İnsanın kökeni

İNSAN (HOMO SAPIENS)

Çok eski çağlardan bu yana insanın canlı varlıklar arasındaki yeri en ilgi çekici konulardan biri olmaya devam etmiştir. Günümüzde insanın kökeni hakkında çok değişik görüşler ileri sürülmektedir. Yalnız insanın bu günkü şekli ile yaratılmamış olduğu, ilk önce basit yapılı canlılarındaha sonra sırasıyla derece derece daha evrimlilerin ve sonunda da Pirimatlardan insan benzeri canlılar ve bunlardan da insanların oluştukları konusunda şüphe bırakmayacak ölçüde kesin kanıtlar mevcuttur.
İNSANIN KÖKENİ
Bugün elde edilen bir çok bilimsel araştırma sonuçlarına dayanılarak insanların eski dünya maymunlarıyla bir çok benzerliklerinin olduğu ve bunlarla ortak bir atadan meydana geldikleri ileri sürülmektedir. Antropolog Gerhard HERBER’e göre, bu teoriye inanmamakla atom teorisine inanmamak arasında hiç bir fark yoktur. Yalnız bir çok bilim adamının insanın, insan benzeri maymunlardan (Pongidae), ne zaman, nerede ve nasıl ayrılıp farklılaştığı konularında kuşkuları bulunmaktadır. Hatta bunların sahip olduğu özelliklerden hangilerinin insan (Hominidae), hangilerinin insan benzeri maymun (Pongidae) özelliği oldukları bile kesin bir şekilde cevaplanamamıştır. İnsanlar ve insan benzeri maymunlar arasındaki filogenetik benzerlik ve bağlantılar, fosil kayıtlarından elde edilen bilgilerin ışığı altında aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Buna göre F. Wood JONES ve daha birçok bilim adamı insanların Tersiyerde görülen insan benzeri canlılardan değil Tarsiidae familyası türlerinin atalalarından köken aldıklarını savunurlar. Fakat günümüzde fosil Tarsiidae örnekleriyle, insanlar arasındaki fiziksel benzerliklerin bunların birbirlerine olan filogenetik yakınlığından değil, paralel evrimden kaynaklandığı kanıtlanmıştır.
İnsanların sahip oldukları ve insan benzeri maymunlarda bulunmayan çok tipik fiziksel özellikleri nedeniyle M. Boule, J. Kalin ve W.J. Straus gibi birçok ünlü bilim admı ise insanın, insan benzeri maymunlar ve diğer eski dünya maymunları gibi Primates örneklerinin daha Protocatarrhini evresinde olduğu bir dönemde, Pirimates’ten ayrı bir dal oluşturarak geliştiğini savunurlar. Bu teoriye Protocarrhini teorisi denir. Günümüzde kabul edilen Pongoid teorisine göre ise insan ve insan benzeri maymunların ortak bir atadan oluştuğu fakat oluşum sırasında tamamen birbirlerinden uzaklaşan bir gelişmenin söz konusu olduğu savunulmaktadır.
İnsan benzeri canlıların geçmişi, ancak fosil kayıtlarından elde edilen bilgilerin ışığında kısmen aydınlatılabilmiştir. Primatların çoğunluğu günümüzde olduğu gibi eskiden de ormanlarda yaşamışlardır. Fosiller orman toprağında çok kolaylıkla bozulduğundan, bunların bütün halindeki fosillerini elde etmek mümkün olamamıştır. Miosendeki (günümüzden 10-25 milyon yıl önce) tabakalar arasında bulunan fosillerin dişlerine dayanılarak bunların Gibbon yada insan benzeri maymunlara benzediği fakat ön üyelerinin henüz uzamadığı ortaya atılmıştır. Kolların uzaması ancak üst Tersiyerde meydana gelmiş ve oldukça yeni bir adaptasyon olarak kabul edilmektedir. Gibbonların bir familyası olan Hylobatidae’de tüm özellikler fosil formlarla aynı olmasına karşın bunlarda farklı olarak ön üyeler uzamıştır. Bu familya örneklerinin diğer insan benzeri maymun formlarından daha önce ayrıldığı ve gelişimini ayrı bir dal şeklinde sürdürdüğü ileri sürülmektedir. En eski kısa kollu gibbonlar (Pliopithecinae) ya da bunların yakın akrabaları, örneğin Aeolopithecus, Mısır’da Oligosen (yaklaşık 40-25 milyon yıl önce) tabakaları arasında bulunmuştur. Kısa kollu gibbonlardan olan Limnopithecus Afrikada, Pliopithecus iseAvrupa ve Asyada üst Tersiyerde yaşamışlardır. Bunlarda gibbonların ataları olmayıp yakın akrabalarıdır.
İnsan benzeri maymunlar (Pongidae) Afrikada ortaya çıkmıştır. Bunlarla Mısırda Oligosen tabakaları arasında bulunan ve çene kemikleriyle dişleri elde edilen Propliopithecus ve Aegyptopithecus gibi çok eski formlar arasında benzerlik vardır. Daha sonra doğu Afrikadaki Miosen tabakaları içerisinde insan benzeri maymunların kafatası, omurga ve üyelerine ait kemikler elde edilmiştir. Proconsul adı verilen bu kuyruksuz maymunlar (insan benzeri maymunlar)’ın üyeleri diğer insan benzeri maymunların aksine brakiyator özellik (ağaç dallarında sallanma ve ve bir dalı bırakmadan uzanıp tutunarak diğerine atlayabilme özelliği) göstermektedir. Böyle bir üye yapısından hem karada ve hem de ağaçlarda yaşamaya uyum gösterecek üyeler oluşabilir.bu nedenle Proconsul’un insan benzeri maymun ve insanların atası olabileceği ileri sürülmektedir. Bu teoriye de Brakiyator teorisi denir. Bunun tam aksini savunan Prebrakiyator teorisine göre ise, insanın ataları Brakiyator teorisinin kabul ettiği farklılaşmayı yapmamıştır. Yani bu günkü Orang-utan ve şempanzelere bile benzememektedir. Ancak böyle bir morfolojik farklılaşma göstermemelerine karşın, insanlarını atalarının böyle bir görevi yapabilme yeteneğine sahip üyelerinin bulunabileceği ileri sürülmektedir.
Proconsul’ların üst Tersiyerde Avrupa ve Asyada yaşadıkları saptanmıştır. Bunların elde edilen çene kemikleri ve diş fosilleri başlangıçta değişik isimler altında verilmiş fakat bugün hepsi Dryopithecus olarak tek bir cins içerisinde toplanmıştır. Bunların bazıları diş yapıları bakımından goril ve orang-utanlara benzemelerine karşın, tüm iskelet yapıları göz önüne alındığında benzerliklerin çok önemli düzeyde olmadığı saptanmıştır.
Buzul devri tabakaları arasında güney Çin’de bulunan insan benzeri dev fosil ise Gigantopithecus olarak isimlendirilmiştir. Bu fosilin özellikle oldukça büyük ve insanlarınkine benzeyen molar dişleri dikkatleri üzerinde toplamıştır. Bunların çene kemikleri ve dişleri gorillerinkinden bile daha büyüktür.
İtalyadaki alt poliosene (yaklaşık 10 milyon yıl önce) ait kömür yataklarında bulunan Oreopithecus ise bu dev yapılı Gigantopithecus’tan daha önemlidir. İsviçreli paleontolog J. Hürzeler yakın zamanda Oreopithecus’un tüm vücut kemiklerini bulmuştur. Hürzeler önce bu kalıntıların eski bir insana ait olduğunu zannetmiştir. Bazı araştırıcılar ise bu kalıntıların Babon’larla insan benzeri maymunlar arasında bir özelliğe sahip olduğunu savunmuşlardır. Yakın zamanda yapılan araştırmalarla Oreopithecus’un hiç bir gruba dahil edilemeyeceği ve Mısırdaki Oligosen tabakaları içerisinde bulunan Apidium ile birlikte ayrı bir familya olarak Oreopithecidae içerisine konulmasının gerektiği ortaya atılmıştır.
Tüm bu bulgulara karşın, günümüzde insanın atası olarak kabul edebileceğimiz fosil sayısı oldukça azdır. Bu nedenle insanın takip ettiği evrimsel yolda birçok boşluk mevcuttur. Hatta çeşitli jeolojik devirlerde elde edilen ve insanın atası olarak kabul edilen fosiller farklı sistematikçiler tarafından incelenince farklı familyalara bile konulmaktadır. Bu nedenlerle insanın atasının ve soy oluşumunun kesin bir şekilde ortaya çıkarılabilmesinde daha birçok fosil bulgularına gereksinme duyulduğu bir gerçektir.
İnsanı tüm diğer canlılardan faklı kılan özelliği beyini ve buna bağlı olarak ta aklının gelişmiş olmasıdır. İngiliz antropolog Arthur Keith’e göre kafatası hacminin 750-800 cm3 olması insanı, insan benzeri maymunlardan ayıran en önemli özelliktir. Bugün eldeki mevcut bilimsel verilere dayanarak insan evriminin beyin hacmindeki artış ile değil vücudun dik bir pozisyon kazanmasıyla başladığı kanıtlanmıştır. Örneğin en eski insan (Protohominid= İlkin insan) olarak kabul edilen Australopithecinae örneklerinde kafatası 450-680 cm3 lük bir hacime sahiptir. Bu büyük bir gorilin kafatası hacmine eşittir. Fakat pelvis ve ayak kemikleri incelendiğinde Australopithecinae örneklerinin dik olarak yürüdükleri ortaya çıkarılmıştır. Dik yürüme özelliğinin kazanılma nedenleri bugün bile kesin bir şekilde aydınlatılamamıştır. Yalnız ayak üzerinde dik bir şekilde hareket başlayınca kollar her yöne doğru yönelebilen ve değişik amaçlar için kullanılan organlar şeklini almış, bu hareketlerin koordinasyonu için de yeni beyin merkezleri oluşmuştur. İnsanlar da beyinin ve özellikle ön lobların gelişmesi dışında, insan benzeri maymunlarla olan farklar kalitatif olmaktan çok kantitatiftir. Tüm bunlara karşın insan insan evriminin daha ayrıntılı bir şekilde açıklanabilmesi için birçok fosil kayıtlarının ortaya çıkarılmasına geksinme vardır.
Afrikada özellikle üst Tersiyer ve buzul devirlerine (yaklaşık 1-2 milyon yıl önce) ait tabakalar arasında çok sayıda Australopithecinae fosillerine rastlanması, Hominidae örneklerinin Afrika’dan diğer kıtalara yayıldığını gösteren bir kanıt olarak kabul edilmektedir. Avrupa, Asya ve Afrikadaki buzul çağı tabakaları arasında bulunan çeşitli kemik fosili ve aletlerle, alt buzul çağıda yaşamış olan Australopithecinae örnekleri, orta buzul çağında yaşamış olan Pithecantropus, üst buzul çağında yaşamış olan Neanderthal adamı ve yakın zamana kadar yaşamış olan modern insanın ataları arasındaki ilkel insanların çok değişik tip ve özelliklere sahip oldukları saptanmıştır. Eski ve yeni insanlar arasındaki bu farklılıklar özellikle birinden diğerine doğru vücudun adım adım dik bir şekle gelmesi ve çeşitli kültür seviyeleriyle bugünkü insan olan Homo sapiens’e kadar ulaşmıştır.

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın