Mezar nedir – Tarihi mezarlar

MEZAR i. (ar. ziyaret’ten mezar), ölünün gömüldüğü yer, kabir: Sizin için mezarlar, me zart aşları / Hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları / Sizin için (O.V. Kanık). Belki de serviler arasında / Mezarıma bir taş dikilecek (F.H. Dağlarca). || Mezar kitabesi, mezar taşının üzerine yazılan yazı.

|| Mezar taşı, mezarların baş ve ayak uçlarına dikilen ve içinde yatanın kimliğini belli eden taş. (Bk. ansİkl. G. santl. bölümü.)

— çeş. dey. Mezar kaçkını, çok zayıflamış kimseler için söylenir. || (Birini) Mezardan çıkarmak, bir kimseyi ölümden kurtarmak.

— Esk. Mezar-ı zâr, ağlayan mezar. || Ki-tabe-i seng-i mezar (veya levh-i mezar), üzerine yazı yazılmış olan mezar taşı.

— Arkeol. Mezar tümseği, mezar veya anıt niteliğinde yapma tepecik.

— G. santl. Bk. ansİkl. || Mezar hücresi, içine bir tabut konmak üzere yapılmış, üstü bir kemerle örtülü, zemini düz oyuk hücre. (Mezar hücreleri kilise ve diğer dinî yapılarda yan duvarların iç, bazen de dış yüzlerine oyulurdu.)

— Huk. Bk. ANSİKL.
— ansİkl. Tar. Mezar yapma geleneği, insandaki din inançları kadar eski ve değişiktir. ölünün gelecekteki durumunu gösteren inançlarla bağlantılı olan mezar yapmanın hangi çağda başladığı kesin olarak bilinemiyor. Yapılan arkeolojik kazılar sonucu ele geçen ölü kalıntılarının, yanma konan eşyanın, gömülme yerinin incelenmesinden bu konuda bazı bilgiler elde edildi. Totem inançlarına göre ölüyü gömme gerekliliği insanlarda mezar yapımına sebep oldu. Bugün Kuzey kutbunun buzlarla kaplı bölgelerinde yaşayan bazı kavimler bir yana bırakılırsa, bütün kavimlerde ölü gömme, ölüler için inançlara göre mezar açma, değişmez ve genel geçerliği olan bir gelenektir. Eski Anadolu, Hint, Çin, İran, Mısır, Fenike, Roma, Sümer ve öteki mezopotam-ya kavimlerinde mezar kurumunun en gelişmiş biçimi görülür. Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyle, mezar yapımında önemli değişiklikler oldu. Bugün, bütün dinlerde ayrı bir mezar geleneği vardır. Genellikle iki tür mezar vardır. Birincisi kayalara oyulan, daha çok toprak üstünde, özel kapı veya kapakları bulunan mezarlardır. Bunların bazılarına, taşıdıkları özelliklere göre lahit* denir. Kaya* ntezarları, daha çok kayaların kolayca oyulabüeceği bölgelerde yapılıyordu. İkinci mezar tipi toprakta açılan özel yerdir. Toprak mezarlar, genel olarak, bir dikdörtgen şeklinde açılır, ölü bir küp içinde toprağa gömülür, ölünün toprakla teması olmazdı (bk. gömme) veya doğrudan doğruya toprağa gömülür, ölünün bacakları karina doğru gelirdi. Bk. hoker.

• Mısır. Mısır mezarında her zaman gizli bir bölüm bulunurdu; maddesiz ve sonsuz olan «ka»nın (kişilik ve yaratıcı güç) dayanağı mumya buraya kapatılırdı; ayrıca, rahiplerle ölü ailesinden olanların girebileceği bir yer vardı; burada üzerine sunguların konduğu bir masa bulunurdu ve masa ölüler için yapılan âyinde kullanılırdı. Bu bölüm, Eski İmparatorluk kral mezarlarının (ehramların içindeki ölünün yerleştirildiği mahzen ile buna bitişik ama dışında bulunan cenaze tapınağı) ve özel mezarlarla mastabaların da niteliğini ortaya koyar. Yeni imparatorluk döneminde krallarla uyrukları yeraltı mezarlarına, hipoje-lere (Krallar vadisi) gömülmüştür; cenaze töreni ya hipojenin tepesindeki türbede veya hükümdarlar için kimi zaman çok uzaktaki bir cenaze tapınağında (Ramasseum) yapılırdı. Mezar kabartmaları, resimleri ve mobilyası, Mısırlıların günlük yaşayışını inceden inceye tanımağa elvermiştir.

• Ön Asya. Bk. gömme (öntarihte Anadolu mezarlıkları bölümü).

• Kolomböncesi medeniyet. Meksika’da mezarlar, tepesi kesik birtakım ehramlar içindeydi: en tanınmış örnek Palenque’te-ki küçük maya tapınağıdır. Lahitler genellikle dikdörtgen biçimindeydi, çokça yontulmuştu ve kimi zaman değerli taşlarla bezenmişti; zengin hazineler barındırırdı (Morte Alban’daki mixtee mezarı). Peru’daki Nazca mezarlığı, kum içine oyulmuş art arda gözlerden meydana gelir; bu gözlerin içi ise kalaslarla desteklenmiştir. Kimi zaman 20 m’ye kadar inen kuyuya benzer bu mezarların dibinde, dikdörtgen veya kare biçiminde oda vardır; ceset burada mücevherleriyle, özellikle Kolombiya’da ev eş-yasıyle birlikte gömülüdür.

• Klasik ilkçağ. Mykenai’de geniş oda biçiminde mezarlar bilinir, ama mezar biçimi Yunanistan’da genellikle daha basittir: mezarlar üzerlerinde yontulmuş taşlarla yol boyunca dizilmiştir.

Villanova medeniyetinde kuyu mezarları yapılırdı, çeperleri taşlarla kapalı olabilirdi; yakılan ölülerin külleri, koni biçiminde iki kübe (seramikten veya madenden) konur, üzerlerine de ters bir pota oturtulur-du; yanı sıra, gitgide daha zengin ve daha çe§itli malzeme kapsayan bir dolium* bulunurdu. ölü yakma usulü önceleri hemen hemen geneldi; ölüler IV. yy.da gömülmeğe başlanmıştır (salonlarla çevrili çukur mezarlar). Villanova medeniyetinin ilk evresinden beri mezarlar tek tek yapılmağa ve büyücek taklarla veya çakıl taş* erini

ırısan biçiminde üikme taştar anr.

Etrüsk medeniyeti oda biçimindeki nezar tipini geliştirmiştir; mezar ya taşla örülür veya volkan lavları içine oyulurdu. Bk. et-

RÜSKLER.

Roma’da Cumhuriyet döneminde ölülerin hepsi yakılır, oysa imparatorluk döneminde gömülürdü. Mezar biçimleri çok çeşitlidir. Vücudun, dolium parçalarıyle veya çatı biçiminde dizilmiş kiremitler tarafından korunduğu kuyuların ve çukurların yanı sıra, kriptoslar (yeraltı mezarları) [Roma’da Scipio’nun mezarı], etrüsk-italik geleneğin-ce kurganlar (Augustus’un anıt-mezari), dikili anıtlar bulunur; mahzen olarak kullanılan küp biçimi odalar; bunlar sütunlarla veya gömme ayaklarla süslenmiş, tek kattan veya birbiri üzerinde çıkıntı yapan birçok kattan meydana gelmiştir; öyle ki ü-zerfnde ölü yakılan odun yığınım andırır; çoğu zaman ölü heykelini barındıran bir yuva vardır; kimi zaman hepsi bir ehramla taçlanmıştır (Kuzey İtalya).

Helenistik menşeli anıt mezarlara gelince, mezar ölünün hatırasını yücelten (dört köşe veya değirmi planlı) bir tapınak olarak düşünülmüştür.

Tipler çok çeşitlidir: kuleli kurgan («Ho-ratius’lar ve Curiatus’lar» denen mezar gibi); anıtsal kule (Caecillia Metella mezarı gibi, o da via Appia üzerinde); ehram; sütunlu mezar (Trajanus sütununun tabanı imparatorun mezarıydı); dört köşe (yapı eteği) subasman üzerindeki kule (Hadria-nus’un anıt-mezarı veya Sant’Angelo şatosu).

• Uzakdoğu. Hindistan’da ve etkisi altındaki ülkelerde, ölü yakma töresine göre, küller çoğu zaman Ganj ırmağının kutsal sularına atıldığından pek az mezara rastlanır. Gene de, Vedalar çağında kurganlar vardı; bunlar daha sonra stupa denen, başlangıçta anıt-mezar olan mezarların meydana gelmesine yol açmıştır; stupa’nm içine Buddha’nın külleri konurdu. Müslümanlık çağında Moğolların anıt-mezarları, Delhi’de, Ekber’den Sikandara’ya Humayun a-nıt-mezarları yapılmıştır; özellikle Tac Mahal. Lahit çoğu zaman beyaz mermerden inşa edilen, üzeri kubbeyle örtülü bir yapı içinde, bahçeler ve su aynaları ortasında bulunur.
Çin’de ölünün kaldığı yer, sağların barınağını canlandırmak zorundaydı. En eski mezarlar, Çang imparatorlarmınkilerdi (M. ö. XIV. – XI. yy.); ağaçtan bir mezar o-dasından meydana gelirdi; içinde sungular için küçük bir sıra bulunurdu; bu mezarlar süslü püslüydü. Kurganlar mezarları belirtirdi (imparator Ts’in Çe Hung-ti’-ninki [M.ö. III. yy.] 60 m yüksekliğinde-dir). Kurganlar genellikle, eksenleri ana yönlere göre düzenlenmiş bir alanın ortasına yerleştirilmiştir; oraya «ruhlar yolu» denen kuzey – güney ekseninden girilirdi. Giriş i-ki direkle gösterilmişti; girişi aslanlar veya ejderhalar dışarıdan korurdu, oysa içeride ruhlar yolu, heykeller, dikme taşlar, direklerle bezenmiştir. Kurgan bir taraça üzerinde yükselirdi; önünde ölenin şeceresini taşıyan bir dikme taş bulunurdu. Kurganın altında bir veya birçok oda düzenlenirdi; bu odalar çeşitli biçimlerdeki tahtalardan veya kiremitlerden yapılmıştı; tabut ming-k’i ile ölenin günlük yaşayışındaki eşyalarla çevrilmişti. Bu eşyalar Song çağında (X.-XIII. yy.) yok olmuş, Ming’-ler (XIV.-XVII. yy.) zamanında yeniden ortaya çıkmıştır. Ming çağında, mezar geçitleri, yolları önem kazanmış ve daha a-ğır üslûptaki birçok heykelle bezenmiştir.
• Tek tanrılı dinler. Müslümanlar, ölünün üzerine, genel olarak mezarın üst yan kenarından tabanına doğru çaprazlama olarak tahta dizer, ölü bu eğik tahtaların altına konur, üzeri topraklar örtülür, ölü, mezarın içinde dar bir boşlukta kalır. Bütün tek tanrılı dinlerde mezarın baş tarafı, ölünün mezara konuş durumuna göre güneye dönüktür. Arazinin biçimine, bölgenin durumuna göre kıbleye yönelme gereği vardır. Hıristiyanlar, Mırçevîler genellikle Kudüs’e, miislümanlar ise Kabe’ye yöneldiği için, kıble o yönleredir; ölüler mezar içinde başları kıbleye gelmek üzere yerleştirilir. Mu-sevîler, hıristiyanlar kendi inançlarına göre süslü, gösterişli mermer mezarlar yapar, ölülerin başucuna haç yerleştirirler. Mezarların süslü, gösterişli olması, ailenin malî durumuna göre donatılması geleneği vardır. Mezarların toprak üstünde kalan bölümleri mermerle kaplanır, bazen lahitler yapılır, mermer mezar taşları dikilir, üzerlerine ö-lünün adı, doğum ve ölüm yılları, bazen özelliklerini ve yaptığı işleri bildiren kitabeler, bazen ölünün bağlı olduğu dinin kutsal kitabından alınma cümleler ve ermiş sözleri yazılır. Bu gelenek daha çok hıris-tiyanlarda yaygındır.

İslâmlıkta. İslâm dini inançlarına göre, ölüleri belli ölçülerle açılan bir mezara koyma geleneği vardır. Bu gelenek, bir dinî emir niteliğindedir. Genel olarak, erkekler belden, kadınlar göğüsten, meme hizasından aşağı derinlikte bir mezara konur. Mezarların unutulmaması, ölülerin sık sık ziyaret edilmesi için, baş ve ayak taraflarına birer başayağı (taş veya ağaç o-labilir) dikmek, ölüye karşı bir dinî saygı ve borç niteliğindedir. Bütün dinlerde olduğu gibi islâm dininde de mezarlar, çok saygı gösterilmesi, belirli günlerde ziyaret edilmesi, Kur’an’dan ayetler okunması gereken kutsal yerlerdir. Mezarlara gelişigüzel yanaşılmaz, mezarlar yanında rast-gele oturulmaz. Mezarların bulunduğu yer, hayvanların girmesini, ayaklar altında kalmasını önlemek için duvar veya çitlerle çevrilir. Mezarlara yaklaşmak için ö-zellikle ziyaret günlerinde, Kur’an okunurken yapılanları yerine getirme gereği vardır. Temiz olmak, abdest almak, üstü başı derli toplu olmak, mezarlara ve oralarda yatanlara karşı saygı duyulduğunu gösterir bir davranış düzeni içinde bulunmak gerekir. İslâm dininde süslü, gösterişli, halk arasında malî durum ayrılığını, sınıf farkını gösterecek nitelikte mezar yaptırma geleneği yoktur. Hz. Muhammed’in «mezarları düz yapın, gösterişten kaçının» anlamında bir hadisinin bulunduğu söylenir Başlangıçta, müslüman mezarları bu dinî anlayışa uyularak yapılırdı. Sonraları bu gelenek bırakıldı. Eme-vîler ve Abbasîler çağında süslü, gösterişli, küçük bir köşkü andıran mezarlar, mezar evler yapımı yaygınlaştı.

Müslüman Afrika. Memlûkların Kahire’de-ki, Sadi’lerin Marakeş’teki anıt-mezarları ün kazanmıştır. Bunlar, magrıp müslüman anıt-mezar geleneğine bağlanır: dört köşe biçiminde bir salon, bir kubbeyle veya dört eğimli bir çatıyle örtülüdür.

Türklerde. Selçuklularda, OsmanlIlarda ve öteki türk devletlerinde, mezarlara dikilen taşların, ölünün bağlı bulunduğu tarikat, ilmî sınıf ve derecesini gösteren sarık, külâh, başlık gibi işaretlerle süslenmesi gelenek oldu. Hızla yayılan, benimsenen bu gelenek yalnız mezarların değil, mezar yerlerinin de ayrılmasına yol açtı. Zamanla ayrı ayrı mezarlıklar ortaya çıktı. Ailesinden uzakta, kimsesiz olarak ö-lenlerin, genel mezarlık içinde ayrı mezarlıkları oldu. Bunlara garip mezarlığı (veya garipler mezarlığı) denir. Din ve vatan uğrunda ölenlerin gömüldükleri yerlere şe-

I hitlik (veya şehit mezarlığı) adı verildi.
■ Miislümanlar arasında beşinci mezhep sa-|yılan Şiaya inananların da ayrı mezarlıkları vardır; Birçok yerde, şia mezhebinden olanları kesinlikle, öteki dört mezhepten olanların mezarlığına gömmezler. Bir mezara gömülenin hangi sınıf veya tarikattan olduğu genellikle mezarına dikilen taşın biçiminden üzerindeki yazılardan anlaşılır. Selçuklulardan sonra Anadolu’da görülen aile türbeleri, tarikat mezarlıkları, yatırlar, tekke veya zaviye, mescit, cami avlularındaki özel mezarlar, sultan ve saraylıların özel mezarları böyle bir anlayışla yapıldı.

— G. santl. Her medeniyette bir mezar sanatı vardır; ölülerin gömüldüğü mahzen duvarları veja Mısır’da mastaba duvarlarındaki resimler, bu mahzenlerde bulunan lahitlerin üzerindeki süslemeler, Yunanlıların ölü odalarına koydukları vazoların resimleri veya Meksika’nın, Alaska veya

Polinezya’nın mezar maskeleri heykeltıraşlığı, bu sanatın ürünleridir.
Yatık ölü heykelinin menşeini etrüsk sanatında aramak gerekir. (Bk. etrüskler.) Yatık ölü heykellerine Kartaca’da ve Pal-mira’da da rastlanır. Alçak kabartmalar lahit süslemelerinde de kullanılırdı. (Bk. lahİt.) Büyük kişilerin hatırasına yapılan anıt-mezar tipi barbar önderlerin büyükleri, Halikarnassos anıt-mezarı, Cestius piramidi, «Saint-Ange şatosu» denen Adria-nus-anıt-mezarı v.d. de daha küçük çaptadır. Mezar üstlerine konan levhaların kullanılışı, Roman devrinde, yatık ölülerinki gotik devirde genelleşir. Mezar levhaları arasında papaz izarn’m (Marsilya) taştan levhası, Geoffroi Plantagenet’nin (Le Mans) limoj emayından yapılmış levhası sayılabilir. Yatık ölü heykellerine gelince, bunlar kimi zaman bronzdan yapılmıştır, ama taştan olanları tüm Batı’da saymakla bitmez (özellikle Saint-Denis veya Westminster’deki kral mezarlıkları). Yatık ölü mezarı, çoğu zaman gösterişli şaheserler yaratılmasına yol açmıştır: Bourgogne dükleri mezarları (Dijon), Filiberto di Savoia’nın mezarı (Brou), Katolik Krallar (Granada), Bretagne’lı François IFnin (Nantes), İngiltere kralı Henry VU’nin (Westminster), Bourgogne’lu Marie’-nin (Brugge), Maximilian’in (innsbruck), ilaria del Carretto’nun (Della Quercia) [Lucca] mezarları; bu mezarların en orijinal tipi Philippe Pot« mezarıdır (Louvre). Dua eden heykel tipi (Mahaut d’Artois, 1296) aynı çağda ortaya çıkar. Sonra da, Orta-

çağ’ın sonunda ölüm saplantısı, öleni cesedin çürüyen tüm çıplaklığıyle gösterir: kardinal Lagıange’m yatık ölüsü (Avignon) ile Ligier Richier’nin yaptığı Rene de Cha* lon’un iskelet heykeli. Mezar heykeltıraşlığı Klasik çağda eni konu verimlidir, öleni kutlamak için yapılan heykellerde ölü, geniş kompozisyonlar ortasında oturmuş durum* da veya dua ederken gösterilir (San P;et-ro kilisesinde [Roma] papa mezarları; M/c-hslangelo’nun yaptığı Medici mezarları [Floransa]). Saint-Denis’deki Louis XII’-nin, François I’in ve Henri II’nin anıtlarıy-le Birague şansölyesi (Louvre) anıtı, dua eden heykel ile yatık ölü heykelini birara-ya getirir. Dikey veya dağınık başka kompozisyonlar Henri IFnin, Conde’nin (Chan-

tilly) veya Montmerency’li (Moulins) Henri’- ; nin anıtlarını oluşturur. Ama bu arada me- ; zar heykellerinde yeni bir çığır açılmıştır: ( kompozisyonlarda trajik bir sahnenin ens- , tantane bir görüşle canlandırılması: bu heykellerde ölenin giderayak, son anların- . da çevresine dizilen kişiler gösterilir: Ric-helieu’nün, Turenne’in, Harcourt’un, Vau-ban’ın mezarları ve özellikle, XVIII. yy.da ( Slodtz’ların (Languet de Gergy’nin, Catherine Opalinska), Pigalle’in (Saxe mareşali, Harcourt kontu), Roubilliac’ın (lady Nightingale, Westminster) hareketli eserleri; oysa Eskiçağa dönüş, daha bir özentisizliğe, sadeliğe yönelmiştir (Houdon, Ennery kontunun mezarı; Rousseau’nun Ermenonville’-deki lahti). XIX. yy.da bütün eski türler uygulanmıştır: yatık ölü (Cavaignac, Rude tarafından; Victor Noir, Dalou tarafından); süslü taban üzerindeki yatık ölü (La-moriciére, Paul Dubois tarafından); dua eden (Joséphine, Cartellier tarafından) veya trajik sahne (arşidüşes Marie – Christine’in mezarı, Canova tarafından; daha sonra Bartholomé’nin güzel anıtının ilham kaynağı olur). Burada 1870 Savaşından sonra yapılmağa başlanan ve Birinci Dünya savaşından sonra genelleşen, savaşta ölenler i-çin dikilen anıtları belirtmek gerekir: Cezayir (Landowski); Céret, Port-Vendres ve Elne (Maillol); Mont-de-Marsan (Despiau); Pleuhinec (Quillivic); La Rochelle (Joachim Costa); Le Havre ((Poisson).

• Mezar taşı. Mezarların üzerine taş koymak çok ‘eski bir gelenektir. İnsanların, ölümden sonra başka bir ülkede yaşayacakları inancıyle mezar taşları arasında yakın bir bağlantı vardır. İlk mezar taşları, mezarların kutsal sayıldığı, sağların ölüleri ziyaret etmekle görevli olduğu inancının yaygın olduğu çağlarda yapılıyordu. Bütün ilkçağ dinlerinde, mezarların üzerine, orada yatanın başarılarını, önemini belirten yazıların kazıldığı taşlar dikilirdi. Bunlar birer yazıt niteliğindeydi. Daha sonraki çağlarda tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışıyle mezarlara taş dikmek, orada yatanın kim olduğunu belirten yazılan taşa kazmak bir | dinî gelenek olarak yaygınlaştı. Eski çağ-| larda, Hıristiyanlığın başlangıç yıllarında [ ve daha sonraları mezar taşları, ermişler, devlet büyükleri ve din uluları için dikiliyordu. Roma ve yunan devletlerinde kah-| ramanlar, zamanın önemli kişileri ve kut-

zerindeki yazı ve küiâhının biçimine göre bir sınıfı temsil eder. Tarikatçıların, ümi-ye sınıfından olanların, devlet büyüklerinin (bağlı bulundukları tarikat, sınıf ve mesleğe göre) mezar taşları ayrıdır. OsmanlIlarda ilmiye sınıfından gelenlerin mezar taşlarında genellikle belli biçimde sarık, tarikatçılarda, bağlı bulundukları tarikatın sembolü olan külâh, mezar taşının baş tarafına dikine bir başlık olarak konur. Bu tür mezar taşları genellikle mermerden yapılır. Türk, İran ve Araplarda mezar taşlarına mezarda yatanın kimliğini, mesleğini ve sanatını bildiren yazı veya şür kazma geleneği yaygındır. Anadolu’da mezar taşlarının, birer sanat eseri olarak değer kazanması Selçuklularla başladı. Sonradan OsmanlIlara geçen bu özel sanat geleneği üçüzlü bir yapı niteliği kazandı: 1. mermer isçiliği; 2. yazı sanatının gelişimi; 3. sosyal sınıfları belirtme. OsmanlIlarda yazı ile mezar taşında görülen mermer işçiliği eş doğrultuda gelişti.

— Huk. Mevzuata göre, esas itibanyle üç sınıf mezar vardır: birinci sınıf mezar, aile mezarıdır. Bunlar belediyece tayin edilen bir bedel karşılığında, en çok 3X4 = 12 m2 olmak üzere, sürekli olarak ayrılmış yerlerdir ve doğrudan doğruya o a-ilenin fertlerine intikal eder. Aile mezarlarının sahipleri, kendilerine ayrılan kısmın etrafını düzenli bir şekilde çevirmeğe, yer altında . lahit yaptırmağa mecburdurlar. Mezar üzerine taş v.b. malzemeden süs ve tesisat yapılması mümkündür; ikinci sınıf mezar, kişilere mahsustur. Bunlar da, belediyelerce belirtilen bir bedel karşılığında sürekli olarak tahsis edilir. Sahipleri, mezarın çevresine parmaklık yapmak, taş dikmek, lahit yaptırmak hakkına sahip olurlar, ikinci sınıf mezarların boyutları da 3 X 1,5 = 4,5 m2’dir; üçüncü sınıf mezarlar, parasızdır ve mezarlıktaki adacıklar içinde, önceden tayin edilen düzenli bir sıraya uyularak yan yana sıralanır ve ölüler sıra ile gömülür. Bu mezarlardaki cesetlerin kemik ve diğer kalıntıları, toprağın cinsine göre, sağlık memurlarının verecekleri raporlara dayanmak ve beş seneden az olmamak üzere Belediye meclisince tespit edilecek bir süre sonunda gösterilen bir yere nakledilir ve boş kalan mezara yeniden cenaze gömülebilir. Bilinci sınıf mezarlar, mezarlıkta en geniş yol üzerinde, ikinci sınıf mezarlar ikinci derecede yollar üzerinde, üçüncü sınıf mezarlar da bunların dışındaki yollar üzerinde bulunur. Bir mezar çukurunun uzunluğu 2 m, eni 80 sm, derinliği en az 1,5 m olmalıdır. Yedi yaşına kadar olan çocuklar için aynı ada içinde, uzunluk 1 m, en 50 sm olur, iki mezar arasındaki açıklığın, mezarın baş ve ayak taraflarından diğerine uzaklığı küçük ve düzgün bir yol meydana getirmek üzere, 50 sm olmak gerekir.

Mezarların inşaatı, belediyenin izin ve denetimiyle yapılabilir, inşaat sahipleri, mezarlara, yollara, ağaçlara, çiçeklere zarar veremeyecekleri gibi malzemenin artanını da kaldırmak zorundadırlar ve sahip oldukları parsel dışında, merdiven, basamak veya benzeri şeyler yapamazlar. Mezarlar mezarlıklardaki adacıklar içinde ve düzenli çizgiler boyunca sıralanır; mezarların birbirini sıra ile takip eden numaraları olur. Mezarlık memuru her gömme işinden sonra, gömülmüş kimsenin sicilini mahallî nüfus idaresine bildirir ve mezar sıra numarasını gösteren demirden bir levhanın mezarın baş ucuna konmasını sağlar. Sahipli mezarlara taşıtan v.b. malzemeden süsleme veya tesisat yapılabilmesi için, gömülmeden sonra, en az üç ayın geçmesi gerekir. Tarihî değeri olan mezar ve mezarlıklar özel hükümlere tabidir; bunlar, tarihî eser, anıt sayılır.

+ Mezarat çoğl. i. Esk. Mezarlar.

Yorum yazın