfabenin öğretimi, orta ve yüksek öğrenim görmüş ve bir Bati dili (almanca, fransızca, İngilizce) öğrenirken Latin alfabesini de öğrenmiş kişiler. tarafından büyük bir özveriyle yürütüldü.
Yeni Türk Alfabesi, eski yazının bütün tutarsızlıklarından arınmış, sözcüklerin yazımında “bir sesbirim-bir harf’ eşitliğine uyan, 8’i ünlü, 20’si ünsüz, biri de (ğ) uzunluk yazan 29 latin harfinden oluşmaktadır.
Eski yazıyla çok güç öğrenilen okuma-yazma.yeni harfler ve tutarlı yazım Ue çok kısa bir süre içinde (bir, iki ay) öğrenilebilir. Yazım kuralları türkçe kökenli sözcüklerin söylenişinden çıkarılmıştır (yabancı dillerden gelen sözcüklerin yazımlarında bir ses-bir harf denkliği bulunmayabilir).

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın