Meksika hakkında bilgiler

MEKSİKA, isp. Mexico veya Mejıco, Amerika’da devlet; kuzeyde A.B.D., güneyde de Guatemala ile sınırlıdır; 1 969 000 km2; 81 883 000 nüf., (1990). Başkenti, Mexico (15 667 nüf. banliyölerle birlikte 17 milyondan çoktur.)

Başlıca şehirleri; Guadalajara (3 256 000 nüf.); Monterrey (2 658 000 nüf.); Cıvdad Juarez (625 000 nüf.); Puebla (836 000 nüf.); Mexicali (495 000 nüf.); Leon (593 000 nüf.); Tijuana (932 000 nüf.); Chihuahua (365 000 nüf.); Tbrreon (364 000 nüf.); Merida (400 140 nüf.); San Luis Pötosi (407 000 nüf.); Veriacruz (305 000 nüf.); Aguascalientes (293 000 nüf.); Hermosillo (319 000 nüf.); Timıpico (268 000 nüf.); Matamaros (188 745 nüf.); Morelia (297 554 nüf.); Durango (204 000 nüf.); Saltillo (322 000 nüf.); Nuevo Loreda (203 000 nüf.);

Kuzey Amerika ve Orta Amerika’nın ucunda uzanan ve Latin Amerika ülkeleri grubundan o-lan Meksika, yirmi dokuz eyalet, iki arazi ve bir federal idare bölümünden meydana gelen federal bir cumhurivettir.

COĞRAFYA Fizikî coğrafya

Meksika’da gerek yüzey şekilleri gerek iklim bakımından birbirinden çok farklı tabiî bölgeler vardır. Ülke topraklarının üçte ikisi yüksek topraklar, yaylalar veya dag kütleleridir.

• Kuzey yaylaları. Meksika’daki en geniş tabiî bütün, kuzey yaylalarıdır. A.B. D.’nin batısını meydana getiren yüksek bölgelerin uzantısı olan bu yaylaların yükseltisi 1 000 m’yi aşar ve kenarlarında iki yüksek sıradağ uzanır: Batı Sierra Madre; Doğu Sierra Madre. Sıradağları derin kanyonlar birçok kısma böler. Bu karmaşık yüzey şekli uzun bir evrimin sonucudur: batıda yüzeye temas eden eski billûrlu taban, kuzeybatı – güneydoğu yönünde kıvrılmış ve kırılmış bir tortul tabaka ile örtülüdür. Bunun sonucunda ortaya bir hendekler (denizle örtülen en belirlisi Kaliforniya körfezini meydana getirir) ve horstlar (Aşağı Kaliforniya yarımadası) dizisi çıkmıştır. Büyük kırıklar boyunca beliren birçok yanardağın lavları, genellikle eski topografyanın eşitsizliklerini örter. Ayrıca yeni yükselme ve yeni aşınmalar, yüzey şekillerinin parçalanmasını tamamlamıştır; eski aşınma yüzeyleri derin boğazlarla yanlıdır: küçük dağlık bloklar alüvyonların yığıldığı kapalı havzalara 0bolsones) hâkimdir. Volkanik ve billûrlu topraklardan oluşan Batı Sierra Madre, çok dar bir kıyı ovası yanında 3 000-4 000 m’ye yükselir; daha az yüksek olan ve tortul kayaçlar-dan oluşan doğu sıradağları çok daha geniş bir kıyı bölgesine hâkimdir. Meksika’nın bu kuzey kesiminde, özellikle kuzeybatıda (Aşağı Kaliforniya), nispeten kurak bir iklim hüküm sürer. Oysa Afrika’da aynı enlemlerde sahra toprakları uzanır. Büyük Okyanus kıyısından ve iç yaylalardan çok daha yağışlı olan doğu kıyısının her yeri yılda 700 mm’den çok yağış alır. En çorak bölgelerde asçölsü olan bitki örtüsü, en az kurak kısımlarda yerini savanalara ve seyrek ormanlara bırakır.

• Volkanik orta bölge. Meksika’nın ortasını meydana getiren volkanik bölge, iki Sierra Madre’nin birbirine yaklaştığı kesimi içine alır; bu kesimin başlıca özelliği doğu – batı kırıklarının çoğalması ve tekto-tonik bakımdan çok karmaşık olmasıdır. Burası depremler ve büyük faal yanardağlar bölgesidir. Popocatepetl (5 452 m) ve Ori-raba (5 702 m) başlıca yanardağlardır. Bu büyük kütleler, batıda Guadalajara havzasından doğuda Puebla havzasına kadar birbirini takip eden bir havzalar dizisine hâkimdir. Havzaların en tanınmışı Anahuac-(Mexico ırmağının havzası) 2000 m yükseltiden yukarıdadır.
Meksika’nın bu kısmında hüküm süren iklimler, kuzey yaylalardakinden çok daha yağışlıdır. Yükselti alçak topraklarda yağışlı sıcak iklimden, en yüksek tepelerde kar ve buza kadar kat kat iklim bölgeleri sıralanmasına yol açmıştır. Ormanlarla kaplı tierras calientes (sıcak topraklar), tierras templedas (ılıman topraklar), tierras frias (soğuk topraklar) ve tierras heladas (buz tutmuş topraklar) birbirini takip eder. İklimlerin kat kat sıralanması, tropikal ürünlerden (muz, şekerkamışı, kakao) orta enlemlerde yetişen ürünlere (buğday, patates, serin ülkelerin meyve ağaçlan) kadar çok çeşitli tarım yapılmasını sağlar

• Güney bölgeler. Bu bölgelerin başlıca özelliği iklimlerinin sıcak ve yağışlı olması ve büyük ormanların geniş alanlar kaplamasıdır. Ama yüzey şekillerinde iki kısım birbirinden iyice farklıdır: Büyük Okyanus kıyısında ormanlarla kaplı,. kolay^ ge*-çit vermeyen billûrlu Chiapas sıradağları yükselir. Kuzeyde, Meksika körfezine doğru karst çözünmesinin kazdığı çöküntülerin çokluğu yüzünden, sünger gibi delik deşik olmuş kalkerli bir masa biçimi uzanır: (Yucatan yaylası).

İktisadî ve beşerî coğrafya

• Nüfus. Meksika nüfusunun yüzde 60’ını beyazlarla kızılderililerin karışmasından doğan melezler, yüzde 30’unu kızılderililer, yüzde 10’unu beyazlar (İspanyol asıllı) meydana getirir. Kızılderili halk çok çeşitlidir. Çorak bölgelerde göçebe kabileler hemen tamamıyle kaybolmuştur. Mayaların medeniyeti geçmişte, Yucatan’ın alçak topraklarında gelişmişti, ama kızılderililerin er sağlam yerleşmesi, verimli volkanik topraklı, ılıman iklimli, yüksek topraklarda oldu. Aztek imparatorluğunun doğduğu yük sek havzalar, bugün de Meksika devletinin hayatî merkezidir. Havzalarda nüfusun yarısından çoğu yaşar ve birçok büyük şehir (Mexico, Guadalajara, Puebla, Leon v.b.) burada kurulmuştur. Kuzeydeki çok geniş yarı-çorak topraklarda nüfusun ancak yüzde 20’si, Atlas okyanusu kıyısında yüzde 12’si ve Büyük Okyanus kıyısındaki topraklarda yüzde 19’u yaşar. Meksika, değerlendirilmesi güç ormanlık bölgeler ve çöllerle çevrili, gerçek bir kara ülkesidir.

• İktisadî coğrafya, iklim şartları ve yüzey §ekileri, ekilebilir alanları kısıtlanmıştır: tarıma elverişli topraklar ülke yüzölçümünün yüzde 12’sini kaplar; geri kalan kısım, çorak topraklar (yüzde 40), ormanlar (yüzde 20), cılız otlaklarla (yüzde 28) örtülüdür. Kolayca ekilebilecek toprakların darlığına meksika nüfusunun çok hızlı bir ritimle artması da (yılda yüzde 3) eklenince, durum daha güçleşir. Sanayide istihdam imkânları daha da sınırlıdır. Birçok meksikalı, rio Grande’yi yüzerek aşar (bu yüzden bunlara wet back adı verilir) ve kaçak olarak A.B.D.’ye girer: A.B.D.’de dörtte üçü kaçak olarak girmiş 800 000 işçi, geçici işlerde çalışmaktadır.

Meksika azgelişmiş bir ülkedir: nüfus artışı yeterli bir İktisadî kalkınma ile karşılanamaz; çünkü ülke birçok engelle karşı karşıyadır: elverişsiz tabiî şartlar (kuraklık, aynı zamanda da aşırı yağışlılık; dağlık topraklar), İspanyol sömürgeciliğinden kalan çoğunluklar olumsuz usuller, büyük kuzey amerika şirketlerinin İktisadî hegemonyası, toprakların, toprak aristokrasisi elinde toplanması v.b. Bununla birlikte 1917 Devriminden beri Meksika hükümeti, çabalarını halkın sosyal şartlarını iyileştirmeğe ve millî ekonomiyi geliştirmeğe yöneltmiştir.

Gerçekleştirilen en önemli işlerden biri toprak reformudur; bu reformla 1934’te büyük toprak sahiplerinden alınan 25 milyon hektarlık az-çok işlenmemiş toprak, 2 milyondan çok köylüye dağıtıldı. Toprakların tarım değeri çok eşitsizdir. Köylüler, kızıl-derililerin kolektivist geleneklerinden ilham alan ejido’lac halinde gruplaştırıldı ve her birine topraktan başka (ekilebilir toprakların yüzde 50’si) malî ve teknik yardım da yapıldı. Üstelik toprak reformu, mülk sahipleri, işlenmeyen veya kötü işlenen toprakların dağıtılmasından korktukları için, kolektifleştirilmeyen toprakların değerlendirilmesini de sağladı. Devlet ayrıca sulama ve akaçlama işlerini de destekledi. Bu üç sebep • yüzünden Meksika’da tarım alanında ilgi çekici gelişmeler gerçekleştirildi; ama bu gelişme besin tarımından çok ticarî bitkiler tarımındadır. Halkın temel besini olan mısır ve barbunya fasulyesi tarımı gelişmedi; buna karşılık kuzeyde buğday, güneyde pirinç tarımı ilerlemektedir. Kahve tarımı çok hızlı gelişmektedir. Ayrıca kuzeydeki sulanan topraklarda pamuk tarımı çok ileridir ve Meksika bugün dünyanın en çok pamuk ihraç eden ülkeleri arasındadır. Güneyde kakao, muz, şekerkamışı ve sisal tarımı da gelişmektedir. Tarımda en büyük değişiklik kuzey yaylalarında oldu; çok sayıda ama orta vasıflı hayvan yetiştirmeğe elverişli geniş otlaklar, günden güne ince tarım a-lanları haline getirilmektedir. Bununla birlikte orta bölgedeki en kalabalık topraklarda henüz bu kadar önemti değişiklikler yoktur.

Sanayinin büyük kısmı yeraltı kaynaklarının işletilmesine dayanır. Meksika’da dünya gümüş üretiminin (Pachuca ve Parral madenleri) beşte biri, kurşun üretiminin (Santa Barbara, Lampazos, Zimapan maden, leri) yaklaşık olarak yüzde 12’si üretilir. Bununla birlikte bu geleneksel üretimleri bazı yeni ürünler aşmağa yönelmiştir: petrol, ülkenin büyük gelir kaynaklarından biridir. Texas ve New Mexico petrol bölgelerinin uzantısı olan yataklar, özellikle Meksika körfezi kıyısı boyunca (Tampico, Tuxpan, Veracruz, Minatitlan) uzanır. 1921’de Meksika’nın petrol üretimi dünya üretiminin dörtte biriydi. 1938′de petrol işletmelerinin millileştirilmesi (o tarihe kadar yabancı şirketlerin elindeydi) milletler-asası ithalâtçıların meksika petrolünü boykot etmesine yol açtı. Bir buhran döneminden sonra bugün meksika petrolü, başlıca enerji kaynağı olduğu millî pazarda günden güne daha çok kullanılmaktadır. Gerçekten Meksika’da büyük maden kömürü yatakları (kuzeydoğuda Sabinas havzası) yoktur. Bununla birlikte hidroelektrik üretimi gelişmektedir.

ikinci Dünya savaşından beri sanayileşme hareketi hızlandı. Monterrey ve Monclova çelik fabrikaları sayesinde Meksika, Latin Amerika’nın metalürji bakımından ikinci i-leri ülkesi haline geldi. Çoğunlukla imalâthane özelliğini muhafaza eden besin sanayimden sonra dokuma sanayii, sınaî ü-retimin üçte ikisini (Mexico, Puebla) temsil eder. Bazı makine ve kimya sanayileri ihtiyacı karşılar. Bununla birlikte İktisadî düzelmelerden halk kütleleri henüz yararlanamamakta ve hayat seviyesi millî ekonomiyle aynı ritimde artmamaktadır. Millî hasılanın yarısını hâlâ ticarî ve malî faaliyet meydana getirir; ticarî açık, turizmden sağlanan kârlarla kısmen kapatılmaktadır.
1960-1965 (dahil) arasında sabit fiyatlarla gayrı safi millî hasıla yüzde 35, yani yılda yüzde 5 oranında arttı. Ama ortalama hayat seviyesi buna paralel olarak yükselmedi : nüfus artışı kişi başına yıllık üretimi yüzde 2,5’a düşürürken, büyük sosyal eşitsizlikler azaltılamadı. Millî üretimdeki gelişme büyük ölçüde sanayi kesiminin gelişmesine bağlıdır; sanayi gelişmesi ritmi, faaliyet kollarına göre büyük ölçüde değişir. Maden üretiminin yavaş artmasının sebebi, geleneksel gümüş (dünyada en çok gümüş üreten ülke gene de Meksika’dır), bakır, kurşun ve çinko ocaklarındaki duraklamayı veya gerilemeyi geniş ölçüde karşılayan petrol (1960-1965 arası üretim 14 Mt’dan 18,5 Mt’a çıkmıştır) tabiî gaz (9,7’den 16 milyar m3’e çıktı [1966]) ve demir (0,5’ten 1,8 Mt’a çıkmıştır) üretiminin artmasıdır; özellikle kimya (petrokimya) ve makine sanayii (kısmen 1965’te, 2,7 Mt çelik üreten ve beş yıl içinde üretimi yüzde 76 artan demir-çelik fabrikaları tarafından beslenmektedir) hızla gelişti. Büyük ölçüde gelişen otomobil sanayii, yılda 100 000 araba çıkarır: Meksika, Puebla ve Sahagun’da üç montaj fabrikası (ikisi Batı Almanya, biri fransız firması tarafından) kuruldu. Elektrik üretimi 1966’da 20 TW/saate yaklaştı ve böylece 1960’taki üretimin hemen hemen iki katına çıktı. Tarım alanında, ekim işleri, hayvancılıktan daha hızlı gelişti: 1960-1965 arası buğday üretimi hemen hemen iki kat, mısır üretimi yüzde 65, kahve ve şeker üretimi yüzde 20, pamuk elyafı (mahallinde işlenen kısmı günden güne artmaktadır) yüzde 10 arttı.

Bununla birlikte ticarî bilanço hâlâ açık verir ve ithalât kuvertürü oranı henüz yüzde 75’ten aşağıdır; öte yandan ihracatta tarım ürünleriyle sanayi hammaddelerinin ağır basması da (1965’teki toplam ihracatın yüzde 75’i) giderilemedi.
Sanayi üretimindeki artış ülkede tüketildiği halde, satın almalarda mamul malların (1965’te toplam ithalâtın yüzde 80’inden fazlası) önemi azaltılamadı. Yabancı yardımı gerektiren mahallî yatırımların yetersizliği ve nüfusun aşırı ölçüde artışı (1960 -1967 arası 9,5 milyon arttı), ekonominin gerçek gelişmesini sınırlar; ekonomi büyük ölçüde A.B.D/ye bağımlıdır: ithalâtın üçte ikisi ve ihracatın vüzde 60’ı A.B.D. ile yapılmaktadır. [Bk. EK CİLT].

HAYAT SEVİYESİ VE İKTİSADÎ GELİŞME

1910 – 1940 Arasındaki ilk dönemde, Meksika’nın gelişmesinde özeliikle ana kurum-lardaki değişme ağır basmıştı: tarıma daya nan yarı feodal ekonominin değiştirilmesi; büyük toprakların devletleştirilmesi ve bölünmesi; toprakların küçük köylülere dağıtılması; «ejido»ların kurulması, işçi sendikalarının sağlamlaştırılması, kızılderilile-re yeni haklar tanınması, özellikle de meksika işletmelerinde yabancı iştiraklerin ve denetiminin sınırlanması. Bu son alanda köklü bir değişiklik oldu. Meksikalılarca yapılan değerlendirmelere göre 1903’te yabancılar ülkedeki millî servetlerin yüzde 20’sini kontrol ediyorlardı. 7 Yıl sonra, devrim arifesinde bu oran, yüzde 42’ye u-laştı; gene aynı kaynaklara göre 1930’da yabancıların yatırımları, tarımda yüzde 9, petrolde yüzde 99, madenlerde yüzde 98, elektrik üretiminde yüzde 99, ticaret ve kamu hizmetlerinde yüzde 42, demiryolları ve tramvaylarda yüzde 79 oranındaydı.

Cardenas’m petrol sanayiini devletleştiren, yabancı sermayeyi ve ya bancılar m yerli kurumlan^ yönetimindeki rollerini sınırlayan başkanlığı sırasında, yabancıların elindeki millî servet oranı yüzde 33’e düştü. 1940’tan sonra ekonominin modernleştirilmesine ağırlık verildi. Savaşlar da ülkeyi kendi imkânlarıyle yetinmeğe zorladığından, sanayi üretimi yoğunlaştırıldı ve İktisadî faaliyet geliştirildi. Bu hamle sonradan eşsiz bir gelişmeyle devam ettirildi. 1946 -1951 Arası kişi başına üretim artışı oranı Amerika’dakinin çok üstüne çıktı. 1950V den sonra İktisadî gelişme son on yıldan da fazla oldu. 1954’ten itibaren millî gelir yüzde 6 oranında arttı, tarımda çalışan nüfus iki kat çoğaldı ve sanayi üretimi yüzde 80’e vardı. Bu gelişme Venezuela’da olduğu gibi çok büyük yeni tabiî kaynaklar bulunması sonucunda değil, devamlı çalışmalar sonucunda ve çok az yabancı sermaye kullanılarak gerçekleştirildi (1940’-tan sonra yabancı sermaye hiç bir zaman toplam millî yatırımın yüzde 15’ini geçmedi). Ayrıca meksika ekonomisinin çeşitli kesimlerindeki kalkınma yüzdeleri, öbür latin amerika ülkelerinin kinden daha u-yumluydu. Bu gelişmeler sayesinde Meksika’da kişi başına yıllık gelir 256 dolara u-İaştı; bu miktar bütün öbür latin amerika ülkelerinde kişi başına düşen ortalama gelirin iki katıdır. Hayat seviyesindeki bu yükseliş çeşitli konularda gözlenebilir: eskiden yerde yatarken, (1970) bir yatakta yatan meksikalıların sayısı günden güne artmakta, eskiden yalın ayak gezerken bugün ayakkabı giyenler çoğalmakta, ekmek tüketimi artmakta, sihirbaz yerine hekime başvuranlar, tren, otobüs v.b. binerler çoğalmaktadır.

Tabiî engellerin büyük sıkıntılara yol açmasına rağmen, tahıla dayanan ilkel tarım ekonomisinden ihracat maddeleri tarımına dayanan (pamuk, kahve) pazar ekonomisine geçiş dolayısıyle, en ilgi çekici gelişmeler gene de tarım alanında kaydedildi.

1970’te tarım ürünleri toplam ihracatın hemen hemen yüzde 60’ını karşılayarak ihracatta eskiden madenler ve petrolün tuttuğu yeri almıştır. 1950-1955 Arası nüfusun yüzde 15 ve gayrısafi millî hasılanın yüzde 27 artmasına karşılık tarım ürünleri yüzde 43 oranında artmıştır.

Bununla birlikte birçok mesele henüz çözülememiştir. Sanayi bakımından Meksika’da sömürge ekonomisinin birçok özellikleri hâlâ devam etmektedir: özellikle sanayileşmesi henüz çok yetersiz olan ülkeye gerekli mamul maddelerin ve donatımın satın alınmasını sağlayacak dolarlar, ancak tarım ürünleri ve hammadde satılarak elde edilebilmektedir. Bu durumun sonucu olarak Meksika, yabancı ülkelere, özellikle de hâlâ, bazı temel sanayiini (madenler, telefon, elektrik, otomobil imalâtı) kontrolü altında tutan A.B.D.’ye büyük ölçüde bağımlıdır.

Gene bu durumun sonucu olarak ülkede enflasyon da müzminleşmiştir. Tarım alanında sanayi gelişmesinin henüz istihdam etmede yetersiz kaldığı nüfus artışı, modernleştirme hareketini büyük ölçüde engeller. Makineleşmenin ve sulama tekniklerinin geliştirilmesine daynan bu hareket, toprak azlığı (aşırı ölçüde işlenen toprakların aşınması bu meseleyi daha da ciddî-leştirir), müzmin işsizlik ve eksik istihdam gibi meselelerle karşılaşır. «Ejido»ların toprakları genellikle küçüktür ve bu toprakların ancak yüzde 5*i sulanabilir, ayrıca ulaşım yollarının yetersizliği de önemli bir engeldir. Bu yüzden Meksika’nın ithal etmek zorunda kaldığı besin maddelerinin oranı günden güne artmaktadır.

Sosyal bakımdan gelirlerin 1940’tan beri artmasına rağmen servetler hâlâ çok eşitsiz bir şekilde dağılır; hattâ bu eşitsizlik artmıştır: nüfusun yüzde l’i ücretli gelirinin yüzde 66’sını alırken, nüfusun yüzde 99’u «eri kalan üçte biri paylaş maktavHı rat FTCCİLD

TARİH Tarihöncesi ve tspanyolöncesi

Meksika’nın coğrafî zıtlıklarla dolu bir ülke olması, yerli medeniyetleri büyük ölçüde etkiledi. Doğu Sierra Madre’in doğusuna kadar uzanan kıraç topraklar, ülkeye batı teknolojisi girmeden önce, çiftçilerin yerleşmesine elverişli değildi. Bu bölge ve Aşağı Kaliforniya, tspanyolöncesi dönemde, devşirmecilikle geçinen göçebelerin yaşaıdığı, seyrek nkfuslu bir kesimdi. Büyük Okyanus kıyısı ve Kaliforniya körfezi boyunca uzanan ve Doğu Sierra Mad-re’den gelen sularla beslenen alüvyonlu kuzeybatı ovalan ve’ bol yağış alan dağlar ise tarıma elverişliydi. Meksika’nın fethi sırasında kuzeybatıdaki bu bölgelere, güneyin medenî halkı ile A.B.D.’nin güneybatısındaki çiftçi halklar arasında ilişkiyi sağlayan tarımcı bir topluluk yerleşti.
Panuco ırmağının Meksika körfezi kıyısındaki ağzından (Veracruz’un kuzeyinde), Santiago ırmağının Büyük Okyanus’a döküldüğü yere kadar kabaca çizilen bir çizginin güneyinde yaşayan Kızılderililer, çevrenin elverişli şartlarından yararlanarak karmaşık ve yerleşik medeniyetler geliştirdiler. Orta ve Güney Meksika ile Gueta-mala, İngiliz Hondurası, Honduras’ın güney parçası ve El Salvador’u da içine alan ve bu çizginin güneyinde kalan kesimde, tropikal yağışlı ormanlık alçak bölgelerden, yan kurak çayırlıklar, verimli yarı tropikal ve ılıman iklimli vâdiler ve soğuk yüksek bölgelere kadar çeşitli iklim bölgeleri yer alır. Küçük bölgelerdeki bu iklim çeşitliliği, birbirine yakın ama çok farklı yaşanan kesimler meydana gelmesine yol açtı; birbirini tamamlayan tabiî gelir kaynakları bulunması, ticaretin ve fethin gelişmesine imkân verdi Bu iç ilişkiler sayesinde bütün bölgede, birbirine benzeyen medeniyetler kuruldu ve mahallî farklara rağmen, bilginlerin «Orta Amerika alanı» adını verdikleri medeniyet alanmı meydana getirdi. Şehir medeniyeti seviyesine ulaşan erç ileri kızılderili medeniyetleri bu alanda gelişti.

Tarihî bilgi kaynaklan. 3 000 Yılı kapsayan ve İspanyol istilâsıyle sona eren medeniyet gelişmesinin izlerine, ancak Orta ve Güney Meksika’da rastlanabilir. Buralarda elde edilen bilgiler, arkeoloji buluntularının yorumlanarak tarihî tahminler yapılmasına dayanır. Tabiî tarih kaynakları bu dönemin ancak son birkaç yüzyılı için bilgi verir.

Kızılderili kaynakları üç grupta toplanabilir:

1. resim – yazı ile hazırlanmış orijinal kitaplar. Kızılderili yazısının resim özelliği yüzünden bu kitaplar daha çok özel isimler, tarihler, doğum, evlenme ve ölüm kayıtları, fetihler v.b.yi kapsayan özetlerdir. Ayrıntılar, sözlü gelenekle destan şeklinde nesilden nesle aktarıldı. Bu epik şiirlerin bir kısmı, ikinci gruptaki tarih eserlerinde yazılıdır. Çoğu fetihler sırasında kaybolan, yobaz rahipler tarafından sistemli bir şekilde yok edilen veya zamanla çürüyen bu eserlerden pek azı bugüne kalmıştır. Kuzey Oaxaca-Güney Puebla bölgesinde hazırlandığı bilinen bir kısım resimli kitaplara dayanan Alfonso Caso, Mixtee kral sülâlesinin M. ö 692’ye kadar uzanan bir listesini çıkardı;

2. İspanyol istilâsından sonra latin harfleriyle yazılmış kızılderili dillerinde veya İspanyolca tarihler (sözlü geleneğe dayanarak veya resim – yazıların yorumlanmasıy-le). Bu eserlerin bazıları Orta Meksika hakkında bilgi verir, ama Tolteka döneminden (900 – 1200 yılları) geriye gitmez. Bu gruptan olan Relación de Michoacan ve Yucatan’da bulunan Chilam Balam, İspanyol istilâsından önceki iki yüzyılı anlatır. Bu kitaplar V. yy.a kadar bilgiler verir, fakat ancak X, yy.dan sonrasıyle ilgili bilgileri tutarlıdır;

3. sömürge döneminin ilk yıllarında İspanyol yöneticilerin yaptıkları soruşturmalara verilen cevaplarda (özellikle Relaciones Geográficas’la [1579-1582]), Kızılderililerin Ispanyollara verdikleri dilekçeler v.b. kaynaklarda ilgi çekici tarihî bilgiler vardır. Bunlar, kişisel hatıra ve kişilerin tarih bakımından önemli bulduğu konuları yansıtması bakımından değerlidir. Olayların mahallî yorumlarını ortaya koymaları bakımından resmî tarihlerle mukayese edilebilir. Bu şekilde elde edilen bilgiler, sadece İspanyol istilâsından önceki birkaç yılı kapsar. Eski Maya’nın «uzun hesap» sistemiyle ilgili yazılar çözüldükten sonra, ilk bin yılın önemli bir bölümünün kronolojik çerçevesi belli oldu. Bununla birlikte, Maya uzun hesap sistemi ile bugün Batı’da kullanılan takvim arasındaki ilişki henüz kesinlikle belirtilememiştir. Uzun hesap ile Gregoryen takvimi arasındaki ilişki üstüne çok farklı görüşler i-leri sürüldü, i. Eric S. Thompson’un ileri sürdüğü bağıntı birçok uzman tarafından kabul edilir. Buna göre, uzun hesap işaretleri 300’den 900’e kadarki dönemi kapsar. Bu yazıda verilen tarihler Thompson’-un bağıntısına dayandırılır. Ticaret ilişkileri ve üslûp belirtilerine dayanılarak aynı tarihler, böyle bir kronoloji çerçevesinin bulunmadığı Orta Meksika’ya da uygulandı.
Karbon izotop 14’ün organik kalıntılarının radyoaktivitesine dayanarak tarihleri tespit etme metodu, orta amerika malzemesi için de kullanıldı; ama bu metot henüz deneme döneminde olduğu için, kesinlikle güvenilen sonuçlar vermedi. Gerçekten Orta Amerika için verilen tarihlerin bazıları başka kaynaklarla çelişki içindedir.

• Avcılık ve devşirmecilikle geçinen halklar. Meksika’da ilk yaşayan insanlarla ilgili belirtiler, Becerra adı verilen jeoloji tabakalaşmasının üst katlarında bulundu. Bu tabakalaşma Pleyistosenin sonunda başladı. Becerra faunası, mamutlar, amerikan atları ve nesli tükenmiş başka hayvanları kapsıyordu.

XDC. yy.ın ikinci yarısında Fransa’nın Meksika Bilimsel komisyonu, jaliseo’da (Juchipilla bölgesi) jeoloji tabakalaşmaları arasmda fil ve bizon fosilleri ile taş âletler buldu; aynı kalıntılara Guanajuto eyaleti ile Federal bölgenin sınırları içindeki Tacubaya’da da rastlandı. 1946’da, büyük bir mamut (Archidiskodon imperator) başının yanında, insan tarafından yapıldığı anlaşılan sert bir püskürük külte levhası bulundu (Mexico eyaleti, Tepexpan yakınlan, Becerra yatağı). 1947’de aynı yerde ve aynı jeoloji tabakasında 55-60 yaşlarında bir erkek iskeleti ortaya çıkarıldı; fakat, bu iskeletin tepexpan adamı adı verilen (10 00C yıl kadar önce yaşamış) bir insana ait olup olmadığı konusunda farklı görüşler ortaya atıldı ve sonradan buraya gömülen birinin iskeleti olabileceği de ileri sürüldü. Sonunda mart 1952’de gene Becerra tabakasındaki kazı sonucunda Santa Isabel lxtapan’da (Tepexpan yakınları) başka bir Archidiscodon iskeleti bulundu. İskeletin omurga kemikleri arasında sivri uçlu bir çakmak taşı, başka yerlerinde beş tane daha çakmak taşı veya püskürük külteden yapılmış âletler vardı. Sivri uç, seot-tsbluff tipi denilen türdendir ve A.BvD.’nin yüksek düzlüklerindeki hayvan kalıntılarında bulunanlara benzer. Becerra zamanından kaldığı ileri sürülen öbür kalıntılar şunlardır: 1870’te Tequixquiac’ta bulunan, hayvan başı biçiminde oyulmuş bir lama fosili kemiği; çeşitli sert taşlardan ve kemikten yapılmış âletler <1946’dan Tequixquiac, El Risco ve San Fransisco Mazapan’da bulundu).

Jeologlar, Becerra döneminin 10 000 yıl önce sona erdiğini ileri sürer Radyokarbon metodu, bu tarihlendirmeyi, yukarı be-cerra tabakalaşmalarındaki malzeme için (ağaç, turba, su bitkilerinin sapları ve kökleri) 16 000 ile 4 000 yıl önceye götürür. Bu son tarih, beklenenden çok daha yakındır ve ilk ağızda kabul edilecek ıkat-dar emin değildir. Bununla birlikte 8 000 ve 4 000 yıl öncesini gösteren Buzulsonrası dönemin yüksek ovalarında bulunan sivri uçlu scottsbluff tipi âletler, Santa Isabel txtapan’daki buluntuların 10 000 yıldan daha yakın bir tarihten kaldığını ortaya koyar. Bulunan insan iskeletleri ve taş âletler, çok değişik yerlerde ve çok değişik tarihlerde yapılmış olduğundan eskilikleri ü-zerine yeterli delil yoktur.

Orta meksika tarihinde Avcı Halklar ve Mamutlar çağı ile, bilinen ilk yerleşik çiftçiler arasında binlerce yıllık bir bilgi boşluğu vardır; bu boşluğu birçok âletin ortaya koyduğu bir medeniyetin varlığı nispeten doldurur; âletler arasında bazalttan yapılmış övütme taşları büyük yer tutar ve «kalko» deyimi altında toplanır. Bu medeniyetin avcılıkla değil devşirmecilikle geçinen halklar tarafından yaratıldığı ileri sürülmüştür. Helmut de Terra’ya göre 10 000 veya 4 000 yıl önceden kalan bu âletler, çoğu yüzeyde bulunduğundan, güvenilir bir jeoloji tarihlendirmesine temel olamzlar. Ayrıca, basit bir taş işçiliği geleneği içinde toplanmaları tartışma götürür. Bununla birlikte, Kuzeybatı Meksika’da yapılan araştırmalar bu medeniyetin Güneybatı A.B.D.’deki devşirmeci halkların medeniyetinin güneye doğru (Sonora’da ve belki aynı zamanda Chihuahua’da) uzantısı olduğunu ortaya koymuştur.

Arkaik çiftçiler. Meksika’da henüz tarımın ve yerleşik hayata geçişin başlangıcını gösteren kalıntılar bulunmamıştır. Yerleşik çiftçilerin bilinen en eski kültürleri (arkeologlar buna arkaik veya «orta» kültürler adını verirler) çok karmaşıktı. Bunların uzun bir yerleşik yaşama geleneğinin ürünleri ve daha önceki durumları henüz bilinmeyen sanatların gelişmiş şekilleri olduğu sanılır.

Bugüne kadar hiç bir arkaik yerleşme merkezi kazılmadı; bununla birlikte deneme hendekleri ve çukurlarındaki buluntular, bu dönemdeki yaşayışın kabaca bir görünüşünü vermeğe yeterlidir. Kalın, verimli ve alüvyonlu topraklar, ılıman iklim, göllerde balık ve bataklık kıyılarında yabanî kuşlar yaşaması, bölgeyi çevreleyen dağlardaki av hayvanları, Meksika vâdisini yerleşmeğe elverişli hale getirmişti. Halk, mısır tarımıyle geçiniyordu (fasulye ve kabak yetiştirildiği de sanılır). Avcılık ve balıkçılık, ikinci derecede İktisadî faaliyetlerdi. Çöp yığınları içinde bulunan geyik kemiklerinin çokluğu, bu dönemin ilk kısmında avcılığın önemli yer tuttuğunu gösterir. Daha sonraları av hayvanları azaldı. Buluntularda pamuklu dokuma kalıntılarına da rastlandı. Meksika vâdisinin yüksekliğinin pamuk yetiştirmeğe elverişli olmaması, Morelos, Guerrero veya Puebla’nın güney kısmı gibi komşu yarı-tropikal iklimli bölgelerle ticarî ilişkileri geliştirdi. Bu ilişkileri, seramik tiplerinin çeşitliliği ve pişmiş topraktan heykelcikler de ortaya koyar. İki kıyının (erken bir tarihte Büyük Okyanus kıyısı ve sonraları Meksika körfezi) deniz kabukları da süs olarak kullanılmış ve vâdinin dışından getirildiği anlaşılan yeşim ve başka değerli taşlar bulunmuştur. Âletler taştan ve kemikten yapılıyordu. Başlıca teknoloji usulleri Arkaik çağda yerleşerek küçük eklemler ve değişikliklerle ülkeye avrupa tekniğinin sokulmasına kadar devam etti.

Uzun zamanları kapsayan sürekli yerleşme yerleri kalın çöp tabkalarıyle belirlenir. Ev tiplerini gösteren çok az buluntu vardır; bununla birlikte, duvarların ağaç çubuklardan yapıldığı, çamurla sıvandığı anlaşılır. Bu yapı biçimi, bugün de meksika köylerinde kullanılır. Evlerin saz çatılarla örtül-düğü sanılmaktadır. Taş yapılara ancak Arkaik dönemin sonlarında rastlanır. Bu dönemin siyasî düzeni hakkında hiç bilgi yoktur; sosyal yapının nasıl olduğu çok az biliniyor. Mezarlardaki buluntulardan, sosyal farklılıkların olduğu anlaşılmaktaysa da bu farklılaşmaların kesin sınıf ayrımlarını ifade etmediği sanılır. Arkaik çiftçilerin dinî düşünceleri, bereket kültünde yansır. Pişmiş kilden birçok küçük kadın heykelinde bu inanışla ilgili şekiller görülür. Kültün temelinin Ispanyolöncesi dönemde önemli yer tutan tanrıların annesine (toprak tanrıçası) tapınma olduğu sanılmaktadır. İki başlı heykelcikler ve iki kısmili maskeleı («hayat ve ölüm» kavramlarını temsil eder) daha sonra çok önem kazanan ikilik ilkesinin ilk tohumlarıdır. Bu inançlarda, daha sonraları klasik medeniyetler döneminde çok geliştirilen tanrıların ve sembollerin rahipler tarafından temsil edilmesine rastlanmaz.

Arkaik çöplüklerde bulunan mangal kömürünün radyokarbon tarihlendirmesi, bu dönemin M.ö. 1500’den önce başladığını gösterir. Radyokarbon tarihleri kabul e-dilirse 1000 yıllık bir dönem önemli bir kültürel gelişme olmadan geçmiş ve kültür alanında dikkate değer bir süreklilik sağlanmıştır.

Hıristiyanlık döneminden önceki son yüzyıllarda, yapıları birbirine benzeyen köylü toplulukları Orta Amerika’nın birçok yerinde çok farklı toplumlar meydana getirmeğe başladı. Orta ve Güney Meksika’nın her yerinde, Guatemala’nın yüksek bölgelerinde ve Büyük Okyanus kıyısında, köyler büyüyerek şehir haline geldi. Meksika vâ-disindeki Tlatilco (Mexico City’nin kuzeybatısında geniş bir bölge) bu geçişe iyi bir örnektir.
Henüz bu bölgedeki kazılarla ilgili yayın yapılmadı. Bununla birlikte, büyük mezarlıkta bulunan kalıntılar (1940 kazısında) tek yön|ü köy medeniyetinden çeşitli ve karmaşık şehir medeniyetine geçişi belirten sosyal yapı değişiklikleriyle ilgili bilgiler verdi. M.ö. 500’den önce bile (radyokarbon tarihlemesine göre) bazı şehirler, dinî amaçlarla kullanılan sunî tepecikler yapacak kadar İktisadî bakımdan güçlenmiş ve kalabalıklaşmıştı. Vâdinin güneyinde, Tlalpan yakınındaki Cuicuiİco’da kesik koni biçiminde platformlar (en büyüğünün temelde çapı 120 m, yüksekliği 23 m) mihraplara temel olarak yapıldı. Bu büyük yığının çamurdan bir çekirdeği ve taş kaplama bir cephesi vardı, Yucatan’daki Yaxuna’da bulunan piramit biçimindeki bir tepecik de bu dönemden kalmadır. Dönemin özelliklerinden biri takvim ve hiyeroglif tarzında yazılardır; bunların ilk örnekleri Monte Alban yıkıntılarında daha geç bir dönemden kalma yapıların altından çıkarılan taş üzerine kazılı takvim yazılandır.

• Klasik medeniyet. Orta Amerika’da arkeologların «Klasik» adını verdikleri dönem, Milâdın başından M.S. 900 yılarına kadar sürer; bu dönemde parlak medeniyetler gelişti ve yok oldu. Bu medeniyetlerde maden işleme bilinmiyordu. Yalnız, 750 yıllarında, Orta Amerika’ya (Honduras, El Salvador ve Guatemala) Panama ve Kosta Rika’dan ticaret yoluyle gelen altın-bakır alaşımı bazı süs eşyaları bulunmuştur.

Bölgeler arası ulaşım çok zayıftı. Orta Amerika’da ehlileştirilip yük hayvanı o-larak kullanılabilecek hayvanlar (çekim ve binek hayvanı olarak kullanılan peru laması gibi) yoktu. Tekerlek biliniyor, far kat sadece bir oyuncak olarak kullanılıyordu. Toprakların büyük kısmının dağlık olması ulaşımı güçleştiriyor, mallar bölgeden bölgeye insan gücüyle taşınıyordu. Orta A-merika ırmakları da ulaşıma elverişli değildi. Yalnız, Meksika vâdisinde ve Mic-hoacan’daki göllerde (aynı zamanda Guatemala’daki Atitlan gölü) kanolarla ulaşım yapılabiliyordu. Bu yüzden bu bölgeler, ispanyolöncesi dönemde önem kazandı. Kıyı boyunca deniz ulaşımının sadece Yucatan yarımadası çevresinde yapıldığı sanılır. Bununla birlikte, tarım kalabalık bir nüfusu besleyecek kadar gelişmişti; bu nüfusun bir kısmı büyük dinî merkezlerde veya gerçek bir şehir hayatı yaşayan merkezlerde toplanıyordu. Bu topluluklardaki üretim fazlası, tanrılara, yeryüzündeki temsilcileri olan din adamlarına ve ölülere sunuluyordu.

Orta Meksika’da bu dönemin en büyük şehri, kalıntıları Mexico City’nin 40 km kadar kuzeydoğusunda olan Teotihuacan’dır. 300 Yıllarında, 2,2 km*’den çok bir alanı kapsayan şehir 700 yıllarında 8 km2’ye yayıldı. Dış mahallelerinin nereye kadar uzandığı bilinmez. Şehrin merkezini meydana getiren tapmakların‘en büyüğü olan Güneş piramidinin yüksekliği 64,46 m i-di. Temeli en geniş olan tapmak, kare planlıydı (bir kenarı 400 m) ve Tüylü Yılan (deniz tanrılarının sembolü) Qetzal-coatl’a adanmıştı. Duvarla çevrili olan bu tapmak, asıl tapmağın temeli olan bir piramidi ve büyük bir tören alanı ile rahiplerin yaşadığı yapılan kapsıyordu. Şehrin eksenini meydana getiren ölüler caddesi ile öteki sokaklar, kerpiç bloklarla döşenmişti. Konut semtinde evler üst üste yığılmıştı. Kazılarda bulunan evlerin pek azı birden çok odalıdır; iç süslemeleri ve ö-zellikk duvar resimleri, bu konutlarda yüksek sınıftan insanların oturduğunu gösterir. 200’den çok oda ve avludan meydana gelen bir bina yığını 1935’te Sigvald Linné tarafından kazıldı. Şehrin güney ucundaki bu bütünün orta sınıf tüccarların özel konutları olduğu sanılır. Aşağı sınıftan halkın evleri üstüne bilgi yoktur.

Bir tepe üstünde kurulan Monte Alban, Oaxaca’nin erta vadilerinin başlıca şehriydi. Burada birçok tapınak ve evlerin altına yapılmış sağlam mezarlar bulundu. Quintana Roo’daki Coba, dış bölgelere yayılan bir karayolu şebekesinin merkeziydi. Bu yollardan en uzunu, batıya, Yaxuna’-ya uzanan 1000 km’lik bir karayoluydu. Bu dönemin önemli merkezlerinden biri de, Kuzey Veracruz’un kıyı ovasında El Ta-jin ve Maya bölgesinin batı ucundaki bölgelerden biri olan Chiapas’taki Palenque idi. Güney Veracruz ve Tabasco’da ölmek medeniyetinin bu dönemde geliştiği sanılır. Klasik dönemin anıtsal mimarîsi, iyi teşkilâtlandırılmış bir insan gücünden yararlanıldığını gösterir. Hiyeroglif tarzı yazılar, sıfırın kullanılması ve sayıların belli bir sıraya göre yazılması kavramı, astronomi, takvim, gelişmiş bir medeniyetin varlığını ifade eder.
Ticaret çok gelişmişti, hattâ lüks sayılabilecek eşyalar da yapılıyordu. Ayrıca â-let imalinde kullanılan çakmaktaşı gibi sert maddeler ve bunlarla yapılmış âletler de ticarette önemli yer tutuyordu. Güney Puebla’da yapıldığı sanılan iyi çeşit seramikler Meksika vadisindeki Teotihuacan’-dan batıda Colima’ya ve Honduras’taki Copan’a kadar uzanan geniş bir bölgede satılıyordu. Şehirlerin kalabalıklığı göz ö-nünde tutulursa, besin maddelerinin de ö-nemli bir ticaret maddesi olduğunu kabul etmek gerekir. Teotihuacan ve Monte Alban gibi büyük merkezleri çok geniş bir bölgenin beslemesi gerekiyordu.

Tapmakların önemi ve dinî sanatın gelişmesi, insanları biraraya getiren en kuvvetli sebebin din olduğunu gösterir. Başlıca tanrılar, su tanrıları, besi ve mısır tanrıları, ateş tanrısı ve güney bölgelerde (Oaxaca ve Maya bölgesi) yarasa tanrıydı. tlgi çekici bir nokta, savaş tanrılarına tapmağa rastlanmamasıdır.

Şehirlerin çoğu açık arazideydi ve savunma göz önünde tutulmadan inşa edilmişti; sur nî savunma tesislerine de yer verilmemişti. Yalnız Monte Alban, çevresindeki vadiden 400 m yüksekte olan ve kolayca savunulabilecek bir tepenin üzerine kurulmuştu. Fakat kazılarda, yerleşmenin bir savunma düşüncesiyle kurulup kurulmadığını veya bir müstahkem yer olarak kullanılıp kullanılmadığını gösteren bir ize rastlanmaz.

• Geçiş dönemi. Yerleşmelerin durumu, savunma tesislerinin yokluğu ve sanat eserlerinde savaşçıların temsil edilmemesi, Klasik dönemin en yüksek çağında dış i-lişkileıin barışçı olduğunu ifade eder. Daha sonraları savaş daha büyük önem kazandı. Savaşçılar ve savaş sahneleri, sanat eserlerinde büyük yer tuttu. Bugünkü buluntulara göre, bunların ilk örnekleri, U-sumacinta ırmağı yatağında (Batı Maya bölgesi) bulunan ve M.Ö. 630 yıllarından kalan eserlerdir. Orta Amerika geleneklerinden edinilen bilgiye göre, Cholollan’ın (bugün Puebla yakınında Cholula) tol-mec Xicalanca halkı tarafından fethi, VIIJ. yy.ın sonlarına rastlar. Aşağı yukarı aynı zamanlarda, Teotihuacan vahşîce tahrip e-dildi ve bir daha yeniden yapılmadı. Monte Alban terk edildi, binaları harap oldu ve şehir daha sonra yalnız ölülerin gömüldüğü bir yer olarak kullanıldı. Ülkenin güney ucunda maya medeniyeti merkezleri, daha önceki yüzyıllarda birer birer terk edilmeğe başlanmıştı. Sebepleri henüz bilinmeyen bu genel buhranın sonucu olarak, dinî temellere dayanan topluluklar yavaş yavaş dünyevî-askerî bir temele dayanmağa başladı; buna paralel olarak şehir tipleri de değişti. IX. ve X. yy.dan sonra açık arazide kurulan birçok şehir ve kasaba, taş duvarlar veya şarampoller ve hendeklerle çevrildi. Ayrıca, daimî toplulukların yaşadığı kalabalık merkezler de tepeler üzerinde kuruldu ve birçoğu tahkim edildi.

Morelos’taki Xochicalco yıkıntılarının IX. ve X. yy.dan kaldığı sanılır. Bu yerleşme üç kısımdan meydana gelir; surlar ve hendeklerle çevrilmiş bir tören ve konut semtini (yüksek sınıf için olduğu sanılır) kapsayan ve sarp bir tepenin üstüne kurulan akropol; yanındaki daha yüksek bir tepe üzerinde kale; düz arazide kurulan ve bu tepelerle korunan bir dış konut bölgesi

• Tolteka dönemi (yaklş. 900-1200). X. yy.-ın başlarında Ce Tecpatl Mixcoatl adlı bir fatih, Meksika vâdisine girdi. Kuzeydoğudan (Zacatecas, • Jalisco veya Lerma ırmağı havzası) gelen barbar bir halkın enderi olan Mixcoatl, Meksika vadisindeki Cul-huacan’ı kendine başkent yaptı ve güneyde komşu Morelos vâdisi ile Kuzey Guer-rero’ya kadar uzanan bölgeleri ele geçirdi.

Kısa süre sonra bu istilâcılar orta meksika medeniyetini benimsediler. Tollan’-ın Aztekler ve öteki Çiçimeka toplulukları tarafından alınmasından sonra da aynı medeniyet benimsendi. Mixcoatl’ın oğlu Ce Acatl Topiltzin, toltek tarihinin başlıca kişisidir. Tollan’ı (bugün Hidalgo’da Tu-la) kuran ve kendine başkent yapan To* piltzin’in yönetimine iç huzursuzluklar son verdi ve kral sürgün edildi. Tollan’-da, ilk kralları Mat1acxochitl olan yeni bir sülâle iktidarı ele geçirdi. Bu dönem kıtlık, salgın hastalıklar ve savaşlar devridir.

Sonunda Tollan tahrip edildi; son kral Huemac öldürüldü veya Chapultepec tepesinde kibir mağarada kendini öldürdü. Tolteka soyluları güney ve güneydoğuya sığındılar. O sırada Çiçijnekalar Orta Meksika’daki birçok tolteka bölgesini ele geçirmişlerdi; bununla birlikte Culhuacan’-da tolteka gelenekleri yaşadı.
Yabancı istilâcıların X. yy. sonunda Yuca-tan’a geldiği, mahallî kayıtlardan anlaşılıyor. Bunların efsanevî önderleri Kukul-can’m adı, nahua dilindeki Quetzalcoatl («tüylü yılan») kelimesinin maya diline ter-cümesiydi ve Ce Acatl Topiltzin’in unvanıydı. Bu durum yucatan ve tollan tarihi arasında bir ilişki olduğunu ortaya koyar. Tula (Tollan) ve Yucatan’daki Chichen tt-za kazıları da bu iki bölge arasındaki kültürel bağlan ortaya çıkardı. Fakat çeşitli belgelerden Quetzalcoatl veya Kukulcan unvanlarının farklı zamanlarda yaşayan farklı kişilere uygulandığı anlaşılmaktadır.

Tolteka istilâcıları, aynı zamanda, Guatemala’nın yüksek bölgelerine de ulaştılar. Mayaların yükseklerde yaşayan kollarına hâkim oldular ve İspanyol istilâsına kadar süren hanedanlar kurdular.

Tolteka döneminde Puebla ve Tlaxcala vâ-dileriyle Meksika ve Morelos vâdilerinin bir kısmının, VIII. yy.da Cholollan’ı ele geçiren ölmek-xicalanca halkının hâkimiyeti altında olduğu anlaşıldı. Bunların, Toltekaların meydana getiren ırklardan biri olan Nonoalca ile aynı veya akraba bir halk oldukları ve Chocho-Popoloca ve Mixtec’ten geldikleri sanılır. Bu dönemde saraylarının duvarlarındaki kabartma taş mozaikleriyle ün kazanan bir şehir (Oaxa-ca’da Mitla) Monte Alban’ın çöküşünden sonra gelişti.

Orta Amerika’da madencilik, Tolteka döneminde yaygınlaştı. Bununla birlikte, madenler yalnız süs eşyasında kullanılıyordu.
900 yıllarından önceki dönem için, daha önce de belirtildiği gibi, Panama’dan ticaret yoluyle getirilenler dışında, Orta A-merika’da madenlerin varlığını gösteren bir buluntu yoktur; fakat, arkeolojik bakımdan çok az tanınan Batı Meksika bölgesinde madencilik tekniklerinin daha önce de var olması mümkündür. Bu bölgede bakır (veya tunç) madenciliği daha sonraki dönemlerde çok gelişti ve Batı Meksika’dan geldiği anlaşılan bakır çanlar, 1000 yıllarında kuzeyde, Güney Arizona’ya kadar satılıyordu.

• 1200 Yıllarından İspanyol istilâsına kadar. Tollan’ın düşmesinden sonra Orta Meksika’da karışık bir dönem başladı. Daha önceki salgın hastalıklar ve savaşlar nüfusu son derece azaltmış ve siyasî çözülüş, karışık bir durum yaratmıştı. Bu sırada çeşitli topluluklar (kızılderili tarih kaynaklarınca toplu olarak Çiçimekalar adı verilir), Meksika vâdisini ve komşu bölgeleri istilâ ettiler. Bunların arasında Aztekler de vardı.

XIII. yy., yeni sülâlelerin, Meksika vâdisi-ne yeni gelen topluluklar tarafından kurulduğu karanlık bir dönemdir; bu toplulukları olmec-xicalanca halkının ve müttefiklerinin, vâdideki güney bölgelerle, Moretes, Puebla ve Tlaxcala’daki sömürgelerini işgal ettiler. Cholollan (Cholula) 1292*-de Çiçimekaların eline geçti ve Olmek-Xlcalanca kuzeydoğu ve güneydoğuya püskürtüldü.

• Meksika vâdisindeki şehir devletleri. Bu karanlık dönem sonucunda XIII. yy. so-nuyle XIV. yy. başlarında birçok şehir devleti kuruldu ve birbirleriyle üstünlük mücadelesine girdi. Meksika vâdisinin kuzeyinde Xaltocan şehrini başkent yapan bir Otomi krallığı kuruldu. Bu krallık, Huak, tekler bölgesinin sınırındaki Oxitipan’a kadar uzanıyordu; 1395’te Tepaneler Xalto-can’ı ele geçirince bu krallık da son buldu. Vadideki öbür büyük devletler: Culhuacan (Toltec geleneğinin ve kanunların yaşatıldı-ğı son yer) ve yeni bir Çiçimek krallığıydı; bu İkincisi, önce Tenayocan’da (Meksika vadisinde Mexico City’nin kuzeybatısında) kuruldu ve sonra Tetzococo’ya (veya Texcoco) taşındı. Culhuacan, kesin olarak 1347’de yenilgiye uğratıldı ve bunu 80 yıl süren tepanek hâkimiyeti izledi; Te-panekler Azcapotzalco’yu başkent haline getirerek Coatlichan, Huexotzinco (bugün Huejotzingo), Amaquemecan (bugün Ame-cameca) ve Cuauhnahuac (bugün Cuernavaca) ile ittifak yaptılar. Tepanekler, Meksika vâdisine komşu Toluca vadisinden geldiler. Irk bakımından Otomi-Matlatzinca -Mazahua grubundandılar. Sömürgelerinin çekirdeğini, Otomilerin ve onlara akraba toplulukların oturduğu Meksika vâdisinin kuzeybatı bölümü ile bu kesimin kuzey ve batısı meydana getiriyordu. Tepaneclerin en parlak devirlerini yaşadıkları sırada Te-panec imparatorluğu, doğuya ve güneye yayılmıştı, fetihler ve siyasî ittifaklarla, na-hua halklarının yaşadığı ve 40 000 km2’-lik bir bölgeyi kapsıyordu; sınırları kuzeyinde itzmiquilpan’dan (bugün ixmiquil-pan) Tlachco’ya (bugün Taxco), güneyde Balsas ırmağına, batıda Tollocan’dan (bugün Toluca) ve ixtlanhucan’dan Tolantzin-co’ya (bugün Hidalgo’da Tulancingo) ve doğuda Huexotzinco’ya kadar uzanıyordu. Tepanecler böylece, Meksika vadisindeki ve öteki düzlüklerdeki yoğun tarım yapılan sık nüfuslu bölgelerin yanı sıra, onlara yüksek düzlüklerde yetişmeyen pamuk, kâğıt, yeşim, bakır ve tüy sağlayan yarı tropik Morelos toprakları ve Kuzey Gu-errero’da da hâkimiyet kurmuşlardı.

Pepanek hâkimiyeti döneminin tek azca-potzalco kralı Tezozomok, derebeylerinin a-yaklanmasma engel olmak için gerektiği zaman yerli sülâlelerin krallarını öldürte-rek, oğullarını şehir devletlerine kral yaptı. Bununla birlikte, Tezozomoc ölünce (1427), Tenochitilan kralı İtzcoatl ile Tetzeceo krallığının meşru vârisi Nezahualcoyotl’un yönettiği bir ayaklanma başladı. Bu ayaklanma her şehir devletinde bir iç savaş halini aldı. Ayaklanma, hanedan kavgaları sayesinde başarıya ulaştı; Tezozomoc’un yerine geçen Maxtla, en büyük evlât olmadığı için gasıp sayıldı. Tepanek imparatorluğunun komşusu olan Tlaxca-lanlar, onların genişlemesinden korkarak yaklanmaya yardım ettiler. Azcapotzal-~’ya yapılan bir saldırıyle başlayan (1428) avaş, âsilerin Maxtla’nin tımarı Goyça-anfı alarak Tetzcoco’yu bağımsızlığına avuşturmalarıyle son buldu (1431). Sava-ın sonunda Tepanek imparatorluğunun yı-ılmasıyle meydana gelen siyasî boşluğu oldurmak için galip iki kuvvet (Tenoc-htitlan ve Tetzcoco) ile zayıf bir üye ola-ak yenilenleri temsil eden Tlacopan aramda üçlü bir ittifak kuruldu. Aralarınca sürtüşmeler olmakla birlikte bu üçlü irlik siyasî istikrarı sağlamayı (va-iye ispanyollar gelinceye kadar) ve dış etihler için kuvvetlerini birleştirmeyi bardı. 1431-1440 Arasında Nezahualcoyotl, etzcoco’nun hâkimiyetini Huakstek bölge-inin sınırındaki Tziuhcoac’a (kuzeydoğuya) adar genişletti.

ztek yayılması, itzcoaltl, aztek toprakla-ını güneye doğru, Morelos ve Kuzey Gu-rrero’dan Balsas ırmağına kadar geniş-tti. Montezuma I (Moteczuma ilhuicami-; hük. (1440-1468) zamanından sonra Te-htitlan Aztekleri, birliğe hâkim oldular e müttefiklerinin dış siyasetlerini kendi çı-arlarına göre düzenlediler. Montezuma I nırlarını Orta Veracruz’da körfez kıyıma kadar genişletti. Axayacatl (1469 -81), Tlaxcala’nm kuşatmasını tamamla-ı ve 1470’lerde Toluca vadisindeki Mat-tzinca bölgelerini ele geçirdi fakat Mic-acan’ı istilâ edemedi. Ahuitzotl (hük. 86-1502) büyük bir fatihti. Kuzeydoğu-ki Huaks bölgesinin bir kısmını ele çirdi. Güneyde Guerrero kıyısına ulaştı Oaxaca’da kurduğu üslerle kendisinden
sonra gelenlerin fetihlerini kolaylaştırdı. Tehuantepec kıstağını geçerek Soconuso’yu (Chiapas kıyısı) işgal etti ve Chiapas’m yüksek bölgelerinde bugünkü Guetamala’ya kadar garnizonlar kurdu.

Montezuma II (Moteczuma Xocoyotzin; 1502 – 1520), Mixtecleri ve Oaxaca Za-poteklerini yendi; yalnız Büyük Okyanus kıyısında Tututepec’teki Mixtee derebeyliği bağımsızlığını ispanyollar gelinceye kadar korudy.

Böylece, 90 yılâ ytfkín bir süre içinde, Az-tekler ve müttefikimi, 200 000 km2’lik bir bölgede 5-6 milyoA^’ insanın yaşadığı bir imparatorluk kurdular. Bunların fetihlerinde, sömürgeleştirmek için toprak kazanmaktan çok, ele geçirilen ülkelerin siyasî ve askerî güçlerini birleştirmek, ticaret yolları açmak, pazarlara hâkim olmak ve haraç almak amacı güdülmüştü. imparatorluğun vergi defterleri bu konuda bilgi verir; taşranın teşkilâtlanması ve ödemek zorunda olduğu ağır vergileri belirtir.

Çevresel şartlar ve kültürel sebepler dola-yısıyle Aztekler, Çiçimeka bölgesine (kuzeye) doğru yayılmadılar. Coğrafî şartlar sömürgeciliğe elverişli değildi ve göçebe avcılardan haraç almak imkânsızdı. Doğuya ve güneye doğru, medenî insanların yaşadığı bölgeleri içine alan ülkeleri fethettiler; bu bölgeler siyasî bakımdan küçük parçalara ayrılmıştı. Bunlar dışında merkezî devletlerle karşılaştıkları zaman başarısızlığa uğradılar.

Tlaxcalanlar. Yukarıda açıklanan sebeplerle, Tlaxcalanlar (veya Tlaxcaltecler) Meksika vâdisinin doğusunda (yaklş. ol. 4 000 km2’lik bir bölgede oturan 20 000 kadar nüfuslu bir topluluktu) aztek saldırılarına başarıyle karşı koydular. 1519’a kadar 600 yıllık süre boyunca Tlaxcalanlar, Aztek imparatorluğunun eyaletleriyle çevrili oldukları ve bu yüzden sürekli bir askerî baskı ve İktisadî abluka altında bulundukları halde, bağımsızlıklarını korudular. Sınırlar boyunca’ Tlaxcala bölgesi askerî tahkimatla çevriliydi.

Tarase anlar. Aztek kralı Axayacatl, 1470’e doğru batıdaki Toluca vâdisini ele geçirince geriye kalan tek düşman Michoacan’da-ki Tarascan krallığıydı. Axayacatl’in Tarascan bölgesini istilâ teşebbüsü, Taxima-roa’da (bugün Michoacan’da Ciudad Hidalgo) kesin başarısızlığa uğradı. O tarihten sonra iki ülke, sürekli olarak birbiriyle savaştı ve karşılıklı kaleler, garnizonlar kurularak ihtilâflı sınır bölgesi tahkim edildi. İspanyol istilâsı sırasında, Tarascan krallığı 65 000 km2,lik bir bölgede uzanıyordu, nüfusu bir milyen kadardı. Krallığın çekirdeği, Patzcuaro gölü bölgesiyle gölün batısındaki sierra idi. Tarascanlar siyasî ve sosyal birlik gösteren, Aztekler gibi yayılma eğilimleri olan bir topluluktu; fakat, Meksika vâdisindeki topluluklara oranla daha az şehirleşmişlerdi. Tarascan devletinin toparlanması, 1370’lerde Tariacuri’nin zamanına rastlar; bu kral, Michoacan’ın kuzeybatısını ve ona bitişik Jalisco’yu, güneyde de Balsas ırmağının orta havzasını ele geçirdi. Tariacuri ölünce krallık üçe bölündü. Patzcuaro, Tzintzuntzan ve Co-yuca (bugün Guerrero’da Coyuca de Cata-lan), bölünen bu üç devletlerin başkentleriydi. Kral Tzitzic Pandacuare, devletleri birleştirdi; güneybatıya doğru fetihler yaptı ve 1460’larda Büyük Okyanus kıyılarına u-laştı. Taximaroa’yi istilâ etmek isteyen AxayacatPa yenildi. Ondan sonra Tarascanlar Büyük Okyanus kıyısındaki hâkimiyetlerini kaybettiler, fakat Azteklere karşı başarılı oldular. 1500’lerin başında indapa-rapeo’ya yapılan bir istilâ teşebbüsüne karşı koyarak tarascan-aztek sınırına kuzey sınırda El Bajio’daki (bugün Guanaju-ato ve Querexaro eyaletleri) Çiçimekalara akınlar yaptılar; sınırları korumak amacıyle yapılan bu saldırılar, bölgenin ele geçirilmesi amacını gütmüyordu.

İspanyol istüâst
Meksika’nın ispanyollar tarafından istilâsı önceleri bir kültür çatışması şeklindeydi; fakat zamanla kültürler arasında bir kaynaşma oldu. Bir yanda kuvvetli bir ortaçağ özelliği taşıyan ıspanyol medeniyeti, öte yanda Orta Meksika’daki Azteklerin hâkim olduğu ve homogen bir hale getirdiği kızılderili medeniyeti. İspanyolların başlıca iki hedefi vardı: katolik inancını yaymak ve kazanç sağlamak, istilâ Küba’dan başladı. 1517 Yılında Fran-sisco Hernandez (veya Fernandez) de Cordoba, yaptığı seferde Yucatan’a ulaştı, fakat Mala Pelea (Kötü Savaş) körfezinde yenildi. Sonra Campeche kıyısını keşfetti. 1518’de iuan de Grijalva yönetiminde ikinci bir seferde kıyı, Kuzeyde San Juan de Ulua’ya, bugünkü Veracruz şehrine kadar keşfedildi. Elde edilen sonuçlar öteki serüvencileri de cesaretlendirdi ve başlarında Hernan Cortes (1485-1547) olan bir topluluk, Küba valisi Diego Velazquez’in emriyle yeni bir sefere çıktı. Vali tarafından seçilmiş olmakla^, birlikte Cortez, valinin sonradan onu değiştirmek için yaptığı teşebbüslere karşı koymak zorunda kaldı ve 18 şubat 1519’da yetkisi olmadığı halde denize açıldı. Sefer sırasında şu yol izlendi: Yucatan açıklarındaki Cozumel adası, Grijalva ırmağı (Tabasco’da), İsla de Sacrifios ve San juan de Ulua; sonunda bugünkü Veracruz bölgesinde karaya çıkıldı.

Aztek imparatoru Montezuma II (daha doğrusu Moctezuma), kötü işaretlerden ve doğudan dönecek bir tanrıdan bahseden Quetzalcoatl efsanesinden korkarak, Cor-tes’in ülkenin içlerine doğru ilerlemesini engellemek için şiddete başvurmadı. Cortes, ülkedeki ayrılıkları ve korkuları anladığı için yaptığı seferi, bir istilâ haline getirdi.

27 Nisanda Veracruz şehri kuruldu ve Velazquez ile haberleşme kesildi. Cortes bundan sonra yeni şehrin belediye yetkililerine kendini genel kumandan seçtirdi ve ispan-ya’ya bir gemi göndererek kralın da onayını sağlamak istedi, öteki gemiler 14 a-ğustosta yakıldı ve Cortes, Veracruz’da küçük bir garnizon bırakarak, bugünkü Mexico City bölgesinde Texcoco adasındaki’ aztek başkenti Tenochtitlan’a doğru sefere çıktı. İlerleyişi sırasında, Azteklerin sürekli düşmanları Tlaxcalanlarla bir ittifak yapıldı; İspanyolların kuvvetli olduğunu yapılan iki savaşta gören Tlaxcalanlar, o tarihten sonra onların sürekli müttefiki oldular ve istilâ sırasında önemli yardımlar yaptılar.

Cortes, ekimde Cholula’ya vardı; yerlilerden yüzlercesi hileyle öldürüldü. Montezu-ma’nın bu seferi durdurma ümitleri kırıldı. Ispanyollar 8 kasım 1519’da Tenochtitlan’a ulaştılar. Aztek imparatorunun aracilığıyle Aztekleri kontrol altına almayı ümit eden Cortes, Montezuma’yı yakaladı; fakat Aztekler boyun eğmediler.

Şehir halkının Ispanyollara karşı düşmanlığının arttığı sırada vali Velazquez tarafından Cortes’i tutuklamakla görevlendirilen Panfilo de Narvaez Meksika’ya ayak bastı. Pedro de Alvarado’yu (1495 7-1541) Tenochtitlan kumandanı olarak bırakan Cortes, küçük bir kuvvetle Cempoala’ya döndü ve orada bir baskınla Narvaez’i yakaladı; kuvvetlerini emrine aldı. Bu arada Tenochtitlan’da Azteklerin dinî bir tören için toplanmalarını yanlış anlayan ve bunu Ispanyollara karşı bir saldırının başlangıcı sanan Alvarado, çok sayıda kızılderiliyi öldürttü. Cortes döndüğü zaman i span yallar kuşatılmıştı. Montezuma halkını yatıştırmağa çalıştı, fakat taşlanarak öldürüldü.

30 Haziran – 1 temmuz 1520 gecesi ls-panyollar ve Tlaxcalanlar ele geçirdikleri servetin büyük kısmını yanlarına alarak şehir dışına, Tlacopan’a giden karayoluna çıkmak için savaştılar ve çok kayıp verdiler. Esir olanlar Aztekler tarafından kur-han edildi. Tlaxcala’ya çekildi.

Tenochtitlan’ı savunan Cuitlahuac (Monte-zuma’nm kardeşi) imparator oldu. Kızılderili derebeyleriyle ittifaklarını yeniledi; fakat salgın hastalıklar sonucu nüfus azaldı ve bu salgınlardan birinde Cuitlahuac da öldü. Yerine son imparator olan Cuauhtemoc geçti.

Cortes, Tenohtitlan’ı almak için birçok sefer yaptı: önce Segura de la Frontera’-dan (bugün Puebla’da Tepeaca), sonra Texcoco’dan ve en son Tenochtitlan’ın güneyinden saldırdı. Bu hazırlık seferlerinden sonra, ertesi yıl, Küba’dan gelen kuvvetlerle birliklerini takviye ederek aztek başkentine tekrar hücum etti. Kuşatma 26 mayıs 1521’de başladı ve 13 ağustosa kadar sürdü; şehir tahrip edildi, Cuauhtemoc yakalandı; sonra Cortes’in seferi sırasında rehin olarak Honduras’a götürüldü ve idam edildi (1525).

Tenochtitlan’ın alınmasından sonra Ispan-yollar çeşitli yönlerde yayıldılar, Cortes’in Panuco ırmağına yaptığı seferle: kuzeye (1522); Cristobal de Olid’in Colima ve Ja-lisco’ya yaptığı seferlerle batıya (1522 -

1524); Cortes’in Aşağı Kaliforniya’ya yaptığı seferle (1535) kuzeybatıya. Bugünkü Guatemala ve El Salvador bölgeleri Pedro de Alvarado tarafından ele geçirildi (1524

- 1526). Olid, 1524’te Honduras’a bir sefer yaptı ve burada güneyden ilerleyen kuvvetlerle çalıştı. Bunları yenerek Cortes’ten ayrı hareket etmeğe çalıştı, fakat Fransis-co de las Casas’a yenilerek öldürüldü. Cortes de kendi başına Honduras’a bir sefer yaptı (1524-1526). Yucatan’da Maya’ya da birçok sefer yapıldı, fakat bu bölge Fransisco de Montej’o tarafından yapılan seferlere kadar (1540-1546) alınamadı.

Sömürge dönemi

Orta yaylanın bir kısmı ve kuzey bölgeler henüz fethedilmemişti. Bu bölgelerdeki faaliyetler, sömürgeci grupların özelliklerine .bygun olarak gelişti. İspanyol ailesinde veraset geleneğine göre erkek evlât hakkt başta geldiği için, küçük oğullar genellikle serüvenci oldular. İspanya tahtının dağıttığı toprak imtiyazları, dağınık nüfuslu büyük bölgeleri kapsıyordu. İmtiyaz elde edemeyenler de ele geçirilmemiş uzak bölgelere gidiyordu.
• Sosyal ve iktisadi teşkilâtlanma kanunu. ispanyollar gerek maddî, gerek sosyal bakımdan kızılderililere hâkimiyetlerini kabul ettirmeğe çalıştılar. Kızılderililer İspanyol hukuk ve iktisat kurumlarına bağlandı; en üstte İspanyolların bulunduğu bir derebeylik düzeni kuruldu. Kolonlar, Amerika’ya kendilerine sosyal bakımdan daha iyi şartlar sağlamak için geldiklerinden, Avrupa’daki XV. ve XVII. yy.ın derebeylik sistemini sürdürdüler: aşağı tabaka emek gücünü ortaya koydu, üst tabaka da yönetim ve askerlik görevlerini üzerine aldı. Bu üst sınıflar, aynı zamanda, Ispanya’dan gelen misyonerleri ve hükümet memurlarını da kapsıyordu.

Bütün ülke ele geçirilince, kral ile istilâcılar arasında anlaşmalar yapılarak uzlaşma sağlandı. Savaşta elde edilen, esir, altın, inci ve değerli tüyler gibi ganimetlere karşılık alman devamlı imtiyazlar (kralın verdiği markilikler, encomienda’lar ve re-partimiento’lar) birbirinden farklıydı. Bu imtiyazları elde edenlerin, Kızılderilileri sömürmek ve sömürgeye bağlanmalarını sağlamak gibi iküi bir görevleri vardı. Kızılderilileri yeni sosyal ve İktisadî düzene uydurmanın yanı sıra hıristiyanlaştırmakla da görevliydiler.

Kızılderili işçiler ve inanç meselesi. Tarım, madencilik, sanayi ve inşaat için gerekli emek gücü Kızılderililer tarafından sağlanıyordu; ayrıca, zenci esirler ve Mes-tizolar da (İspanyol ve meksikalı karışımı melezler) istihdam ediliyordu. Çıkarılan çok sayıda işçi kanununun amacı bu işçilere kötü davranılmasını önlemekti. Kızılderililerin köleleştirilmesi, istilânın ö* nemli sonuçlarından biri ve .mantıkî sonucuydu; ilke olarak Romalıların esir anlayışını uygulayan İspanyollar, Kızılderilileri eşya ile bir tutuyorlardı; fakat uygulamada Kızılderililer çeşitli serbestlik derecelerine ayrılıyor ve Romalıların anlayışına ender olarak (pazarlarda esirlerin satılması gibi) uyuluyordu. İstilâcıların e-sirlere kötü davranması ve esirliğin farklı derecelerde uygulanması, din gruplarının, hükümet memurlarının ve askerlerin krala şikâyetlerde bulunmalarına yol açtı. Kızılderililerin bağımsızlığı için mücadele e-denler arasında tarihçi ve misyoner Bartolomé de las Casas’ın (1474-1566) çalışmaları önemli yer tutar.

İspanya tahtına, birbiriyle çatışan gruplardan çeşitli baskılar geliyordu. Krallık bir yandan dinî ve ruhanî görüşleri benimserken, köleliğin İktisadî etken olarak maddî değerinin de farkındaydı. İspanya tahtı bir süre tereddüt ettikten sonra 20 kasım 1542’de köleliğin kaldırılmasını ilke edinen Leyes Nuevas’ı (Yeni kanunlar) çıkardı. Haklı savaşların büe kadın ve çocukları köleleştirmek için bir kanunî sebep olamayacağı kabul edildi. Kölelik kurumu ancak sömürge sistemine karşı direnenler için bir ceza olarak devam etti. Kızılderili, haraç ödeyen ve hizmette bulunan bir serf olarak kaldı. Ama kızılderilinin kısmen bağımsız olması zenci köle çalıştırmanın gelişmesine yol açtı ve yabancı tüccarlar «Yeni ispanya»’ya köle taşımağa devam ettiler.

1549’a kadar kızılderili işçi çalıştırmanın başlıca yolu, encomienda sistemiydi. Encomienda bir ispanyola (genellikle istilâcılardan birine) emek ve mal haracı olarak verilen krallık imtiyazıydı.

önce Antiller’de uygulanan ve yerli halk i-çin çok kötü sonuçlar doğuran encomienda. Cortes tarafından düzenlenen şekliyle Antiller’deki kötüye kullanmaların önlenmesi amacını güdüyordu. Ne olursa olsun, sömürgenin ayakta durabilmesi için, kı-zılderili emeğinden yararlanmak gerekiyordu; Kızılderililer de, kendi açılarından, geçim durumlarıyle ilgilenecek bir koruyucuya ihtiyaç duyuyorlardı.

Bununla birlikte, Yeni Ispanya’da encomienda sisteminin yayılmasına krallık karşı koydu; bu direnişin insanlık adına yapılan bir hareket olduğu kadar, merkezî ve mutlakıyetçi bir iktidarın karşısına derebeylik gücünün çıkmasını önlemek amacını da güttüğü de anlaşılmaktadır. 20 Haziran 1523’te Carlos V, Cédula de Valladolid emirnamesiyle encomienda sistemine son vermek istedi; fakat sömürgenin şiddetle karşı koyması üzerine uygulanamayan emir kaldırıldı.
Benzer bir teşebbüs de 20 kasım 1542 tarihli Leyes Nuevas ile yapılmak istendi; buna göre, yeni encomienda imtiyazları verilmeyecek ve genel valilerin, valilerin, krallık memurlarının, piskoposların, manastırların ve hastahanelerin elindeki imtiyaz lar kaldırılacaktı. Encomiendalar artık veraset yoluyle geçmeyecek, encomendero’-nun ölümünde krallığı kalacaktı. Amaç, bir nesilde bütün sistemin ortadan kaldırılmasıydı; fakat bu kararname de uygulanamadı. Carlos, Cédulas de Malinas ile isteklerini geri aldı, fakat angaryanın kaldırılmasında diretti.

1573’ten sonra encomendero’ların imtiyazları, sadece Kızılderililerden haraç toplamaktı. Kızılderilileri korumak ve eğitmekle gene yükümlüydü; fakat onlar üstündeki derebeylik gücü kaldırılmıştı. Son encomiendalar da XVIII. yy.da kaldırıldı. Encomienda sistemi zayıfladıkça yerini, zorla uygulanan repartimiento aldı. Bu es-ki İspanyol usulüne göre, zorla sağlanan işçiler, tarım, madencilik ve inşaat işlerinde çalışıyorlardı; hizmet geçiciydi; mukaveleye bağlıydı ve işveren, ücretleri ödemek zorundaydı.

Genel valilik. Yeni Ispanya’nın ilk genel valisi 1529’da tayin edildi ve 1535’ten 1550’ye kadar görevde kaldı.

Genel valiler, genellikle altı yıldan fazla görevde kalmadıkları halde, bu sık değişme, residencia mahkemelerinin sağladığı sıkı sistem sayesinde dengeli bir şekilde yürütüldü: her yeni genel vali, kendinden önce gelenin relación’unu (rapor) izliyor ve oido-relerin fikrini alıyordu. Aynı zamanda au-diencia’ya başkanlık ediyor ve vali, krallık hâzinesi nazırı ve kilisenin baş koruyucusu olarak görev yapıyordu.

Audiencia, önemli bir yargı organıydı. Oldukça önemli davalardaki kararı kesindi; çok önemli davalarda ise Ispanya’daki Hint Adaları konseyine başvurulabiliyordu. Genel valinin bulunmadığı zamanlar, audiencia başkanı veya üyeleri, onun yerine yönetim görevlerini üzerine alabiliyordu. Daha aşağı yönetim işleri taşra valileri tarafından yönetiliyor, daha küçük bölgelerde ise aynı görevler corregidoreler ve alcaldes mayores denilen memurlar aracılı-ğıyle yürütülüyordu. Kızılderililerin kasabalarını yönetmek üzere özel corregidore-ler tayin ediliyordu. Bunlardan başka kendi meclisleri (ayuntamientos) tarafından yönetilen muhtar municipio’\ar (belediyeler) vardı.

Genel valilerin kişilikleri önemliydi; ki-şikliklerinde bütün hükümet gücünü, bütün yasama, yargı ve yürütme kuvvetini top-luyorlardı. Kral, Allah’ın temsilcisi olarak tanındığına göre, hükümetin de yönetme hakkı tabiî ve İlâhiydi.

Antonio de Mendoza, iyi bir genel valiydi ve sonradan gelenlere etkili bir örnek oldu. İkinci audiencia ile sıkıca işbirliği yaptı ve dönemi adalet ve düzen içinde geçti; Yeni Ispanya’da düzenli bir yönetim geleneği kurdu. Mendoza, aynı zamanda çeşitli kızılderili savaşlarına da girişti; bunların en önemlisi Mixton savaşıydı (1541); Jalisco’da yapılan bu savaştan başka Fransisco Vazquez Coronado kumandasında, efsanevî Cibola’nın Yedi Şehrine başarısız bir sefer düzenledi (1540).

Mendoza’nın yerine geçen Luis de Velasco, ekim 1550’den temmuz 1564’e kadar görevde kaldı; İspanyol medeniyetini kuzeye doğru ilerletmekle ve Kızılderililerin haklarını korumakla ün kazandı; kendisine «Kızıderililerin Babası» unvanı verildi, önemli bir genel vali de 1673-1680 arasında görev yapan Enriquez de Rivera’dır. Yönetimi sırasında önemli bir olay olmadı; fakat âdil ve ilerici bir kişiydi ve gözle görülür ilerlemeler sağladığından halk tarafından seviliyordu.

Krallığın denetlemesi. Genel vali, Yeni Ispanya’da kralın temsilcisiydi. Genellikle kral, sömürgelerini Hint Adaları konseyi (Consejo de Indias) aracilığıyle yönetirdi; fakat bazen doğrudan doğruya krallık emirnameleri de gönderirdi. 1524’te Carlos

V tarafından Hint adalarım ilgilendiren meseleler hakkında krala danışmanlık yapması amacıyle kurulan Hint Adaları konseyi zamanla sömürgeler üstünde yasama, yürütme ve yargılama hakları olan bir kur rul haline geldi ve 1714’te Hint Adaları Evrensel sekreterliği kurulunca sadece yülk-sek bir mahkeme olarak kaldı. Cadiz İspanya anayasasının yürürlükte olduğu süre içinde (1812-1814, 1820-1824) konsey ortadan kalktı, fakat sonra on yıl için (1824-1834) tekrar kuruldu.

Casa de Contratación (Ticaret odası) sömürgenin yönetiminde görev alan başka bir önemli kuruluştu. 1503’te kuruldu ve yavaş yavaş bütün Hint adalarında ticareti ele geçirdi; göçlerle, keşiflerin artmasında ve tüccarlarla gemi sahipleri arasındaki meselelerin çözülmesinde önemli bir etken oldu. Hint adalarıyle ilgili bütün gemicilik faaliyetine yetkili tek ispanya limanında bulunan Casa’nın bütün meşru sömürge ticareti üstünde mutlak bir denetimi vardı. Yeni Ispanya’ya giriş limanları da Körfez’deki Veracruz ve Büyük Okyanus kıyısındaki Acapulco idi. Bu tekelcilik İspanya imparatorluğuna zararlı oldu; çünkü İspanyolların ve yabancıların yaptıkları kaçakçılık gelişti ve bunun sonucu o-larak kanuna ve otoriteye saygı azaldı. Car sa da Contratación 1717’de Cadiz’e nakledildi.

Casa de Contratacion’un keşif faliyetleri de önemliydi. Casa’nın Amerigo de Vespuci (1451-1512) tarafından yönetilen bir deniz-çilik okulu vardı; bu büyük denizciye dünyaca tanınmış başka denizciler de yardım ediyordu. Okulu Vespuci’den sonra gene tanınmış denizciler yönetti. Consulados denen bilinen ticaret mahkemeleri önce is* panyol Amerikası’nda ve sonra bütün dünyada kuruldu ve Casa de Contratación tarafından geliştirildi.

Bourbon dönemi

Bourbonların Ispanya’ya girişiyle (1700), Fransa kralı Louis XlV’ün torunu Philippe V’in kişiliğinde İspanyol düşüncesi büyük ölçüde değişti. Fransız usulü merkeziyetçilik kuvvetlendi ve krallığın gücünü zayıflatabilecek muhtariyet ve serbestlikler kaldırıldı. Cizvitlerle çıkan anlaşmazlıklar büyüdü ve 1767’ds sürgün edilmeleriyle sonuçlandı. Zenginlik anlayışı değişti, üretim güçlerinde yeni değerler ortaya çıktı. Emeğe saygı duyuldu, bilim gelişti ve sosyal kanunlar tasarlandı.

Genel valiler. Bourbon krallarının ilk genel valisi olan Linares dükü ve Valdeiuentes markisi Fernando ve Alencmastre Norona y Silva, 1711’den 1716’ya kadar görevde kaldı. Yeniçağın ilk büyük genel valilerinden biri olan Silva, acordada mahkemesiyle işbirliği yaptı; bu mahkeme, genel valiliğin başına dert olan eşkıyalık salgınını önleyerek yolların güven altına alınmasına çalışıyordu. Silva, başkentte Arcos de Belen su kemerini yaptırdı. Aynı zar manda kuzeyde şehirler kurdurdu, din a-damlarının ve devlet memurlarının esaslı bir incelemesini yaparak onların meziyetlerini, kusurlarını ve iş görme usullerini açık bir şekilde tespit etti; bu çalışması kendinden sonra gelen genel valiler için çok yararlı oldu.

Casa Fuerte markisi Juan de Acuna’ya (1722 – 1134), «büyük vali» denilir. Kuzey eyaletlerde döıt yıl süren tahkimat idleri yaptırdı. Başkentte hazine ve gümrük binalarını inşa ettirdi.

Antonio Maria Bucareli y Ursula (1771-

1779), kuvvetli kişiliği ve yönetim yeteneği ile sivrildi. Kişiliğine örnek olarak, bavulunu Mexico City gümrükçülerine vererek arattırması ve yeni genel valilere şehir tarafından verilmesi gelenek haline gelen hediyeyi reddetmesi gösterilebilir. Yönetici olarak da denk bütçe yapmayı başardı. 1762’de Havana’nın ingilizler tarafından alınmasından etkilenerek Yeni ispanya için bir savunma düzeni kurdu. Jalapa yakınındaki San Carlos de Perote kalesini tamamlattırdı, Acapulco kalesini yaptırdı ve Veracuz’daki San Juan de Ulua savunma tesislerini kuvvetlendirdi. Orduyu yeniden teşkilâtlandırdı ve 1299 000 pesoluk bir bağış toplayarak yeni savaş gemileri yapımına girişti. Yeni hayır kurumlan meydana getirdi. İlkokullar açtırdı ve İspanyolların, Kızılderililere İspanyolca öğretmesini hızlandırdı.
Juan, Vicente de Güemes Pacheco y Padilla (1789-1794), etkili bir yöneticiydi; kuvvetli ve akla dayanan bir yönetim kurdu. Mexico City’nin yollarının döşenmesini ve aydınlatılmasını sağladı.

Geçiş dönemi. Bourbonların getirdiği ideolojik değişiklik, sömürgeye XVIII. yy.ın ortalarında girdi; bu değişmenin başlangıcı Bucareli ve Revillagigedo gibi kudretli genel valilerin ülkeye gelerek gerçekten sömürgenin refahı için uğraşmalarıdır. 1786’da Fransızların sömürge yapısı anlayışına uygun olarak Yeni ispanya 12 intendencia’ya, ayrıldı; intendenciaların başına yalnız tahta karşı sorumlu olan yöneticiler getirildi; böylece yabancı tehditlerine karşı sömürge üstündeki İspanyol denetimi kuvvetlendi. Encomienda, repartimiento ve corregidore’ler (kızılderili kasabalarından kaldırılmasına rağmen), küçük birer despotluk haline gelerek sosyal ve İdarî reformların yapılmasını çok geciktirdiler.

Ülkede huzursuzluk arttı. Revillagigedo’-nun yerine gelen Branciforte markisi’ genel vali Miguel de la Grua Talamanca y Branciforte, boş yere Fransız devrimi düşüncelerinin ülkede yayılmasını engellemeğe çalışırken, A.B.D.’ye gönderilen sürgünler meşrutî fikirleri yaydılar.

Çözülme. Ispanya’nın Napolyon tarafından istilâ edilmesiyle 1808’de siyasî çözülme başladı. Carlos IV ve oğlu Fernando VlI’nin tutuklanmasıyle ortaya çıkan hükümdarlık meselesi, Fransızların yarattığı şehir cuntalarına (konseyler) karşı İspanyolların ayaklanması, Fernando’nun tekrar tahta çıkması içindi. Buna benzer bir hareket de ayuntamiento’nun kralın yokluğunda genel vali Jose de iturrigaray’ın yüksek emirlere dayanmadan hüküm süreceği hakkında bir irade çıkardığı Mexico City’de oldu.

Karşı görüşte olan audiencia üyeleri (hepsi İspanyol) halkın iradesini temsil ettiklerini ileri sürdüler, iturrigaray’ın yerine genel valiliğe Pedro de Caribay getirildi ve audiencia halkın temsilcisi olarak ortaya çıktı.

Bu irade ilk bağımsızlık hareketine yol açtı. Fransız emirnamelerine karşı çıkıldı ve Fernando’nun tahta çıkması kararında ısrar edildi; sonunda rahip Miguel Hidalgo, Dolores kasabasında ülkenin mutlak bağımsızlığını ilân etti (16 eylül 1810).

1810-1830 arası Meksika. Ispanya’nın Napolyon tarafından istilâ edildiği ve Carlos

IV ile oğlu Fernando VIFnin tahttan çekildiği haberleri 1808’de duyulduğu zaman ülkede durum, ayaklanmaya çok elverişliydi. İspanya tahtına Joseph Bonaparte oturdu, fakat Amerika’daki İspanyol sömürgeleri onu tanımadı.

Meksika’da kreoller, hükümranlığın halka geçtiğim ileri sürdüler; fakat peninsulare-ler (ispanya’da doğmuş olanlar) bağımsızlık hareketinden korktukları için, ispanya’da Fransızların istilâ etmediği yerleri yöneten cuntaları desteklediler. Kişisel hırsları yüzünden keroller; destekleyen genel vali Pedro de Garibay getirildi. Bununla 16 eylül 1808 gecesi bir grup zengin pe-ninsulare tarafından yakalanarak yerine geçici genel vali Pedro de Garibay getirildi. Bununla birlikte, meşru otoritenin yokluğu ve ideolojik huzursuzluklar yüzünden ayaklanmaların sonu gelmedi. Garibay’-ın yerine başpiskopos Francisco Javier de Lizana getirildi ve 14 eylül 1810’da Grito de Dolores ile bağımsızlık hareketinin i-lân edilmesinden iki gün önce, krallığın gönderdiği genel vali Fransisco Javier Venegas, Meksika’da göreve başladı.

Bağımsızlık
Queretaro’da bir ılımlı kreol grubu ile Mestizolar (İspanyol – kızılderili melezi), aydınlar ve askerler gizli bir harekete hazırlanıyorlardı. Bunlar arasında Dolores bölgesi rahibi ve Meksika bağımsızlığının babası Miguel Hidalgo (1753-1811) ihtilâlci düşünceyi temsil ediyordu; kraliçenin muhafız alayı kumandanı ignacio Ailende de (1779-1811) ordumun temsilcisiydi. Başkalarını da bu yolda çalışmağa teşvik etmeleri hükümetin dikkatini çekti ve tutuklanmaları için emir çıktı. Durumu zamanında haber alan Hidalgo, cesaretli bir çıkışla 16 eylül 1810’da şafak vakti Dolores kasabasında (bugün Guanajuato’da Dolores Hidalgo) Grito de Dolores adı verilen bildiriyle bağımsızlığı ilân etti ve Kızılderililerden kurduğu zayıf bir orduyle bağımsızlık kampanyası açtı; ordusu hızla büyüdü. Ayaklanma, kısa süre içinde e-zilmiş kitlelerin başkaldırması haline geldi; biriken bütün hırsların birdenlbdre ortaya çıkışıyle korkutucu bir hareket halini alan isyan, zengin kreollerin hükümeti desteklemesine yol açtı. Hidalgo, zengin bir şehir olan Guanajuato’nun komşusu Cela-ya’yı aldı; sonra da Valladolid’i (bugün Morelia) ele geçirerek köleliğin kaldırıldığını ilân etti. Zacatecas, San Luis Potosi, Guadalajara ve Saltillo şehirleri, başka âsi grupları tarafından ele geçirildi.

Hidalgo, sonra başkente yürüdü. Fakat, 30 ekim 1810’da Toluca ve Meksika vâdileri arasındaki Monte de las Cruces’te 80 000 kişilik kötü düzenlenmiş ordusuyle 7 000 kişilik İspanyol kuvvetlerini yendikten sonra, Vallodolid’e döndü ve Guadalajara’-da hükümetini kurdu. Bu sırada askerleri onu terk etmeğe başladı.

Krallık subaylarının en beceriklisi ve meşhuru olan Felix Calleja, Guanajuato’-yu Ailende’den geri aidi ve Ailende, Gua-dalajara’daki Hidalgo kuvvetlerine katılınca, Lerma ırmağı kıyısındaki Calderon köprüsünde âsi birlikleri kesin yenilgiye uğrattı. Hidalgo ve Allende, A.B.D. sınırına ulaşmak için kuzeye doğru kaçmağa çalıştılar, fakat 21 martta Coahuila’daki Acatita de Bajan’da yakalandılar. Hidalgo yargılandı ve 30 temmuz 1811’de Chi-huahua’da kurşuna dizildi.

Morelos. Ayaklanmanın ilk şiddeti geçince, onu haklı çıkarmak isteyen teşebbüsler oldu. Hidalgo’nun başlattığı hareketi sürdüren rahip José Maria Morelos (1765 -1815) siyasî ve askerî çalışmalarıyle tanındı. Morelos, bugünkü Guerrero eyaletinde 9 000 kişilik bir ordu kurdu. Maiyetinde Mariano Matamoros (17707-1814) ve Vicente Guerrero (1783 – 1831) gibi güçlü kimseler vardı. Morelos, âsi kuvvetlerin başkanı olarak bugünkü Guerrero, Oaxaca ve Morelos eyaletlerinde savaşı durdururken başka topluluklar da Orta yayla v.b. de savaştılar.

Calleja kuzeyde ve Michoacan’da ayaklanmayı bastırmak için çok uğraştı, fakat 1812 başlarında güneye doğru indi. Morelos, ona, tarihî Cuautla kuşatmasında karşı koydu (bugün Morelos eyaleti; 5 mart-2 mayıs 1812), sonra, savaşarak kuşatmadan kurtuldu. Calleja, başkente dönünce Morelos, Cuautla’yı yeniden işgal etti ve Orta Meksika’nın doğusuna bir sefer yaparak Veracruz’un batısındaki Orizaba’yı ve öteki şehirleri aldı. 1813’te Chilpancingo’da toplanan millî bir kongrenin bağımsızlığı i-lân etmesi ve 22 ekim 1814’te Apatzingan anayasasını yayımlaması, Morelos’un kararlı ve hırslı çalışmalarıyle gerçekleşti Bununla birlikte 1813 şubatında Venegas Ispanya’ya döndü ve yerine Calleja geçti. Ülkenin harap olması yüzünden halk, yavaş yavaş hükümeti desteklemeğe başladı. Morelos Valladolid’i almak istediyse de, krallık subaylarından Agustin de iturbi-de’nin çabaları yüzünden başarılı olamadı; Puruaran’da tekrar yenilgiye uğradı, Ma-tamoros yakalandı, sonra kurşuna dizildi. Oaxaca, Cuanutla ve Chilpancingo kralcıların eline geçti; Morelos da, isyanın ortasında, Guerrero’daki Tezmalaca yenilgisinden sonra Tehuacan’daki Millî kongreyi yönetirken yakalandı. Yargılanarak başkent yakınındaki San Cristobal Ecatepec’-te kurşuna dizildi (22 aralık 1815).

 

Morelos’un ölümü üzerine Gueırero’nun yönettiği son âsi gruplar, güneydeki ve Guanajuato’daki dağlara çekildiler.

1816’da genel vali olarak Calleja’nın yerine geçen Juan de Apodaca, teslim olan herkes için ispanya tahtının emriyle af çıkarıldığını bildirdi ve böylece ülkeyi yatıştırmayı oldukça başardı. 1817’de barışı tehdit eden tek olay, gerçek bir liberal savaşçı olan İspanyol Fransisco Javier Mina’-nın (1789 – 1817), ispanya’dan gelerek Gu-anajuatodaki âsilerle birlikte çarpışmasıdır. Mina’nın ekimde yakalanarak kurşuna dizilmesiyle bu tehlike de savuşturuldu. tturbide. Cadiz’de 1820’de general Rafael de Riego, Ferdin an do VlI’nin mutlakıyetçi rejimine isyan etti ve kral yerinde kalabilmek için liberal 1812 Anayasası üstüne yemin etmek zorunda kaldı. Anavatandaki buı değişikliğin Meksika’da önemli yankıları oldu. Peninsulareler, liberal reformlardan korktular; meksikalı âsiler de ha-. fekete İspanya ile anlaşabilmek için yeni ıbir imkân gözıüyle baktılar.

1820’de Vilcente Guerrero’nun güneydeki iisyanını bastırmakla görevlendirilen Bajio bölgesinin eski kumandanı Agustin de i-turbide, artık silâhlı mücadeleden usanan Meksika’nın siyasî partilerini uzlaştırmak için hiir fırsat çıktığını gördü. Guerıero’-num güvenini, rahip sınıfının desteğini (bunlar liberal İspanyol hükümetinin kilise tarafından kullanılan inallara elkoy-masından korkuyorlardı) ve kreollerin onayını sağladı, iturbide, Guerrero’nun da o-nayladığı 24 şubat 1821 tarihli iguala planını benimsedi. Bu plan reformlar ve siyasî değişiklikler sağlayan ve üç Garanti adiyle de tanınan bir programdı: 1. Meksika’nın bağımsızlığı; 2. peninsularelerin ve Amerikalıların birleştirilmesi; 3. tek din: Katoliklik. 1921 Yazında bütün Meksika, bu plan çevresinde toplandı.

30 Temmuzda liberal bir genel vali olan Juan O’Donoju, Apodaca’nın yerini almak üzere Veracruz’a geldi. İturbide, ordusunu yeni genel vali ile başkent arasına koyarak, 24 ağustos 1821’de Cordoba meclisinin iguala planını kabul etmesini sağladı. Böylece etkili bir askerî çalışma ve propaganda sonucu İturbide’nin ordusu, yeni ülkenin başkentine girdi (27 eylül 1821). Chiapas ve Meksika ile Panama arasındaki beş modern devleti kapsayan Guatemala Genel kumandanlığı da 1821’de bağımsızlığını ilân etti ve ertesi yıl iturbide’nin imparatorluğuna katıldı. Bu katılma sırasında birçok güçlük çıktı ve İturbide’nin iktidardan çekilmesinden sonra Chiapas, 1823’te Meksika’dan ayrıldı.
Devle fi kurmak için mücadele. O tarihten sonraki 36 yıl içinde MeksikalIlar, eski sömürge yapısını değiştiıen kurumlar meydana getirmeğe uğraktılar. Siyasî liberalizmin parolalarına bağımsızlık ve eşitlik ülkülerine kendilerini kaptırarak gerçeklere karşı savaştılar ve birçok hayal kırıklığından sonra 1857 Anayasasını hazırladılar.

Meksika’nın bağımsız bir millet olarak yaşaması için hangi hükümet şekli seçilecekti? Kralcılar ve din adamları tarafından desteklenen iturbide, meşrutî bir krallığa taraftardı; çünkü ülkenin siyasî alışkanlıklarının cumhuriyetten çok krallığa uygun olduğuna inanılıyordu. Halk, bağımsızlığım sonuna kadar kullanmanın coşkunluğu içindeydi; fakat kısa süre içinde bağımsızlığın güçlüklerini de kavradı, ispanya’dan ayrılma sırasında kaybedilen hayatların ve servetlerin acısı bir an için unutulmuştu; fakat kısa süre içinde yoksulluk, düzensizlik ve huzursuzluk yönetici gruplar a-rasında çatışmalara yol açtı, ispanya, Cor-dobo anayasasını tanımayı reddetti ve Ispanya’nın ticaret siyasetinin yerini alması beklenen serbest ticaret ilkeleri bir türlü düzenlenemedi, iflâs etmiş bir maliye ve aç bir halk, yönetim işlerini güçleştirdi.

Ülkeye bir düzen getirmek ümidiyle ordu, 18 mayıs 1822’de iturbide’yi imparator ilân etti; kongre dağıtıldı, imparatorluk sarayının inşaı masrafların artmasından başka işe yaramadı ve kısa süre sonra halk temsilcileri hükümetinin kurulmasına taraftar olanlar ayaklandı; aralıkta general Antonio Lopez de Santa Anna, Vera-cruz’da cumhuriyeti ilân etti; Ispanya’ya karşı girişilmiş olan savaşın önderleri de (Guerrero dahil) ona katıldılar. İturtride, yeni ihtilâli bastıramadı. 19 Mart 1823’te tahtan feragat ederek yurt dışına çıktı. Kongrenin çıkardığı bir irade ile kanun dışı ilân edilerek ülkeye dönmesi yasaklandı; iturbide yeni ümitlerle ertesi yıl Sote La Marina’da karaya çıktığı zaman bu yasak uygulandı ve 19 temmuz 1824’te Pa-dilla’da kurşuna dizildi.

Monarşi ortadan kaldırıldıktan sonra, Meksika’nın federal veya merkezî bir devlet olması meselesi mücadelelere yol açtı. Federasyonun büyülü bir çare olduğuna ve halka mutluluk getireceğine inanıldı; fakat, merkeziyetçiliğe karşı bazı hareketlere de girişildi. 31 Ocak 1824 Federal anayasası liberallerin ordunun ve din adamlarının tavizlerine dayanan bir anayasaydı. Bu a* nayasa 1836’ya kadar uygulandı; sonra merkezî ve federal hükümet şekilleri üstünde kısa süreli denemeler yapıldı.

Siyasî partilerden görüşlerini «liberal» adı altında tanımlayanlar, genellikle federalist-lerdi ve kilisenin gücünün azaltılmasını istiyorlardı; muhafazakârlar genellikle merkeziyetçiydi (bazıları kralcı) ve büyük toprak sahipleri tarafından destekleniyordu. Masonlar da siyasî bakımdan etkiliydi ve İskoçya locasından olanlar Muhafazakâr partiye bağlıydı; York locasından olanlar ise liberalleri destekliyordu. Hiç bir parti, ülkenin görüşlerini birleştirecek \e halkın desteğini sağlayacak kadar güçlü değildi. Bu durum askerî caudillolar için de aynıydı; herkes kendine göre birini tutuyordu.

ilk cumhurbaşkanı, bağımsızlık mücadelesinin emektarlarından biri olan ve 1824’ten 1829’a kadar görev yapan Guadalupe Victoria’dır. Onun yerine bir isyan sonucu Vi-cente Guerrero geçti. Birkaç ay sonra Guerrero da kendi başkan yardımcısı A-nastasic Bustamante tarafından devrildi

(1829); Bustamante 1832’de caudilloların en tanınmışı olan Santa Anna tarafından görevinden alındı (Santa Anna 1829’da kral Fernando’nun Meksika’yı tekrar ele geçilmek için son denemesini başarısızlığa uğratmıştı).
Santa Anna, yetkilerini başkan yardımcısı Valentin Gomez Farias’a bıraktı; Farias’ın yönetimi sırasında 1833 Reformu yapıldı: kilise ile devlet ayrıldı ve laik eğitim sağlandı. Bununla birlikte ertesi yıl Santa Anna, muhafazakârlar adına iktidarı aldı ve bu reformun büyük kısmı yürürlükten kaldırıldı. 29 Aralık 1836’da «Yedi Anayasal kanun» adı verilen yeni bir anayasa yürürlüğe girdi; bu anayasa iktidarı merkezileştiriyordu. Yeni anayasa ve A.B.D/den gelerek Texas’ta yerleşenlerin faaliyetleri Texas’in aynı yıl Meksika’dan ayrılmasına yolaçtı. Santa Anna, ayaklanmayı bastı-ramadı ve Veracruz’daki çiftliğine çekildi. Kısa bir aradan sonra, Bustamante yeniden cumhurbaşkanı oldu (1837-1841). 1833’te, bir fransız donanması, vatandaşlarının alacaklarını istemek bahanesiyle, Veracruz’a saldırarak limanı işgal etti. Savunmaya katılan Santa Anna eski ününü bir dereceye kadar yeniden kazandı ve tekrar cumhurbaşkanı olmayı başardı (1841 -1842). 12 Haziran 1843’te Bases Orga-nicas denen, son derece merkeziyetçi bir anayasa kabul edildi ve Santa Anna, bu a-nayasa ile 1844’te cumhurbaşkanı oldu fakat iose Joaquin Herrera tarafından devrildi ve Herrera cumhurbaşkanlığına (1844 -1845) getirildi. 1846’da yerine geçen Mariano Paredesin cumhurbaşkanlığı sırasında

A.B.D. ile savaş başladı.

Bu karişık dönemde tarım ihmal edildi, madencilik gelişemedi ve yeni yeni başlayan sanayileşme korunamadı. Hükümetin aldığı vergilerin çoğu orduya gitti; isyanları bastırmak için orduyu iyi beslemek gerekiyordu. Hazine, iç ve dış istikrazlarla desteklendi; birbirini izleyen hükümetlerin para ihtiyacı birtakım dürüst olmayan alışverişlere yol açtı. Bu güç durum, yabancı tüccarlar ve spekülatörler tarafından istismar edildi.

Yüzyılın basından beri gelişen anlaşmazlıklar, A.B.D. ile 1846^1848 yıllan arasında yapılan savaşa yol açtı; bu savaş Meksika’yı çok bitkin olduğu bir zamanda yakalamıştı. Askerî mücadele MeksikalIların nasıl düzensiz ve zayıf olduğunu ortaya koydu. Meksika, Guadalupe Hidalgo ant-laşmasıyle (2 şubat 1848) topraklarının yarısını A.B.D.’ye bırakmak zorunda kaldı.

Karar dönemi (1857-1867). 1846’da Pare-des’in devrilmesinden sonra, savaş sırasında halkı birleştirmek amacıyle 1824 Federalist anayasası yeniden yürürlüğe konuldu. Savaş için geriye dönen Santa Anna 1848’de ülkeyi terk edince Jose Joaquin Herrera tekrar cumhurbaşkanı oldu (1848 -1851); yerine 1851’de meksika tarihinde ilk defa barışçı yoldan Mariano Arista geçti (1851-1853) Arista, muhafazakârlar tarafından görevden uzaklaştırıldı. Muhafazakârlar Santa Anna’yı diktatör olarak işbaşına getirdiler; fakat bu sırada siyasî meseleler en gergin dönemine varmıştı.

Bir zamanlar Morelos*an subaylarından o-lan Juan Alvarez ve İgnacio Comonfort*-un yönetimindeki grup, Santa Anna’yı 1855’te son defa devirdi ve 10 mart 1854 tarihli Ayutla planıyle ortaya çıktı; bu plan, federalist bir anayasa öngörüyordu. İmtiyazlara ve oligarşik gruplara son yerme isteği, bundan somaki dönemi, bir sosyal devrim dönemi haline getirdi. Alvarez’-in cumhurbaşkanlığı sırasında, ağustos -aralık 1855’te adalet bakanı Benito Juarez, Ley Juarez (Juarez kanunu) ile ordunun ve kilisenin imtiyazlarını kaldırdı. Alvarez’in yerine geçen Comonfort’un hazine bakanı Miguel Lerdo, Ley Lerdo ile (1856) dinî toplulukların mal ve mülklerini tedavüle koyabilmek için vakıf mallarını ota dan kaldırdı. Bu kanunlar, ülkenin İktisadî ve siyasî gelişmesinin temelleri oldu.

Bu arada bir kurucu meclisin hazırladığı yeni anayasa 5 şubat 1857’de yürürlüğe girdi. Bununla ortaya konulan çok cesur ve ilerici ilkeler muhafazakârların muhalefetiyle karşılaştı. Başkan Comonfort da a-nayasaya karşı çıktı ve muhafazakâr grup başkentte general Felix Zuloaga’nın önderliğinde bir hükümet darbesi yaptı. Comonfort’un ihanetiyle Reform savaşı denilen çatışma başladı (1858-1861).

Liberal kurumlar* savunmak görevi, Yüksek mahkeme başkanı Benito Juarez’e (1806-1872) düştü. Kurduğu hükümet, Zu-loaga ve general Miguel Miramon’un yönettiği muhafazakârların muhalefetiyle karşılaştı ve sonunda Juarez, Veracruz’da hükümeti yerleştirerek Leyes de Reforme (Reform kanunları) denilen (1859-1860) ve liberallerin İktisadî ve sosyal siyasetini en aşırı şekliyle ortaya koyan kanunları yürürlüğe koydu. Bu kanunlar, kilise mülklerinin millileştirilmesini, medenî nikâhı mezarlıkların laikleştirilmesini, manastır tarikatlarının kaldırılmasını, kilise ile devletin ayrılmasını ve ibadet hürriyetini kapsıyordu. Veracruz, Miramon tarafından alınamayınca, Santos Degellado ve Jesus Gonzalez Ortega kumandasındaki liberal ordu, 22 aralık 1860’ta Miramon’u Cal-pulalpam savaşında yenilgiye uğrattı. Liberal birlikler başkenti tekrar işgal etti ve Juarez, mart 1861’de cumhurbaşkanı seçildi.

Üç yıl süren bu savaştan sonra ülkenin yeniden düzene konması güç bir işti. Bazı bölgelerde çeşitli muhafazakâr gruplar henüz savaşa devam ediyor ve eşkıyalık yüzünden karayollarında yolculuk güvenliği sağlanamıyordu. Savaş masrafları ve millî servetin tahrip olması hâzineyi boşaltmıştı; Juarez kamu borçlarının ödenmesini ertelemek zorunda kaldı (17 Temmuz 1861 kararnamesi).

MeksikalI muhafazakârların teşvik ettiği Fransa ve İspanya, İngiltere ile birleşerek borçlarının ödenmesini istemek bahanesiyle bir üçlü ittifak kurdular (Londra antlaşması, 31 ekim 1861). Fakat Napoléon III, Meksika’ya doğrudan doğruya müdahale etmeğe karar verdi; çünkü A.

B.D.’deki iç savaşta kurulan konfederasyona yardım etmeyi ve Meksika tahtına bir prens çıkarmayı tasarlıyordu. Yabancı birlikler Veracruz’a varınca (aralık 1861-ocak 1862 arası), Juarez delegeler yollayarak meseleyi barışçı yollardan tartışmak istedi. İspanya ve İngiltere’nin temsilcileri Juan Prim ve sir Charles Wyke, Meksika’nın haklarını tanıdılar ve birliklerini geri çektiler. Yalnız Fransızlar uzlaşmaya yanaşmadılar ve ülkeyi işgal ederek asıl amaçlarını ortaya koydular. Dindar ve muhafazakâr grupların da katıldığı Fransızlar, başkente doğru yürümeğe başladı; fakat Puebla’da 5 mayıs 1862’de yenildiler. Meksika ordusu büyük bir zafer kazandı. Napoléon III, ülkeyi ele geçirmek için destek kuvvetler göndermek zorunda kalınca güneyliler safında savaşan birliklerini geri çekti. Buda Amerika’da kuzeylilerin ağır basmasına yol açtı. Takviye edilen fransız ordusu (general Elie Frédéric Forey ve Achille Bazine’in kumandasında) MeksikalIları yendi ve haziran 1863’te başkente girdi. Kuzeye doğru takip edilen Juarez kuvvetleri San Luis Potosi, Saltillo ve Monterrey yoluyle Paso del Norte’ye (bugün Ciudac Juarez) kaçtı. Junta de Notables (tlerigelenler topluluğu) adı verilen zengin meksikalı muhafazakârlardan meydana gelen grup, Napoléon III ile anlaşarak avusturyalı arşidük Maximilian^ Meksika tacını teklif etti. Maximilian, Avrupa’daki haklarından vaz geçti ve Napoleon’a, onu desteklenmesi karşılığında ağır tavizler verdi. Maximilian ve karısı bütün Meksika’nın kendilerini beklediğine inanıyorlardı; fakat haziran 1864’te çok soğuk karşılaşınca hayal kırıklığına uğradılar.

Maximilian önce muhafazkârların desteğini kazandı; fakat âdil ve ılımlı bir siyaset izlemek isteyince ve reform kanunlarını iptal etmeyince, muhafazakârların ve din adamlarının desteğini kaybetti. Ülkedeki isyancı tutum da sona ermedi; hiç beklenmeyen yerlerde vatansever hareketler ortaya çıktı.

Çok uzayan bu serüven Fransızlara pahalıya mal oldu, önemli ticarî kazançlar elde etme ümitleri söndü. Amerika’da kuzeylilerin zaferi (1865) üzerine Monroe doktrinine başvuruldu ve Napoléon III, 1866’da Meksika serüveninden vaz geçti. Tahtlarını korumak için Maximilian ve Carlota, av-rupa saraylarına başvurdular, hattâ Juarez ile anlaşmayı denediler. A.B.D.’den yardım sağlayan Juarez’in generalleri yavaş yavaş imparatorluk kuvvetlerini yenmeğe başladı. Maximilian 14 mayıs 1867’de Queretaro’da teslim oldu ve 19 haziranda kurşuna dizildi.
Çumhuriyetin yeniden kurulması. 15 Temmuz 1867’de Benito Juarez, milletine düşmanın yenildiğini bildirdi ve «barışın ki~ şiler arasında olduğu kadar milletler a-rasmda da başkalarının haklarına saygı duymak» olduğunu ilân etti. Juarez savaş sonrası meselelerle karşılaştı; âsi grupları tasfiye etmek, 1857 Anayasasını ve reform kanunlarını yürürlüğe koymaık, Meksika’da yeni bir çağı açacak olan «ilerici devrim»! başlatmak.

Juarez, generallerinden Porfirio Diaz’a (1830-1915) karşı 1867 seçimlerini kazandı. 1871 Seçimlerinde de Diaz ve Lerdo de Tejeda’ya (1825-1889) karşı üstünlük sağladı. Seçimin sonuçlarından memnun olmayan Diaz, La Noria planı ile ortaya çıktı (1871) ve başkanın iki kere üst üste seçilmesine itiraz etti. Juarez’in itibarı, silâhlı ayaklanmanın başarıya ulaşmasını engelledi; fakat kısa süre sonra Juarez öldü (18 temmuz 1872),. Yerine fransız istilâsı sırasında Juarez ile birlikte kaçan, çok yetenekli ve ünlü bir liberal olan Yüksek mahkeme başkanı Sebastian Lerdo de Ta^-jeda geçti. Başlangıçta Lerdo’nun hükümeti herkes tarafından tutuluyordu. Reform kanunlarını Lerdo, bir anayasa içinde birleştirdi ve A.B.D/nin emperyalizminden korktuğu için demiryolu yapımını durdurdu. Aydın bir kişi olarak uzlaşma siyasetine yanaşmaması ve herkese yüksekten bakması yüzünden, birçok düşman kazandı ve taraftarlarını kaybetti. Yeni seçimlere gidileceğini ilân edince, Diaz, başkanın tekrar seçilmesine karşı çıkarak Tuxtegec planı ile tekrar isyan etti (1876); general Manuel Gonzalez’in Tecoac savaşında Lerdo’nun kuvvetlerini yenilgiye uğratmasından sonra savaşı kazanarak başkente girdi (23 aralık 1876).

Porfirio dönemi. Porfirio Diax, düzen ve barış vadetti. İyi bir yönetici, tanınmış bir asker ve ilericiliği seven bir kişiydi. Başkanlığa seçilince ülkenin görünüşünü değiştiren uzun bir rejimi başlattı, ilk başkanlık döneminden sonra görevi general Manuel Gonzalez’e (1880-1884) bıraktı; sonra anayasada değişiklik yaparak kendini belirsiz bir süre için tekrar başkan seçtirdi. 1904’te başkan yardımcılığı kuruldu ve Diaz bu göreve Ramon Corral’i getirdi.

Diaz’ın diktatörlüğü yabancı yatırımları tarafından iyi karşılandı; demiryolu yapımını teşvik etti ve ticarî anlaşmalara girdi; maliye bakanı Jose Limantour’un yönetiminde sömürge ekonomisine son verdi. Yeni bölgelere yerleşme, kadastro çalışmaları yapmak için gerekli kanunların çıkarılması çabuklaştırıldı; fakat göçleri teşvik, tarımı koruma gibi konularda etkin tedbirler alınamadı. Madencilikte imtiyaz ve işletilmeyen malların müsaderesi ilkeleri korundu. Bununla birlikte petrolün, toprağın sahibine ait bir hak kabul edilmesinin Porfirio’dan sonraki dönemde önemli sonuçlan oldu. Sanayi gelişti ve özellikle İngiliz sermayesiyle yeni limanlar, tesisler ve kanallar yapıldı.

Eğitim, laik kurumlarla geliştirildi; bu iş fransız pozitivizm doktrinine dayanan 1867 Millî Eğitim kanunuyle sağlandı. Diaz rejiminin sonuna doğru büyük kültür işlerine girişildi ve Millî kütüphane, Millî müze gibi kurumlar geliştirildi; birçok yazar ve şair, kültürün avrupalılaştırılması-na katkıda bulundu.

Ülkede gözle görülür maddî bir ilerleme oldu; fakat diktatörlük siyasî ilerlemeyi engelledi ve yeni bir zengin. sınıf yaratılması, sosyal meselelerin çözümünü geciktirdi. İlerici çalışmalar büyük kızılderili nüfusa ulaşmadı; bunlar tarlalarda gündelikçilik yaparak yoksulluk ve borç içinde yaşamağa devam ettiler. Kızılderili köylerindeki köylünün ortak toprakları (ejido-lar) şahıslara geçti ve topraklar günden güne daha az insanın elinde toplanmağa başladı.
General Diaz ve bakanlarının iktidarı zamanla yıprandı; muhalefet arttı ve diktatörün ölümüyle meydana gelecek karışıklıktan keıkulmağa başlandı. Corral’dan daha çok sevilen bir başkan yardımcısı işitendi. Toplumun huzursuzluğunu ifade c-den Madero, 1910 seçimine katıldı, fakat Diaz kendini tekrar seçtirdi ve Ramon Corral’i de gene başkan yardımcısı yaptı.

20 Kasım 1910’da Madero rejimin devrilmesiyle sonuçlanan isyanı başlattı.

Modem Meksika

ihtilâlin çıkışı. Fransisco Madero, Diaz rejimine karşı silâhlı harekete geçmesinin sebeplerini San Luis Potosi planıyle (5 e-kim 1910) açıkladı: «dayanılmaz bir diktatör utanç verici bir barışı kuvvetle sağlamıştır ve bunu çok az kimse desteklemektedir; ülkenin anayasası tamamen kü-çümsenmektedir; adalet rüşvete dayanmaktadır; meclis diktatörün emirlerine göre çalışmaktadır; her şey Diaz’ın iktidarda kalmasını sağlamak esasına göre düzenlenmiştir». Bu siyasî gerileme ülkede kötü etkiler yapmıştı ve durum 1910’da Ramon CorraFin tekrar başkan yardımcılığına getirilmesiyle şiddetlenmişti. Sosyal bakımdan da toprak ve gündelikçiler meselesi çözüm gerektiriyordu.

Madero’nun partisi «sufragio efectivo, no reeleccion» (Hakikî bir seçim, yeniden seçime hayır) sloganını benimsedi. Partinin önderi, siyasî mücadeleye dürüst bir şekilde katıldığını ve seçim hileleri olmasaydı seçileceğini ileri sürdü. Böylece silâh zoruy-le hileli seçime ve millî iradenin bozulmasına karşı çıkmak isteyen bütün MeksikalIların başına geçti.

Devrim hızla yayıldı. Puebla’da Santa Cla-ra’da Aquiles Serdan, kasım 1910’da ayaklanmayı ilân etti, fakat hemen öldürüldü. Ayrı zamanda Pascual Orozco da, Ciudad Guerrero’da (Chihuahua) isyanı başlattı. isyana kuzeyde Fransisco Villa katıldı. 1911 Martında Emiliano Zapata, Mo-relos’ta isyan ederek toprak ve peonlar (gündelikçiler) için daha iyi yaşama şartları istedi.

Diaz’ın generalleri kumandasındaki federal ordu, ayaklanmaları bastıramadı. 21 Mayıs 1911’de federal kuvvetlerle devrlm-ciler^ arasında bir mütareke imzalandı. Diaz, âsilerle bir antlaşma imzalamaları için temsilciler gönderdi ve 25 mayısta başkanlıktan vazgeçti. Dışişleri bakanı Fransisco Leon de la Barra geçici cumhurbaşkanı oldu.^ özel seçimlerle ekim 1911’de baş.-kanlığa Fransisco Madera seçildi ve 6 kasımda cumhurbaşkanı olarak yemin etti. Madero son derece meşru bir şekilde seçilmişti, fakat ülkede demokratik seçimden başka meseleler de vardı. Yeni başkanın, paralı sınıfla ve Porfirio rejiminin öteki nüfuzlu gruplarıyle anlaşmasıyle, İktisadî etkili gruplarıyle iktidara gelmesi üzerine sosyal ve dinî meseleleri çözülmeden kalınca, devrimci gruplar silâhlarını bırakmadılar.

Morelos’taki Zapata taraftarları durumdan memnun değildi; çünkü bu kadar başarılı bir şekilde başlayan devrim yürütülmemiş^ tı. Bunlar durumu, 25 kasım 1911 tarihli Ayala planıyle protesto ettiler. Sloganlan «tierra y libertad» (toprak ve hürriyet) idi; Porfirio rejiminin ortadan kaldırılmasını ve tarım reformu yapılmasını istiyorlardı. Pascual Orozco, Madero’ya karşı 1912 martında tekrar isyan etti; fakat general Victoriano Huerta tarafından Meksika’nın dışına sürüldü. Bernardo Reyes, Nuevo Leon’da, eski diktatörün yeğeni olan Felix Diaz da Veracruz’da ayaklandılar; fakat bu isyanlar da bastırıldı.

Madero’nun meselelerinden biri de milletlerarası kritik durumdu. A.B.D., olayları izleyerek uyanık bekliyor, özellikle sınır bölgesinde çok dikkatli davranıyordu.

A.B.D. elçisi Henry Lane Wilson ise Madero hükümetine karşı silâhlı müdahaleye taraftardı. 1912 Nisanında Wilson, devrim savaşlarından dolayı amerikan vatandaşlarının can ve mal güvenliğinin bozulduğunu ileri sürdü ve ülkesinin, Meksika içişlerine karışmasını sağlamak için elinden geleni yaptı.

9 Şubat 1913’te başkentte tutuklu bulunan

Felix Diaz ve general Reyes, Madero’ya isyan eden birlikler tarafından serbest bırakıldı. Reyes öldürüldü, fakat Diaz ve âsiler Ciudadela’ya (Hisar) sığınmayı başardılar. Şehirde karışıklık, entrika ve savaşla geçen ve «Trajik On Gün» adı verilen dönemden <onra Madero’nun kumandanı Huerta, kanlı çarpışmaları fırsat bilerek cumhurbaşkanıyle başkan yardımcısı Jose Maria Pino Suarez’i 18 şubatta tutukladı ve istifa etmelerini sağladı; 22 şubatta Millî Saray’dan hapishaneye nakledilirlerken ikisini de vurdurdu. İktidarı ele geçilen Victoriano Huerta, büyükelçi Wilson ve gerici Porfirio grubunun desteğiyle başkanlığı aldı. Kurduğu hükümet, Büyük Britanya ve diğer birçok ülke tarafından tanındı; fakat A.B.D. tarafından tanınmadı.

Carranza. Huerta’mn ihaneti, Zapata, Villa ve öbür önderler gibi devrimin düzenleyicilerinden biri olan Coahuila valisi Ve-nustiano Carranza’yı kızdırdı. Birçok askerî lider tarafından da desteklenen Carranza, 26 mart 1913’te Guadalupe planını ortaya atarak Huerta .hükümetini tanımadı. Huerta, A.B.D. cumhurbaşkanı Wilson’in başkanlık seçimlerinden sonra istifa eden büyükelçi Wilson’in desteğinden de yoksun kalmıştı.

9 Nisan 1914’te erzak almak üzere Tam-pico’da karaya çıkan A.B.D. denizcileri meksikalı askerler tarafından tutuklandılar ve milliyetleri anlaşılınca serbest bırakıldılar. Bu olay üzerine A.B.D. ve Meksika arasında karşılıklı notalar verildi. Huerta’nın tahrikçi bir tutum takınması, yeni A.B.D. hükümetinin orunla ilişkilerini kesmesine ve Huerta’nın düşmanlarına silâh göndermeğe engel olan ambargoyu kaldırmasına yal açtı; A.B.D. hükümeti sonra da deniz kuvvetlerinin Verac-ruz’da karaya çıkmasını emretti (21 nisan 1914). Bu müdahale ve istilâ, meksika’lı vatanseverlerin sert tepkisiyle karşılaştı.

Bu arada öbür devrimci gruplar Carran-za’ya katılarak onu anayasacı ordunun başkanı ilân ettiler. Mart 1914’te Torreon şehrine saldırdılar ve haziranda Zacatecas’ı ele geçirerek Huerta’nm kuvvetlerine kesin darbeyi indirdiler. Anayasacı ordu, general Alvaro Tobregon kumandasında Teoloyu-can’a ilerledi ve Mexico City yakınında, federal ordunun geri kalan kısmı teslim oldu. Huerta, başkenti 15 Temmuz 1914’te terk ederek yurt dışına kaçtı. CarTanza, a-ğustosta Mexico City’ye girdiği zaman, A.

B.D. meselesiyle uğraşmak zorunda kaldı. Bu mesele iktidarı haksız olarak eline geçiren eski hükümetle ilgili olduğu için Carranza A.B.D. kuvvetlerinden Verac-ruz’u terk etmelerini istedi ve kasım 1914’-te liman boşaltıldı.

Kuzeyde çok sevilen Villa ve güneyde, ülkülerini gerçekleştirmek için savaşan Zapata, Carranza’ya devrimin yalnız siyasî tarafıyle ilgilenen, sosyal ve İktisadî tarafına aldırmayan biri gözüyle baktıkları Carranza’yı tanımak İstemediler. Villa ve Carranza’nın partizanları bit toplantı yaparak gelecekteki reformlar üstünde anlaşmaya karar verdiler, önce Mexico City’de, sonra tarafsız bir şehir olan Aguascalin-tes’te toplanan kongrelere rağmen (ekim

1914) Villa, güvenmediği Carranza’nın o-toritesini tanımadı ve Mexico City’ye yürüdü.

Carranza başkenti terk ederek Veracruz’a gitmek zorunda kaldı; bununla birlikte bu liman şehri onun i;in daha iyi bir yerdi; düşmanları buraya ulaşamazdı ve gümrük vergileri önemli gelir sağlıyordu. Carranza Veracruz’da hükümeti teşkilâtlandırmağa başladı ve 6 Ocak 1915 kanunuyle tarım reformunu yaptı. Bu arada generalleri de Villa ve Zapata ile savaşıyordu. Bu gruplar başkentte millî bir hükümet kurmağa çalıştılar ve Yüksek Devrim kongresinde sosyal reformları ve toprak reformunu tartıştılar. Fakat ocak 1915’te Mexico City’-den çıkarıldılar ve Alvaro Obregon, Vil-la’yı martta, Celaya savaşında kesin bir yenilgiye uğratarak kuzeye çekilmeğe zorladı. Yüksek Devrim kongresi savaşın gidişatına göre sık sık yer değiştiren, sonunda Morelos’a sığınarak Carranza’nın birlikleri şehre girerken dağıldı. Zapata, 1919*-da öldürülünceye kadar direnmesini sürdürdü.
A.B.D., Carranza hükümetini ekim 1915’-te tanıdı. Emellerini gerçekleştirmekten ü-midini kesen ve bu tanıma ile A.B.D.’den silâh sağlama imkânı kalmayan Villa, 1916’da bir* grup Amerikan vatandaşını kurşuna dizdi ve 9 martta New Mexico’-daki Colombus kasabasına saldırdı. A. B. D. onu cezalandırmak için general John Pershing kumandasında bir sefer düzenledi. Carranza, Meksika sınırının korunması emrini verdi ve böylece güç bir durum yarattı. A.B.D. birlikleri Meksika’da kaldıkça anlaşmağa yanaşmadı. 1917 Şubatında birlikler ülkeyi terkedince de iki ülke anlaşmaya varamadı; Pershing’in birlikleri Villa’yı yakalamayı başaramadı. Meksika’da anayasal usulleri geri getirmek için Carranza, 1916 eylülünde kurucu bir meclis için seçimler yapılacağını ilân etti; böylece 1857 Anayasasında devrimci kanunların birleştirilmesi için Guadalupe pla-nıyle söz vermiş olduğu işleri yapmış o-luyordu. Bu meclis Quretaro şehrinde 1 aralık 1916-31 ocak 1917 tarihleri arasında toplandı; yeni bir anayasa hazırlayarak 5 şubat 1917’de yürürlüğe koydu. A-nayasacı kuvvetlerin birleşmesi sağlandıktan sonra Carranza başkanlık, temsilcilikler ve senatörlükler için Özel seçimler yaptırdı ve kendisini cumhurbaşkanı seçtirdi. 1917 Anayasası temsilî, demokratik ve federal bit cumhuriyet meydana getirdi.

Devrim sontası hükümetleri. 1920 Seçimlerinde Carranza, kendi yerine Ignacio Bo-nillas’ın geçmesini sağlamağa çalıştı, fakat Carranza partizanlarının liderlerinden biri olan Alvaro Obtegon, eski günlerde olduğu gibi gene silâh zoruyle iktidarı aldı. Obregon halkoyunu savunan Agua Prieta planıyle (23 nisan 1920) ortaya çıktı ve başlıca subaylar, özellikle genet al Plutarco Elias Calles ve general Adolfo de la Huerta ona katıldı. Carranza başkentten, kaçtı ve 21 mayıs 1920’de Tlaxcalantongo’da öldürüldü. Huerta geçici cumhurbaşkanı oldu; Carranza’ya karşı olan öteki kuvvetler de mücadeleyi bıraktı. 27 Temmuz 1920’de kuzeyde yıllardır boşuna hükümete karşı koyan Villa, hükümete boyurı eğdi. Zapata’nın yeni taraftarları da uzlaşmaya yanaştılar. Obregon cumhurbaşkanı seçildi (5 eylül) ve 1 aralık 1920’de göreve başladı.

Obregon. Obregon yönetiminde hayat seviyesi yükseldi ve işçi sendikaları, özellikle 1918’de teşkilâtlanan Confederación Regional de Obreros Mexicanos gelişti. Modern eğitim de Obregon döneminde eğitim bakanı Jose Vasconcelos (1S21-1924) tarafından başlatıldı. İlköğretim süresi arttırıldı ve okuma yazma öğrenme, okul binası yapma kampanyaları açıldı. 1923’te Obregon, papalık delegelerini kanunları çiğnedikleri gerekçesiyle ülkeden çıkarınca kiliseyle çatıştı. Katolikler ajıkça bu tedbire karşı çıktılar; fakat asıl mücadele, 1924’te Obregon’un yerini alan Calleî döneminde cldu ve Huerta’nın isyanına kadar (1923-1924) çözümlenemedi.

CaHes. Yeni yönetim döneminde de hayat seviyesi yükseldi ve işçi hareketi genişleyerek daha çok işçinin ilgisini çekmeğe başladı. Malî sistem daha esaslı temellere o-turtuldu. Aynı yıl Banco de Mexico kuruıdu. Calles yönetimi sırasında ve daha sonra kalkınma planları sayesinde u-laşım ve haberleşme imkânları geliştirildi ve o zamana kadar, yüzyıllar boyunca ülkenin başka yerlerinden tecrit edilmiş bir halde kalan kasabalar ve şehirler, cteki bölgelerle temasa geçti; o-kullar, kamu binaları ve hastahaneler, ülkenin Sömürge ve Porfirio dönemindeki görünüşünü değiştirdi.

1925-1926’da meclis, 1917 Anayasasında öngörülen, yabancı mülkiyetli topraklar ve maden yatakları hakkındaki kanunları yürürlüğe koydu. Bunların müsadere kanunları olduğunu ileri süren A.B.D. ile Meksika arasında diplomatik bir mücadele başladı. Bu anlaşmazlık 1927’de ortadan kalktı; Meksika hükümeti haklarının hiç birinden vaz geçmedi.
1927 Şubatında kilise, İSli Anayasasına açıkça karşı çıktı. Calles, 1917’deri kilise aleyhtarı tedbirleri yürürlüğe koyarak çatışmayı göze aldı. Kilisenin malları millileştirildi ve yabancı rahiplerle piskoposlar yurt dışına çıkarıldı. Ekimde Cris-teros adı verilen bir isyan çıkarılarak Cristo Rey (Kral İsa) için savaş başladı. İsyan, Jalisco ve Guanajuato’da merkezlendi; fakat orada ve başka eyaletlerde kanlı bir şekilde bastırıldı.

Calles’in görev süresi bitince bir başkanın yeniden seçilmesine karşı konulmuş olan anayasa hükmüne uyulmadı; bunun üzerine Obregon adaylığını koydu ve seçildi. Fakat göreve başlayamadan katolik bir yobaz olan Leon Torral’ın yaptığı suikastte öldürüldü (17 temmuz 1928). Meclis, a-vukat Emilio Portes Gil’i geçici başkan seçti.

Portes Gil, Ortiz Rubio ve Rodrigez. 1929-da kilise ve devlet arasındaki ilişkiler biraz yumuşadı. Aynı yılın mart ayında Calles, sırasıyle, Partido Nacional Revolucionario, Partido de la Revolución Mexicana ve Partido Revolucionaro institucional adlarını alan, Meksika’nın başlıca partisini kurdu ve Portes Gil’den sonra gele ti büttn cumhurbaşkanları bu partidendir. Partinin ilk adayı Pascual Ortiz Rubio, 1929’da yapılan özel seçimlerde Jose Vas-concelos’u yenilgiye uğrattı.

Yeni cumhurbaşkanı göreve başladıktan sonra Meksika, dünyanın en büyük İktisadî buhranının içine girdi. Bu İktisadî durum ve yönetimin iç çatışmaları yüzünden, Calles’in de muhalefetiyle karşılaşan cumhurbaşkanı 3 eylül 1932*de istifa etti. Meclis, geri kalan görev süresini tamamlamak üzere general Abelardo Rodriguez’i Seçti.

Cardenas. 29 Nisan 1933’te yapılan anayasa reformuna uygun olarak, 1934’te La-zaro Cardenas altı yılllıic bir süre için cumhurbaşkanı seçildi. Sosyal kanunlar, tarım reformu ve İktisadî gelişme, resmî partinin daha liberal kanadını temsil eden Cardenas döneminde yeni bir hız kazandı. Cumhurbaşkanı 1935’te Calles ile çatıştı ve ertesi yıl Calles sınır dışı edildi. Cardenas rejiminin temel direklerinden biri, 1936’da kurulan yeni işçi teşkilâtı Confederación de Trabajadores Mexicanos idi. Yöneticisi Vicente T. Toledano olan bu teşkilât, eski Confederación Re-jional Odrera Mexicana’ya karşı çıktı. Ülkenin siyasî ve İktisadî bakımdan yönetimine katılmalarını sağlamak için işçileri ve köylüleri de 1938’de içine alan resmî partinin çevresi genişledi.

1936’da Anayasanın eğitimle ilgili 3. maddesinde bir reform yapmak isteyen Cardenas, dinî durumun gerginleşmesine yol açtı; fakat bundan sonra kilise ile devletin ilişkileri düzeldi. Bunda, kanunlarda yapılan değişikliklerden çok hükümetin uzlaştırıcı tutumu etkili oldu.

Cardenas yönetiminin temel hedeflerinden biri de tarım reformuydu. Reformu gerçekleştirebilmek için, bir dereceye kadar gevşemiş olan toprak dağıtımı artırıldı ve çiftçinin kredi alabileceği çeşitli kurumlar meydana getirildi.

1938’de hükümet, yabancıların sahip olduğu petrol şirketlerini millileştirerek meksi-ka petrolünün millî denetim altına alınması amacını güden uzun çalışmaları tamamladı. Bu önemli hareket Meksika’da büyük bir coşkunluk yarattı ve İngiltere ve A.B.D. ile, uzun süren diplomatik çatışmalara yol açtı. Anlaşmazlık 1944*te eski sahiplere tazminat ödenmesi konusunda bir antlaşmaya varılmasıyle çözümlendi.

Avila Camocho. 1940 Seçimlerinde general Manuel Avila Camacho, general Juan An-dreu Almazan’ı yenilgiye uğratarak cumhurbaşkanı oldu. Yeni yönetim, sanayileşme oranını yükseltti ve ülkeye İkinci Dünya savaşında, Avrupa’dan kaçırılan birçok sermayenin girmesini sağladı. Hükümet, Japonya :le Parl Harbor baskınından bir gün sonra 8 aralık 1941’de, Almanya ve İtalya ile de 11 aralıkta diplomatik ilişkilerini kesti. Üç mihver devletine karşı 28 mayıs 1942’de savaş ilân edildi. Meksika, 7 kasım 1947’de Birleşmiş Milletler’e üye oldu.

Aleman ve Ruiz Cortinez. 1946’da Camac-ho’nun yerine Miguel Ale man geçti; yeni başkan, 1911’den beri seçilen ilk sivil cum-hurbaşkanıydı. Başkanlığı sırasında sanayileşme hızla arttı. 1952’de yerine başka bir sivil olan Adolfo Ruiz Cortinez geçti. Ruiz Cortinez, kendinden önceki cumhurbaşkanının, sanayinin gelişmesi siyasetini devam ettirdi. Meksika, günden güne zenginleşti; bu gelişmede A.B.D.’li iş adamlarının yatırımları da etkili oldu.

1958’de başkan seçilen eski çalışma bakanı Adolfo Lopez Mateos’un devri, önceki başkan Cortinez’in tutumuna oranla, ekonomik liberalizme tam bir dönüşü temsil etti; elektrik üretim ve dağıtımı, kimya sanayii gibi bazı alanlardaki devletleştirme tedbirlerine rağmen, Kuzey Amerika’dan Meksika’ya sermaye akımı yeniden başladı. Başkan, sanayiyi teşvik siyasetine önem verdi.

Meksika’da sanayi gelişmesi hızı, dünyanın en yüksek seviyelerinden birine ulaştı. Mateos’un başlattığı toprak ve tarım reformu çalışmaları, zamanla uygulamada beliren tutukluğa rağmen sürdürüldü.

Calles’ten beri bütün başkan adaylarını seçtirmiş olan Devrimci Kuruluş partisinin (Partido Revolucionario institutional) 1964’teki adayı G. Diaz Ordaz da seçimi kazandı; onun aldığı 8 milyon oya karşı, ardından gelen adayın oy sayısı 1 milyondu. Ordaz’ın başkanlık dönemi de kuzey amerikalı sanayicilerin yoğun yatırımlarına ve ekonomik alanda ciddî gelişmelere sahne oldu. Buna rağmen Ordaz, Washington’a karşı siyasî bağımsızlığını korumağa ayrı bir önem verdi; Küba ile gizli bazı ilişkilerin sürdürülmesi, amerikalı-lararası barış gücü tasarısına cephe alınması, bu tutumun başlıca belirtileriydi.

Ne var ki, Devrimci Kuruluş partisi, hükümete karşı bu tutumu benimsemişti. Partinin lideri Carlos Madrazo, kasım 1965’-te çekilmek zorunda kaldı Ama bu kargaşalıklar, tarım işletmelerinin kolektifleştirilmesi konusunda parti sol kanadının cesaretle tavır almasına engel olmadı. 19 Temmuz 1967’de iktidar, Komünist Çin tarafından desteklenen bir darbe teşebbüsünü açıkladı. Buna göre, darbecilerin a-macı, hükümeti devirerek Mao Çe-tung’-un fikirlerine dayanan bir sosyalist rejim kurmaktı. Biri venezuelalı, biri Salvadorlu 13 kişi tutuklandı. Duruşma savcısına göre, teşebbüsün lideri, Meksika Komünist partisi ilerigelenlerinden, Küba taraftarı Javier Fuentes Gutierrez idi.

1968 Yılının yaz ve sonbahar aylarında, 150 000 öğrencinin katıldığı Mexico şehı indeki gösteriler bir ayaklanma niteliği aldı. öğretim durdu; öğrencilerle silâhlı kuvvetler arasındaki çatışmalarda pek çok ölen oldu; yüzlerce öğrenci ve öğretmen tutuklandı (2 ekim günü 28 kişinin öldüğü bildirildi), öğrenciler, 12 ekim günü başlayan Olimpiyat oyunları süresince olay çıkarmadılar ve dördüncü ayın sonunda boykota son verdiler (22 kasım). Başkan Ordaz’ın temsilcileriyle öğrenci yöneticileri biraraya gelerek, meselelerini tartıştılar.

1970’te, yine iktidardaki Devrimci Kuruluş paıtisinin adayı olan Luiz Eckeverria Alvarez, geçerli 14 milyon oyun 11,7 milyonunu alarak, beş yıllık bir süre için cumhurbaşkanı seçildi (5 temmuz). (Bk. EKCİLT).

Hükümet ve anayasa

Yönetim, önceleri yönetim, Santo Domingo Audencia’sına bağlıydı. Fakat Ispanya’nın hâkimiyeti bütün kıtaya yayılınca durum değişti; ana hükümet merkezîleşmeğe başladı. Cortes 30 ekim 1520’de sömürgeyi teşkilâtlandırarak Nueva España (Yeni İspanya) adını verdi; 1522’de de vali kumandan oldu. Hükümet merkezi bugünkü Mexico City olan ülke, bugünkü Meksika’yı kapsıyordu. Guetemala eyaleti ve bugünkü A.

B.D.’nin batı kıyıları keşfedildikten sonra da Alaska’ya kadar bütün kuzey bölgelerini içine aldı.
Cortes’in Hibueras (Honduras) seferi sı-raüinua yönetimi (başlangıcı 12 ekim 1524) krallık hâzinesinin memulları ele aldılar. Cortes’in yokluğunda adamlarıyle yeni gelen memurlar arasında mücadeleler oldu. Bu durum, Cortes’in 1528’de dönüşüyle ya-tıştırıldıysa da, ertesi yıl Cortes Ispanya’ya giderek kendini kralın önünde savunmak zorunda kaldı.

ilk audiencia (yönetici fonksiyonu olan bir yüksek mahkeme) ispanya’dan gönderildi ve aralık 1528’den 1530’un sonuna kadar kamu işlerini düzenlemekle uğraştı; bu denem meksika tarihi için bir felâket devridir. ilk oidoreler (audiencia’nın üyeleri) başkan Beltran Nuno de Guzman ve A-lonso Parada, Fransisco Maldonado, Juan Ortiz de Matienzo ve Diego Delgadillo idi. Parada ve Maldonado, Meksika’ya geldikten kısa süre sonra öldüler. Guzman, Matienzo ve Delgadillo kaldılar ve Cortes’i, kumandanlarını ve askerlerini soyarak, Kızılderilileri hiç bir kayıt tanımadan istismar ederek zengin oldular. Encomienda’nın 100 000 kızılderilisini kendilerine ayırdılar ve bunlardan çok ağır haraçlar aldılar. Cortes 1530’da Yeni Ispanya’ya artık genel vali olarak değil, sadece genel kumandan ve Oaxaca markisi olarak döndii; ertesi yıl da ilkinin yerini alır ak üzere yeni bir audiencia geldi. Kendilerinden önce gelenlere oranla daha dikkatle seçilen bu yeni au-dienca’nın üyeleri Sebastian Ramirez de Fuenleal, Santa Domingo piskoposu Juan Salmeran Fransisco Ceynos, Vasco de Quiroga ve Alonso Maldonado idi. Bunlar, Meksika başpiskoposu olan ve ilk au-diencia’nın aşırılıklarına karşı çıkan iuan de Zumarraga (1468-1548) ile işbirliği yaptılar. Esas işlerinin dışında, ilk audiencia’-ya karşı suçlamalarla ilgili olarak yapılan residencia duruşmalarını yönettiler; Cortes’in yaklaşık olarak 23 000’i bulan kölelerinin sayımını yaptılar ve Meksika fatihinin karışık işleri hakkında soruşturma açtılar. Oidoreler, Cortes’in emellerine karşı tahtın çıkarlarını savunmakla görevliydiler; fakat bu görevi kendilerinden önce gelenler gibi şiddete başvurarak yerine getirmediler. 1540’ta, genel valiyle uzun bir mücadeleden sonra, Cortes Yeni ispanya’dan bir daha dönmemek üzere ayrıldı.
Bugünkü şekliyle Meksika Birleşik devletleri yirmi dokuz eyalet, bir idare bölümü (Mexico idare bölümü) ve iki araziden oluşur. Her eyaletin kendi anayasası, hükümeti, meclisi ve kanunları vardır. Birlik, 1917 Anayasasına göre kurulmuştur. Yürütme gücü cumhurbaşkanındadır (genel geçimle altı yıl için seçilir, ancak yeniden seçilemez), bu başkana müsteşarlar yardım eder. Yasama gücü iki meclisli bir kongrededir; üyeleri genel seçimle üç yıl için seçilen millet meclisi; her eyalet için 2 temsilci olmak üzere, 29 eyalet ile federal idare bölümünün temsilcilerinden meydana gelen senato.

GVZEL SANATLAR

tspanyolöncesi sanatı

• Duvar resimleri. Kızılderililerin büyük duvar resimleri (freskler) dönemi, arkeologların «Klasik çağ» dediği I1I.-IX. yy.-lara rastlar. Orta Meksika’nın büyük şehirlerinden Teotihuacan’da çok sayıda fresk buiundu. Buradaki ilk eserler (II. yy.) geometrik bjçimlere ve dinî motiflere dayanır. Son üslûp, natüralist, fakaf gerçekçi olmayan özellikler taşır (IV.-VIII. yy.). Konular dinden alınmıştır: tanrılar, rahipler ve kutsal hayvanlar. Bitki resimlerine ve bazı manzara resmi izlerine de rastlanır. En tanınmış eserlerden birinde «su tanrılarının cenneti» temsil edilir.

Bu resimlerde düz renkli yüzeyler kalın çizgilerle çevreUnir, hacim ve perspektif çalışması yoktur^ Kullanılan teknik, kısmen fresk tekniğidir. Zemin kuvars kümüyle karıştırılmış kalsiyum karbonattır. Analiz edilen renklerde madenî oksitler kullanılmıştır.

Oaxaca yakınındaki Monte Alban’da bulunan mezarların duvar resimleri de aynı dönemden kalmadır: mücevherlerle süslü tanrılar, tanrıçalar ve rahipleri.

1946’da Bonampak’ta tropikal Chiapas ormanında klasik maya medeniyetinin kalıntıları bulundu. Burada, üç odalı bir evde zengin elbiseli reisleri, efendilerini giydiren hizmetçileri, müzisyenleri ve dansçıları gösteren resimler ele geçti. Aynı evde savaşları, zafer kazanmış reisleri ve esirleri gösteren başka bir resimle, reisleri ve dansçıları da gösteren bir resim vardır. Bu resimlerde de aynı teknik kullanılmıştır. Resimler konuların özelliğine göre dinamik ve dengeli renklerle boyanmıştır. Bonampak resimlerinin VIII. yy.dan kaldığı anlaşılmıştır.

Tızatlan (Tlaxcala yakınında) mihraplarındaki, mitolojik konulu resimler de 1000 yıllarından sonraki dönemden kalmadır. Tanrı figürleri, Oaxaca’nm Mixtee bölgesinde ve Puebla vadisinde bulunan elyaz-maları ve çok renkli seramiklerle aynı teknikte yapılmıştır. Bu yüzden, bu üslûba mixtee-puebla üslûbu denir. Oaxaca yakınındaki Mitla’da da bunlara benzer duvar resimlerine rastlandı. Bu resimler beyaz zemin üzerine kırmızıyle yapılmıştır ve mitolojik sahneleri gösterir. Bu üslûbun kuzeye doğru yayılmış bir şekli, Valles yakınındaki San Luis Potosi’de Tamuin mihrabında bulundu.

Yucatan’da Chichen itza’da, Jaguar tapınağı ile Savaşçılar tapınağında bulunan duvar resimleri, tolteka etkisi dönemi olan 1000-1200 yıllarından kalmadır. Ülkenin itza tarafından fethini anlatan bu resimlerde, manzarayı gerçekçi şekilde ifade etme ve yüzey izlenimleri verme çabası görülür. Quintana Roo’da Tulum’dakj maya kalıntılarında da duvar resimleri bulundu. 1000 Yıllarından kalma bu resimlerde mitolojik sahneler yer alır.

İspanyol istilâsından önceki son yüzyıllardan kalma başka bir duvar resmi de Toluca şehrine 40 km uzaktaki Malinalco tapınaklarının bir odasını süsler. Bu resimde mızraklar ve kalkanlarla silâhlanmış savaşçıların geçit resmi temsil edilmiştir.

• Resimli kitaplar’âz bulunan minyatürler, kızılderili sanatının önemli bir bölümüdür. Bunlar bir yandan duvar resimleri, ö-te yandan süslü seramiklerle kıyaslanabilir. Bazı minyatürlerde zarif kompozisyon, çizgi, hareket ve renklendirme görülür. Bunlar, geyik derisi üzerine veya kâğıt üstüne yapılmış ve tebeşirle süslenmiştir. Bulu-nanlaıın en eski tarihlisi 1000 yıllarından, kalmadır. Bununla birlikte daha eski yüzyıllardan kalma mezarlarda da bazı kitap kalıntıları ele geçti.

Bugüne kalan ispanyolöncesi elyazmaları, üslûplarına göre şöyle sınıflandırılabilir:

1. aztek. Sanat bakımından bunların en ö-nemlisi, tanrısal bir takvim ve aylarla ilgili âyinleri anlatan Codex Borbonicus’tur;

2. tarihî mixtee. Bu grupta mixtee derebeylerinin sülâlerinden ve onların kahramanlıklarından bahseden elyazmaları bulunur;

3. Codex Borgia grubu. Takvim, astronomi, ilahiyat ve mitoloji ile ilgilidir (2. ve 3. grup elyazmaları canlı renkler ve kuvvetli çizgiler taşır);

4. maya. Çizgideki serbestlik ve duyarlıkla dikkati çeker; maya sanatının ileri özelliklerini taşır.

• Süslü seramikler ve sırlı eserler, İspan-yolöncesi çömlekçileri, çömlekçi çarkını bilmiyorlar, çömleği elle biçimlendiriyorlardı; fakat kalıp almayı öğrenmişlerdi. Süsleme için de çok çeşitli teknikleri vardı. Seramik sanatında başlıca üç üslûp ayırt edilir;

1. mixtee-puebla üslûbu, 1000 yıllarında gelişti. Renkli bir seramik tekniği, duvar resimlerine ve elyazmalarına benzer bir şekilde kullanıldı. Tlaxcala, Mixtee vs Pueb-la’da yayıldı. Seramikler tanrı ve hayvan figürleriyle, basit dekoratif biçimlerle süslendi;

2. teotihucan üslûbu’nda (300, 200 yılları), mineli süslemeler önem kazandı. Bunlar önce kızıl-kahverengi ve kahverengi renklere boyanıyor, cilâlandıktan sonra pişirili-yordu. Sonra yüzey kazınarak oyma tekniğiyle figürlerin ayrıntıları belirtiliyordu. Süsleme, bir resim görüntüsü alıyordu. Duvar resimlerinde kullanılan dinî semboller, bu seramiklerde de kullanıldı;

3. alçı süslemeli seramikler. Çömlek pişirildikten sonra üzerine bu alçıdan süsler yapılıyor, sonra kazınarak kabartmalı şekiller meydana getiriliyordu. Bu usul, Orta ve Güney Meksika ile Guetamala’da kullanırdı.
• Anıtsal heykeller, ispanyolöncesi dönemin birçok heykeli, kütle halinde bloklar veya iki boyutlu resimler şeklindedir. Teknik yetersizlikler, üç boyutlu heykel yapmayı engelliyordu. Taşı üç boyut biçimlendirme güçlüğünün yanında, bazı estetik ve pratik düşünceler, formu, kapalı bir biçim olarak ele almağa sebep oldu. Heykel, mimarînin bir parçası gibi düşünüldü; düz veya alçak kabartmalı oymalara önem verildi. Bununla birlikte aynı çeşit kabartmalara kil ve değerli taşlardan yapılan eşyada da rastlanır. Bu eserler, genellikle bir taraftan bakılacağı düşünülerek yapılmıştır.

Monte Alban’ın erken çağlarında yapılan danzantes (dansçılar), yassı kütüklere veya düz kabartmalara, oyma olarak işlenmiştir. Bunlar çok canlı figürlerdir ve modelciliğin yer almadığı bu eserlerin, ^Hıristiyan çağının başlangıçlarından kaldığı anlaşılmıştır.

Orta Meksika’nın en eski taş heykelleri Teotihuacan’dadır; 200-500 yıllarından kalan bu eserler, mimarî amaçla yapılan ve çok az şekillenmiş taş bloklardır. Xochi-calco’daki (Morelos), Tüylü Yılan tapınağının kabartmaları, biçim bakımından daha bağımsızdır (IX. yy.).

Tallan’daki (bugün Tulla) başlıca heykeller büyük piramitteki tapınağın ana sütunlarındaki düz kabartmalardır. Tolteka dönemi (900-1200 yılları) heykelciliğinin, revaktaki taşıyıcı savaşçı heykellerinde de aynı özellikler görülür. İspanyolöncesi dönemin son yüzyıllarında anıtsal heykelcilik en parlak .dönemini yaşadı. Mexico City’-de Millî müzedeki kartal şövalye başı buna örnektir. Ayrıca Quetzalcoatl heykeli (Museé de l’Homme, Paris) ve toprak tanrıçası Coatlicue (Millî Antropoloji müzesi, Meksika) gibi örnekler sayılabüir.

Veracruz, Sar. Luis Potosi ve Hidalgo’da-kj Huakstek bölgesinden çok az örnek vardır. Totonac bölgesinde El Tajin kabartmaları (600-900 yılları) önemlidir. Taş boyunduruklar, palmat taşları (palmas) ve düz taştan baş heykelleri de Totonac bölgesindedir. Güney Veracruz’daki Olmec bölgesi ve Batı Tabasco, büyük baş heykelleri, yekpare taştan oyma kabartmalı mihrapları, Tres Zapotes, San Lorenzo ve La Venta’daki heykelleriyle ünlüdür. Olmec heykelciliğinin ve meksika sanatının en büyük eserlerinden biri de Güreşçi adlı heykeldir. Mnatitlan’da bulunan bu üç boyutlu heykel, beline bir peştemal sarmış ve göğüs adalelerini gösteren bir adamı, oturmuş halde temsil eder. Olmec heykellerinin 300-600 yıllarından kaldığı sanılır.

Palenque (Chiapas) bölgesi maya medeniyetinde, derin kabartma alçı süslemeler ve düz kabartma taş oymacılığı çok gelişti. Taş kabartmalar, aynı zamanda boyanıyordu. Haç tapınağı (642), Güneş tapınağı ve Katlanmış Haç tapınağı (692) mihraplarındaki kabartmalar, bunların en meşhurlarıdır. Yazmalar tapmağında da gizli bir o-dada buna benzer kabartmalar bulundu. Palenque sanatı, natüralist üslûbu, insan biçim ve hareketlerindeki zarafet ile süsleme zevki bakımından dikkati çeker. Palenque oymacıları, heykeltıraş değil, Holbein ve Ingres gibi, çizgiyi kütlenin ifadesinde kullanan sanatçılardı. Chiapas, Tabasco ve Yucatan yarımadasındaki maya harabelerinde bulunan dikili taşlar, eşikler, kapı pervazları ve panolarda 500-900 yıllarından kalma düz kabartmalar görülür. Sonra Yucatan’a tolteka etkisi ulaştı; bunun örnekleri de chichen itza heykel ve oymalarında (987-1204 arası) görülür.

Michoacan heykelleri ise kübik ve kaba e-serler olarak bilinir.

• Seramik heykelciliği. Meksika’da küçük kil heykelcikler Arkaik döneme aittir ve Hıristiyan çağa kadar sürmüştür. Bunların en eskileri, kadın heykeli olarak gösterilen bereket sembolleridir. Dinî heykel geleneği Teotihuacan döneminden İspanyol istilâsına kadar sürdü. Oaxaca’daki kil heykeller genellikle ölü küllerinin korunduğu kaplardı ve çağlara göre değişik tiplerde yapıldı. Bunların en çok yapıldığı dönem, Monte Alban III (400-700 arası) devridir. Maya çağında Jaina adasının eski heykelcikleri, gerçekçi sanatın değerli eserleridir. Elle şekillendirilmiş bu eserler, savaşçıları, rahipleri top oyuncularını ve kadınları gösterir. 600 Yıllarına tarihlenen bu eserlerden sonra, beylik bir üslûpla yapılmış kadın ve hayvan heykelleri gelir (700*1000 yılları).
Batı Meksika’da (Colima, Jalisco ve Na-yarit) heykeller, pişirilmiş kilden yapıldı ve sanat bakımından büyük gelişmeler gösterdi. Duyguları neşeli bir istihza ile yansıtan bu heykeller, biçim bakımından çok sadeydi ve cenaze törenleri için hazırlanmış olmakla birlikte günlük hayattan sahneleri canlandırıyordu.

• Maskeler, ispanyolöncesi sanatın önemli bir kısmı da taş, tahta, pişmiş kil^ ve kemik maskelerdir. Bunlar büyü, dinî törenler ve cenaze törenleri için yapılıyordu. Dinî törenlerde rahipler, temsil ettikleri tanrıları ifade etmek için yüzlerine maskeler takarlardı- Cenaze törenlerinde ceset, kumaşlara sarılır, yığının üzerine de bir maske konulurdu. Yazmalar tapınağındaki ölülerin yüzleri, alçı üzerine yapıştırılmış yüzlerce yeşim taşından meydana gelen maskelerle örtülüydü. Maskenin gözleri, deniz kabuğundan yapılmış gözbebekleriyle kaplıydı.

Sanat değeri bakımından teotihuacan kültürünün maskeleri ilgi çekicidir, ölü gömme sırasında kullanılan bu maskeler, bir yüzü ifade etmekten çok bir anlayışı gösteren sembolik eserlerdi. Pişmiş kilden yapılmış ve çok renkli boyanmış teotihuacan maskeleri de vardı. Oyma sanatının en güzel örnekleri, olmec üslûbunda yapılan ve değerli taşların (msl. yeşim) oyulmasıyle meydana gelen maskelerdi. Günümüze bazı tahta maskeler de kalmıştır. Bunlar değerli taşlarla süslenmişti. İnsan kafatasının ön kısmından yapılan ve mozaiklerle süslenen maskeler de vardı.

• Tas isçiliği ve mozaik, ispanyolöncesi sanatçıları, yeşim, firuze, kristal v.b. sert taşları işleyerek küçük figürler, maskeler ve insan biçiminde adak baltacıkları gibi eserler meydana getirdiler. Değerli taşlardan aynı zamanda küçük kaplar, süs eşyası, vazolar ve gerdanlıklar da yapıldı. Mozaik, genellikle tahta veya deri bir ta-, bana, bazen de taş veya kemik üzerine yapıştırılıyordu. Bu eserler, bugün dünyanın çeşitli müzelerine (British museum, Roma, Kopenhag, New York ve Meksika Millî müzesi gibi) dağılmıştır.

• Tahta, kemik ve deniz kabuğu oymacılığı. Tahta eserlerden, bugüne çok azı kalmıştır. Parçalı davullar (teponaztlis) ve deri kaplı davullar (huehuetls) bugüne gelen önemli eserlerdir. Bunların üzerine mitolojik olayları anlatan süsler yapılmıştır. Bunun dışında bugüne kalan eserler arasında Monte Alban’daki mezarlarda bulunan kemik malalar (bunlar mixtee-puebla üslûbunda süslenerek üzerlerine takvim yazıları ve mitolojik resimler yapılmıştır), Huakstek bölgesinde bulunan (Veracruz eyaletinin kuzeyinde) oyma deniz kabuğu gerdanlıklar da vardır.

• Dokumacılık ve tüy isçiliği, ispanyolöncesi dokumacılık eski yazarların eserlerinde anlatılır, resim ve heykellerde gösterilir. Yüksek kaliteli dokumalar pamuktan yapılıyordu. Tüylerden yapılan süsler, resimlerden anlaşıldığına göre, 300 yıllarından sonra gelişti, klasik çağda çok yaygınlaştı. İspanyol istilâsı sırasında, tüyden başlıklar, yelpazeler, pelerinler yapılıyor ve kalkanlar tüy mozaiklerle süsleniyordu.

En tanınmış örnekleri, quetzal (bir orta a-merika kuşu) tüylerinden yapılan Montezuma IPnin başlığı ve bir masal hayvanı o-lan auhitzotl figürüyle süslü kalkandır (Kaiserliche Schatzkammer, Viyana).

• Maden isleri. Maden işçiliği, geç gelişti; 900 yıllarından sonra önemi artan işlerinde altın, gümüş, bakır ve ender olarak da teneke ve kurşun kullanıldı. Dövme, dökme, kaynak, kaplama ve kakma işçiliği biliniyordu. Mise-en-couleur metoduyle yaldızlama işlemi yapılıyor, dökümde balmumu usulü uygulanıyordu. Yaldız kaplamada altın ve bakır kullanılıyor ve parçalar kaynatılarak birbirine ekleniyordu. Kuyumculukta telle yapılmış süslemeler yaygındı.

malci bir şekilde çizdiler, karanlık fonlar yaptılar, kusurlu metotlar uyguladılar. Bunlar arasında Jose de iberra’nm (1688 -1756), bu kusurların yanı sıra tekniği i-yiydi. Miguel Cabrera’nın (1695-1768), iyi bir ressam olarak tanınmasının sebebi devrin zevksizliğiydi; eserlerinde çalakalem resim yapmaktan ileri gelen dengesizlik ve kompozisyon kötülüğünün yanı sıra desenleri iyidir.

Akademiciler. Güzel sanatlar öğretimi yapmak amacıyle 1781rde San Carlos Krallık akademisi açıldı. Böylece Barok dönem sona erdi ve Yeni-Klasik dönem başladı. Sömürge döneminin sonuna kadar bu okuldan iki büyük ressam yetişti: José Luîs Rodriguez Alconedo (1749-1815) [iyi bir ressam ve gümüşçü ustasıydı; Pastelle yaptığı kendi portresi önemlidir]; Rafael Ximeno y Planes (1761-1825), Ispanya’da doğdu, Meksika ve Roma’da yetişti. 1795’te akademiyi yönetmeğe başladı. Başlıca eserleri arasında heykeltıraş ve mimar Manuel Toisa’nin portresi sayılabilir. Yağlıboya ve tempera (duvar resimlerinde) kullanan Planes, Meksika katedralinde ve Madencilik Okulu kilisesinde birçok duvar resmi yaptı. Bunlarda Tiepolo’nun etkisi görülür.

En iyi işler Mixtee bölgesinde yapıldı. Man te Alban mezarlarında birçok mücevher bulundu. Michoacan’da da bakır ve altın işleri yapılıyordu. Yucatan’da, ithal edilen altınlarla yapılan, maya fetihlerini gösteren sahnelerin işlendiği tabakların sanat değeri yüksektir.

Sömürge sanatı ve modern sanat

Sömürge döneminin resim sanatı kızılderili sanatından pek az etkilendi; yeni sanat genellikle katolik dininin, dolayısıyle de av-rupa sanatının etkisinde gelişti. Yeni Ispanya’nın bir ürünü olan sömürge sanatı dört döneme ayrılabilir. Meksika’nın fethinden (1521’den sonra) sonraki ilk 50 yılda ilkel Sanat dönemi; Ispanya’dan alınan Avrupa Rönesansı dönemi (25-30 yıl); XVII. ve özellikle XVIII. yy.da gelişen Barok dönem; XVIII. yy.ın son yıllarından bağımsızlık mücadelesine (1810) kadar süren Yeni-Klasik Akademiciler dönemi.

• Resim. İlkel dönem, tspanyolöncesi dönemin, yeni ispanya sanatında etkisi yoktur; istilânın ilk yıllarında kızılderili ressamlar eser vermeğe devam ettilerse det, İspanyolların getirdiği avrupa sanatının biçimlerini kullandılar. Yeni Ispanya’da ilk resim okulunu 1525’te fransisken rahibi Pedro de Gante kurdu; Cuauhtli, Xochi-tototl, Marcos Cipac v.b.nin temsil ettiği bu dönemden kalan pek az eser arasında Cipac tarafından yapıldığı sanılan Fray Domingo de Betanzos1un portresi ve Guadalupe Bakiresi sayılabilir.

Bu arada kilise ve manastırlarda fresk tekniğiyle ilk duvar resimleri yapıldı. Kızılderili ressamlar tarafından yapıldığı sanılan bu eserlerde «İsa, havariler» gibi konuların yanı sıra, İtalyan süslemeleri (grotesk) yer alıyordu. Avrupa resimlerinden ilham alan ve rönesans etkisinin çok kuvvetli olduğu bu fresklerin en güzel örnekleri manastırlardadır (Huejotzingo [Puebla], Acolman [Mexico eyaleti], Actopan [Hidalgo] manastırları).

Rönesans dönemi. Flaman ve İtalyan etkisi altındaki İspanyol . rönesansından . jlhamlı rönesans döneminin başlıca ressamları An-drées de Concha (1556-1637) ve Simon Pe-reyns’tir. Bir flaman ressamı olan Pereyns (doğ. 1550); 1566’da Meksika’ya geldi. Başlıca eseri La Virgen del Pardon’dur (Af Bakiresi) [Mexico City katedrali]; Huejot-zingo’da da önemli resimleri vardır.

Rönesans dönemini izleyen Barok’a Geçiş döneminin başlıca ressam, bask asıllı Echave el Viejo’dur (1548’e doğr.-1612’den sonra). İtalyan ve flaman etkisinde olan Viejo, zengin ve canlı renkler kullandı; eserlerinin bazıları Palacio de Bellas Ar-tes’tedir (Mexico City). Oğlu Baltasar de Echave ibia (1583-1640) mavi renkleri tercih ettiği için, «Mavi Echave» diye anılır. Birçok resmi bugüne kalmıştır. Sebastian Lopez de Arteaga (1610-1656) ve Alonso Lopez de Herrera’da (öl. 1654 sıraları) bu dönemin meşhur ressamlarındandır. Usta bir ressam olan Herrera, Tiziano’nun etkisinde kaldı. Luis Juaıez (1610-1630) ise barok etkilerinin görülmeğe başlandığı mistik resimler yaptı.

Barok dönem. Mimarîde parlak eserlerin verildiği bu dönemde, resim çok gelişmedi. Aynı tarihlerde Ispanya’da Velazquez, Zurbaran ve Murillo ile en parlak çağını yaşayan barok, Meksika’da, aradaki büyük uzaklıktan dolayı ancak kötü kopyalar verebildi. Hareketli resimlerle dramatik etkiler uyandırmayı başaran Baltasar de Echave y Rioja (Echave el Viejo’nun torunu, 1632-1682) Barok dönemin eksiksiz bir temsilcisidir. Eserleri genellikle birbirine benzeyen Juan Correa, Cristobal de Villalpan-do, Juarez kardeşler (Juan ve Nicolas) v.b., dinî eserlerde ışık ve renkleri ustaca kullandılar. Resimleri dekoratif ve karmaşık özellikler taşır.

Barok üslûbu XVIII. yy.da Meksika’da i-fade imkânları azalınca, yeni bir devreye girdi. Ispanya’da barok geriliyordu. Muril-lo’nun izleyicilerinden etkilenen meksikalı sanatçılar da yumuşak pembe ve mavilerle kötü bir döneme girdiler, insan tenini, sarı rengi tercih eden dinî ressamlardan farklı olarak pembeleştirdiler, elbiseleri ih-

avrupa etkisinde kaldı ve ihmal edilmeğe başlandı.

Sömürge rejiminin gelişmesi, halkın büyük şehirlere akınının artması ve zengin sınıfların barok’a ilgisinin çoğalması, XVII. ve XVIII. yy.da sınaî sanatların ilerlemesine yol açtı. Meksika küçük sanatları geniş bir alıcı kitlesi buldu, süs eşyası yapımı arttı. Tahta eserler, oyma mobilyalar, hayvan kabuğundan eşyalar yapıldı. Yaldızlı deri, guadamecí (kakma süslü deri işleri), dokuma ve dantelcilik gelişti. İspanyol öncesi dönemin ve ispanya Araplannın seramik teknikleriyle, ünlü eserler yapıldı. Puebla’da sırlı çinilerin yapımında talavera üslûbu uygulandı.

XIX. yy. sanatı

Meksika’nın Bağımsızlık dönemi sıkıntılarla geçtiği için, sanat çalışmalarının seviyesi düşüktü. Sömürge sanatının kalıntılarını devam ettiren plastik sanatlarda yenilik yapılamadı. 1839’da San Carlos akademisi yeniden düzenleninceye kadar gelişme olmadı. 1846′da Meksika’ya gelen Peleg-rin Clavé (1810-1880), akademi müdürlüğüne tayin edildi, öğreticiliğinin yanı sıra birçok resim yapan Clavé, sanata yeni bir hava getirdi. Dinî konuların yanı sıra tarihî ve edebî konuları da işledi; Sömürge döneminin karanlık renkleri yerine parlak ve canlı renkler kullanarak ingres’in üslûbunu izledi. Heykeltıraş Manuel Vilar da yeni dönemin gelişmesinde yararlı oldu.

Clavé’nin öğrencilerinden Santiago Rebull (1829-1902), Felipe Gutiérrez (1824-1904) ve José Salomé Pina (1830-1909), Roma’-da da öğrenim yaptılar. Daha sonraki dönemden Ramon Sagredo (1834-1872) ve Juan Cordero (1824-1884) ile Félix Parra (1845-1910) portreler, dînî ve tarihî resimler yaptılar. Değerleri, sanatlarını iyi bilmeleriydi; fakat sınırlı olmaları, sunî ve beylik eserler vermeleri, akademik hareketin etkisini ortaya koyar.

Meksika’ya Clavé ile gelen Manuel Vilar, heykelde doğru bir akademik öğretim sağladı. Meksika’da az kaldı. En tanınmış öğrencileri olan Miguel Norena ve Gabriel Guerra’nın başlıca eserleri, Mexico City-deki Pasco de la Reforma’da Cuauhtemoe anıtıdır: Norena kahramanın heykelini, Guerra da temeldeki dört yüksek kabartmayı yaptı.

Manzara ressamlığı XVIII. yy.ın ikinci yarısında başladı; San Carlos akademisinin getirttiği İtalyan manzaracısı Eugenio Lan-desio 20 yıl ders verdi. En meşhur olan öğrencisi José Mario Velasco (1840-1912), aralarında Meksika vâdisini gösteren iki büyük tuval de bulunan birçok peyzaj yaptı.

1903’te katalonyalı ressam Antonio Fabrés akademi müdürü olunca, «fotoğrafçı gerçekçilik akımı» yayıldı ve meksika resmi yeni bir çöküş dönemine girdi. Bu dönemden iki ressam sayılabilir: Leandro izaguir-re (1867-1941) ve iyi bir desenci olan Julio Ruelas (1871-1907). Aynı dönemde yetişen meşhur heykeltıraş Jesus F. Contreras (1866-1902), tek kollu olmasına rağmen başkenti ve birçok şehri anıtlarıyle süsledi.

Bu arada Avrupa’da veya üikede çalışan bazı ressamların sanatın bu durumundan memnun olmadıklarını açığa vurmaları, kısa bir süre içinde büyük değişikliklere yol açtı. Asıl sanat çabalarının küçük baskı atelyelerinde harcandığının pek az kimse farkındaydı, atelye!erde hikâyeler, dualar, kukla oyunları ve corrido’lar (hikâyeli halk şarkıları), iki üç centavos’a satılan broşürler basılıyordu. Yeni Ispanya’da XVI. yy.dan beri tahta ve bakır gravürler yapılıyordu, ilk taşbasma matbaa 1826’da kuruldu. Buna benzer çalışmalar XIX. yy.da geliştirildi.

Manuel Manilla (1830-1890) ve José Guadalupe Posada (1851-1913), yayımcı Antonio Venegas Arroyo’nun halk İçin bastığı (Mexico City’de) eserlere gravürler yaptılar. Posada’nın eserleri, Goya ve Du-mier’nin etkisinde olmasına rağmen, Meksika’dan kuvvetli izler ve canlılık taşır. XIX. yy. meksika sanatının en iyi ürünleri olan bu eserler sonraki dönemin ha-

• Heykel. İlkel dönem. Resimde olduğu gibi heykelde de önce kızılderili sanatçılar avrupa figürlerini uyguladılar ve duyarlıklarını gösteren bazen çocukça, bazen sert ifadeli, gerçekten ilkel heykeller yaptılar. Bu dönemden kalan bazı çarmıh heykelleri İspanyol aşıtlarından kopyadır ve yumuşak ağaçtan yapılmıştır. Manastır ve kiliselerin duvarlarına yapılan kabartmalar da heykel sayılabilir. Azizleri temsil e-den eserlerin yanı sıra, semboller ve süsleyici motifler de kapsayan kabartmaların en iyi örnekleri manastırlardır (Calpan [Puebla], Tepoztlan [Morelos], Tlalmanalco [Mexico eyaleti] v.b.). Bu kabartmaların o sıralarda yapılan freskler gibi bakır veya tahta oymalarına modelleri yapılmıştır. Rönesans ve Barok dönem. Bu dönemde kiliselerin dışına yapılan taş oyma figürlerin yanı sıra içine de alçı veya sıva ile kaplanan ve üzerine altın yapraklar yerleştirilen çok renkli tahta heykeller (estafa-do) yapılıyordu. Estofado’ların üzerine oymacı kalemiyle desenler çizilirdi.

Heykel ve mimarî ustaca kaynaştırıldı, büyük mihrap perdeleri üç kat yapılır, ü-zeri motiflerle süslenir, çevresine büyük panolar yerleştirilirdi. Nişlerin içine de yağlıboya resimler ve heykeller konulurdu. Her bölüm ayrı bir mimarî üslûptaydı; boş kalan her yer, çeşitli sanatçıların yaptığı e-serlerle, altın kaplı tahta heykellerle doldurularak gerçek bir barok fantezisi meydana getirilirdi.

Avrupa rönesansı etkisindeki ilk reredo’lar (mihrap perdeleri), çok süslü kaplama tekniğiyle yapıldı; başlıcası Huejetzingo’da, Simon Pereyns’in yaptığı rerero’dur. XVII. yy.da barok etkisinde yapılan asıl büyük reredo’lar çelenkler, melekler, sembollerle süslü ve resimlerin az yer tuttuğu burma kolonlu eserlerdi. XVIII. yy.da churrigue-resque üslûbunda yapılanlar (Tepotzotlan, Querera ve Salamanca’da) heykeltıraş ve oymacılara büyük imkânlar verdi. Akademiciler. San Carlos akademisi, barok sanatına son vererek reredo’ların gelişmesini durdurdu. Heykel, süsleme unsuru olmaktan çıkarak ve dekorun içinde özelliklerini kaybetmekten kurtularak bağımsız bir özellik kazandı. Genel Valiler döneminin sonlarında Puebla ve Querérato, başlıca heykelcilik örnekleriydi. Puebla’da, Çora ve Villegas ailelerinde önemli heykeltıraşlar yetişti. Dönemin başlıca ustaları Querétara’da Mariano Arce ve Mariano Perusquia, Celaya’da Eduardo Tres-guerras (1759-1838) ve Meksika’daki akademik hareketin en büyük sanatlısı sayılan Manuel Tolsa’dır (1757-1816). Aynı zamanda mimar olan Toisa, Mexico City’nin başlıca anıtlarından biri olan Carlos IV’-ün atı heykelini yaptı.
bercisi olduğu gibi, modern sanatla ilişki de kurdu.

Modern sanat

Meksika’da etkisini duyuran son avrupa sanat hareketi izlenimcilikti. Avrupa’da çok kuvvetli etkiler yapan bu hareket, Meksika’da çok zayıf olarak hissedildi. MeksikalI ressamlar arasında İtalya ve Fransa’da yıllarca yasayan Alfredo Ramos Martinez (1875-1946) ve Dr. Ati (1877) izlenimcilerin en meşhurlarıdır. Fakat bu iki ressamın öğrencileri izlenimci hareketi başlatmaktan çok reformcu ve çok yeni bir hareketin özlenimini ortaya koydular.

Joaquin Clause!- (1885-1936) ve Saturnino Herran (1887-1918), izlenimciliğin en meşhur temsilcileridir.

1914-1916 Yılları devrim hareketinin çal-kantısıyle geçti. Bazı ressamlar Avrupa’daydı; Dr. Ati ve José Clemente Orozco gibi bazıları da sanatlarını gazetelerde siyasî bir silâh olarak kullanıyordu. 1921’de barış sağlanınca millî eğitim bakanlığına aydın bir kimse olan José Vasconcelos (1882) tayin edildi. Yeni bakan kamu binalarını yeni sanatçıların eserlerine açarak onların yaratıcı gücünü geliştirdi.

Yüzyılın başında akademinin verdiği bir bursla Avrupa’ya giden Diego Rivera, bu sıralarda Meksika’ya döndü. Xaiver Guer-ro (1896), Alva delà Canal, Jean Chariot

(1898), David Alfaro Siqueros, Orozco v.b. ile Ressamlar ve Heykeltıraşlar sendikasını kurarak hükümetin sağladığı eski ve yeni binaları süslemeğe başladı. Duvarlara freskler ve yakma resimler yaparak halka daha kolay ulaşmağa ve eskilerin yağlıboya ve suluboya resimlerinin odalara kapalı kaderinden kurtulmağa karar -verdiler. Heykelde de alçı ve bronzu bırakarak ispanyolöncesi sanatçıların taş oymacılığını yeniden ele aldılar. Böylece Meksika’ya yeni bir görünüş kazandıran ihtilâlsonrası sanatı meydana geldi. Her sanatçı kendi yólunu izledi. Sonra yeni bir gtup Ve XX. yy.ın ortalarında üçüncü grup kuruldu.

Çağdaş ressamlar arasında, yoksulların sefalet ve üzüntüsünü ifade eden te modern sanatın en dramatik resimlerinden biri olan Tata Je suer ist o’yu yapan Frahsisco Goitia (1884), Doktor Ati (Gerardo Murillo’nun takma adı fl877]), 1940’tan sonra üslûbu daha evrensel özellikler kazanarak meksika resminden uzaklaşan Rufino Tamayo sayılabilir. Bunlardan sonra gelen ve modern meksika resminin ikinci neslini meydana getiren ressamların başlıcalan şunlardır: Carlos Orozco Romero (1898); Julio Castellanos (1905 – 1947); Federico Cantu

(1908); Agustín Lazo (1900) ve Jesús Guerrero Galvan (1910). Son grup veya ü-çüncü nesilden ise, Raul Anguiano (1915), Juan Soriano (1920) ve Ricardo Martinez de Hoyos (1918) sayılabilir.

Heykel. Modern heykel de resimle birlikte 1922’de başlamadı, fakat aynı gelişmeyi göstermedi. Escucia de Telia Directa’nın (Doğrudan Doğruya Oymacılık okulu) İspanyolöncesi Meksika’nın sade ve dürüst tekniğini savunarak yaptığı ilgi çekici denemeler, başarılı ve uzun süreli olmadı. Janitzio’daki José Maria Morelos’un çok büyük oyma heykeli gibi esrler yapıldı, fakat sonuç kötü oldu. Meksika heykelcileri gerçekçilikten soyut sanata kadar çeşitli yolları denedilerse de pek başarılı olamadılar. En tanınmış heykeltıraşlar Ignacio Asunsolo (1890), Luis Albarran Carlos Bracho (1899), Manuel Centurio (1865 -1948), Luis Ortiz Monasterio (1906), Federico Canessi (1866-1947), German Cueto (1893), Guillermo Toussaint, Guillermo Ruiz ve Francisco Zuniga’dır.

Gravür. Posada’nın ihtilâlöncesi dönemde büyük önem kazanan gravür sanatı gelişmeğe devam etti. Mexico City’de başlıca gravür yapılan yerler şunlardır: Taller de Grafrica Popular (Popüler Matbaa atelye-si); Escuela de Artes de Libro (Kitap Sanatları okulu); üniversitenin ve Millî E-ğitim bakanlığının plastik sanatlar okulları. Tanınmış grafikçiler arasında Francisco Diaz de Leon (1897), Leopoldo Méndez (1903), Carlos Alvarado Lang (1905), Alfredo Zalee (1908), Abelardo Avila (1909), José Julio (1912) ve Julio Prieto (1912) sayılabilir.
Halk sanatı

Meksika, halk sanatları bakımından Çin ve Japonya’dan sonra dünyada üçüncü sırayı alır. Daha çok dinî konuları işleyen halk resmi, yaprak metal veya kumaş (retblos) üzerine yapılır; bu küçük resimler çocukça bir acemilik yanında, zarifliğiyle dikkati çeker. Dinî olmayan resimler, pulquerías adı verilen meyhanelerin süslemesinde kullanılırdı. Bu gelenek kaybolmağa yüz tutmuştur.

Halk sanatının en iyi örnekleri dokumacılıktadır (masa örtüleri, serape’ler [giyilen yün battaniyeler], rebozo’lar [pamuk veya ipek atkılar], elbiseler ve süs parçaları en çok yapılan dokuma çeşitleridir). Uygulanan teknikler genellikle İspanyol asıllıdır; fakat Oaxaca, Chiapas ve Michoacan gibi bölgelerde mahallî özellikler de görülür.

Sırlı eşya (kaplar, kutular, oyuncaklar, bazı mobilya v.b.) genellikle Olinala (Guerrero ve Patzcuaro ve Uruapan’da [Mic-hoacan]> yapılır. Ya siyah fon üzerine yapılan çok renkli resimler, veya yine siyah üzerine yapılan ve sonra bazı kısımları kazınan tek renkli resimlerle süslüdür.

Deri ve demir, ispanya geleneklerine uygun olarak işlenir. Altın ve gümüş işçiliği azalmıştır. Altında Oaxaca, gümüşte Taxco (Guerrero), geleneği devam ettirir. Kilden ve camdan çeşitli kaplar oyuncaklar, süs eşyaları yapılır. Seramikçilik bü-tün Meksika’da yaygındır ve bölgelere göre değişen özellikler gösterir. Bununla birlikte son zamanlarda belirli bir seramik süslemesi yayılmakta ve farklar kaybolmaktadır. Ucuz oyuncak yapımı bütün ülkeyi kaplayan bir sanat haline gelmiştir. Pişmiş kil, ağaç, paçavra, tel, kâğıt, karton, teneke, balmumu ve hattâ çiklet gibi değişik malzeme kullanılır; çeşitli hayvanlar ve bebekler yapılarak genellikle canlı ve zıt renklere boyanır.

Kuklalarda kullanılan insan formu, maskelerde komik, dehşet verici yüzlere ve kafatası biçimlerine bürünür. Maskeler genellikle çocuk oyuncaklarıdır; fakat dinî o-yunlar veya danslarda oyuncular tarafından da kullanılır. İnsan formu Judase denilen ve karton veya kurutulmuş kâğıt hamurundan yapılan (2 m’ye kadar boyda olanları vardır) figürlerde de kullanılır; bunlar havaî fişekler takılarak Paskalyadan önceki cumartesi günü yakılır.

Pintalar (hayvan, gemi, yıldız v.b. biçiminde yapılan ve renkli kâğıtlarla kaplanan kil kaplar) ile kutsal kitap’tan sahneler gösteren kil veya balmumu figürler yaygındır.

Şekerler bir halk sanatı yaratacak biçimde yapılır. Alfeñique (kaynatılmış şekerden yapılan renkli şekerlemeler) ve çeşitli macunlar ilgi çekicidir. Bunların büyük bir kısmı iskeletler, kafatasları şeklindedir ve 2 kasımyortusunda satılır; bu arada birçok bölgede de pan de muerto (ölü ekmeği) hazırlanır.

Kuzey eyaletlerde halk sanatları zayıftır ve sanayinin gelişmesi karşısında ortadan kalkmak üzeredir, imalâtçıların turist zevkini göz önünde tutmaları ve çok satmayı amaç almaları yüzünden gerçek sanatlar kaybolmaktadır.

Halk sanatlarında süs motifleri genellikle çiçekler, kuşlar, tabiattan alınan sahnelerdir; bunlar bölgelere göre ve sanatkârların zevkine uygun olarak çeşitli görünüşler kazanır. Bazen eski geometrik biçimler kullanılır. insan formu çok az uygulanır; en yaygın temalardan biri ölümdür; kafatas-Iarı, iskeletler, kemikler, tabutlar, cenaze törenleri, mezarlar v.b. Bunun sebebi atavizm, eski sembollerin canlandırılması, insan karakterinin verilmesi, hayatın yorumu gibi temalarda toplanabilir.

M V ZİK
Çağdaş meksika müziği, oluşumunu iki kaynaktan sağlamıştır: İspanyol çok sesli müziği ve meksika folkloru; meselâ İspanyol romans, corrido haline bu yoldan gelmiştir; gene bugün mariachis (evlenme) törenlerinde düzenlenen alaylarda, ülke fatihlerinin bundan beş yüzyıl önce dinlediği çalgılardan yararlanılmaktadır. XIX. yy.ın ilk müzikçisi Morales’tir; arkasından Felipe Villanueva (danza mexicana [meksika dansı] yaratıcısı) ve Aniceto Ortega geldi, bunları da bir yıldızlar takımı izledi: Gustavo Campa, Ricardo Castro, Miguel Bernai Jimenez v.b. Bu dönemin en önemli müzikçisi Julián Carillo’dur. 1899 Yılı Eduardo Hernández, Moneada, Juan Leon Mariscal, Silvestre Revueltas ve Carlos Chavez’in doğuşunu gördü. Bundan sonra meksika okulu, Avrupa’nın en ön sıralardaki yerine yerleşti. Carlos Chavez’-in etkisi, kendisini izliyenlerde, bu arada kısa ömürlü «Dörtler grubu»nda (Ayala, Galindo, Conureras ve Moncayo, 1935) görüldü. Meksika’nın tamamen kendine has müzik bilimi alanındaki çalışanları olduğu kadar Meksika’da yerleşmiş, Nuestra Música dergisini çıkaran İspanyolları da belirtmek gerekir.

EDEBİYAT

• Kolomböncesi edebiyat için bk. maya’lar ve AZTEKLER.

• Koloni devri sırasındaki aydın hareketi için bk. Amerikan İspanyolca’sı.

• Şiir. Romantik eğilim Ignacio Rodríguez Galvan (1816 – 1842) tarafından temsil e-dilir. Yerli ırktan ignacio Ramirez (1818-1879) ile meksika şiiri orjinal anlatımına kavuşur; ignacio Manuel Altamirano (1834

- 1893), Juan de Dios Peza (1852-1910) ve Justo Sierra (1848-1912) bu şairin çömezidir. Meksika şiirinin ikinci dönemi, ülkelerinde modernizmin temsilcileri olan Manuel Gutierez Najera (1859-1895) ve Salvador Diaz Miron’un (1853-1928) eseriyle belirlenir. Manuel Othon (1858-1906) ise küçük kır şiirleri işleyen bir münzevî olarak ortaya çıkar. Daha sonra üç yazar şiire yeni bir parlaklık getirmiştir: Luis Urblna (1868-1934), fransız sembolizminden ilham alan ve devrinde çok ün kazanan Amado Ñervo (1870-1919) ve Enrique Gonzalez Martínez (1871-1952); bu şairlerin yanı sıra Francisco A. de icaza (1863-1925), José Juan Tablada da (1871-1945) etkili oldu. XX. yy. şiirine gerçek yönünü veren Ramón Lopez Velarde (1888-1921) ve özellikle Alfonso Reyes’tir (1889-1959); Alfonso Reyes, aztek ırkı özlemlerinin içten anlatımını ince bir kavramcılığa bağladı ve estetik düşünceleri sayesinde çağdaş meksika edebiyatının tartışma götürmez ustası oldu. Daha genç şairler arasında en çok ün kazananlar şunlardır: ince ve zarif ayrıntılara yer veren Jaime Torres Bodet (doğ. 1902); çocukluğunu hatırlayan ve Salvador Novo (doğ. 1904); şiir ilhamını Bernardo Ortiz de Montellano (1899-1949); modern hayatın heyecanlı ritmini yansıtmağa çalışan Carlos Pellicer (doğ. 1897) ve Salvador Novo (doğ. 1904); şiir ilhamını toplumsal uğraşlardan alan Manuel Maples Arce (doğ. 1898); şekilci ve renkçi Xavier Villaurantia (doğ. 1903); Miguel N. Lira (doğ. 1905); Quintero Alvarez (1914-1944); Rafael Solana (doğ. 1915).

Şür bugün de fransız ve İngiliz edebiyatlarından beslenen ve toplum meselelerine karşı ilgisiz olan Contemporáneos dergisinin çevresinde 1928-1931 arasında toplanan grubun etkisindedir. Jaime Törres Bodet (doğ. 1902), bu grubun en ünlü temsilcisidir: az çok kıyıda duran Carlos Pellicer (doğ. 1897) günün en büyük lirik şairi sayılır. Meksika geleneğini evrensel kültüre bağlamak isteyenleri Taller dergisi (1938-1940) ile Octavio Paz (doğ. 1914) temsil e-der. Efrain Huerta (doğ. 1914) şiire siyaseti karıştırdı. Bunun yanında, Ali Chumace-ro’nun (doğ. 1918) canlılık kattığı yeni bir okul gelişti, bu okulun temsilcileri Tierra Nueva (1940-1942) dergisinde toplandılar, bu şairler yeni şiire sadece sesli mısralar, zengin imajlar getirmeğe çalıştılar. Bu anlayış Jesus Arellano (doğ. 1923), Jaime Sabines (doğ. 1926) ve Metáfora grubu (1955-1958) şairleriyle gelişti. Margarita Michelena (doğ. 1917), Guadelupe Amor (doğ. 1920), Rosario Castellanos

(doğ. 1925) gibi kadın şairlerin şiiri daha duygulu ve daha tutkuludur. Çağdaş yaşayışın verdiği yorgunluğa karşı Ruben Bo-nifaz Nuno (doğ. 1923) ve Jaime Garcia Terrés’de (doğ. 1924) bir sosyal başkaldırma, Marco Antonio Montes de Oca’da da (doğ. 1932) bir hayal dünyasına sığınış göze çarpar.

• Roman. Meksika romanının öncüsü, hoş tiplerle dolu pikaresk bir roman (£7 Periquillo Sarniento) ile ahlâkçı eğilimli iki roman yazan José Joaquín Fernandez de Lizardi’dir (1771-1827). Romantik dönemde birçok romancı yetişmiştir: Manuel Payno (1810-1894), Justo Sierra (1814-1861), Fernando Orozco y Berra (1822-1851), José Tomas de Cuellar (1830-1894), ignacio Manuel Altamirano (1834-1893), Juan Diaz Covarrubias (1837-1859) ülke âdetlerinden ilham alarak meksika romanına millî niteliğini kazandırdılar. Bu romancılardan sonra, natüralist romancılardan José López Portillo (1850-1923) ve Rafael Delgado (1853-1915) ile Federico Gamboa (1864-1939) ve Manuel Gutierrez Najera (1859-

1895) gibi usta hikâyeciler yetişti. Şair A-mado Nervo aynı zamanda sevimli bir hi-kâyecidir. Meksika ihtilâlini güçlü bir şekilde anlatan Mariano Azuela (1873-1952) ve Martin Luis Guzman (doğ. 1887) ile roman gerçek orjinalliğini kazandı: Azu-ela’nın Los de Abajo’su (Aşağıdakiler), Guzman’ın El Aguila y la Serpiente (Kartal ve Yılan) ve La Sombra del Caudillo (Caudillo’nun Gölgesi) adlı eserleri gerçek birer şahaserdir. Bu alanda Alfonso Reyes de çok önemli bir yer tutar: Vision de Anahuac (Anahuac’ın Görünüşü) adlı eserinde hoş ve ince bir şair ve eşsiz bir ne-sirci olarak ortaya çıkar. Çağdaş romancılar arasında Antonio Mediz Bolio (doğ. 1884), Artemio de Valle Arizpé (doğ. 1888), Francisco L. Urquizo (doğ. 1891), güçlü ve insancıl yazar José Mancisidor (doğ. 1894), Alfonso Taracena (doğ. 1899), sıla hasretiyle dolu inceleme romanları J. Gi-raudoux’yu hatırlatan Jaime Torres Bodet Rafael Muñoz (doğ. 1902) sayılabilir. Dış etkilere, özellikle Joyce ve Faulkner’-dan gelen anlatı tekniğine geniş ölçüde açık olan bugünün romanı, sertlikleri, folklor değerlerini dile getiren yanıyle meksi-kalıdır, Efren Hernanidez (1903 – 1958), Augustin Yanez (doğ. 1904), Ruben Sala-zar Mailen (doğ. 1905), Fernando Benitez (doğ. 1912), Jose ‘ Revueltas’ın (doğ. 1914) romanlarında bu anlayış görülür. Hikâye, Juan José Arreóla (doğ. 1918) ve Juan Rulfo’nun (doğ. 1918) eserleriyle zengin bir tür haline geldi. Gerçekçilikle hayalciliğin uyuşumu Luis Spota (doğ. 1925), Sergio Galindo (doğ. 1926), Carlos Fuentes (doğ. 1928) gibi, yeni nesilden nesircilerin eserlerinde hâkim unsur gibidir.

• Tenkit ve tarih, özellikle meksika düşüncesinin milli amaçlarını ortaya koymağa çalışan romancı babasıyle aynı ismi taşıyan tarihçi ve sosyolog Justo Sierra’-nın (1848-1913) kişiliği, XIX. yy.ın ikinci yarısını bütünüyle etkilemiştir. XX. yy.da Alfonso Reyes’in yanı sıra ülke aydınları üstüne en büyük etkiyi Jose Vasconcelos (1881-1959) yaptı (kültürün, aztek halkı millî geleneklerine doğru yönelmesine diğer yazarlardan daha fazla katkıda bulundu). Antonio Caso ise (1883 – 1945) Meksika’da felsefî düşüncenin yenilenmesinde önemli rol oynadı.

Samuel Ramos (1897-1959) ve Leopoldo Zea (doğ. 1912) felsefe çalışmaları yaptılar; edebî tenkit, özellikle Julio Torri (doğ. 1889), Francisco Monterde (doğ. 1894), Ermilo Abreu Gomez (doğ. 1894), Julio Jimenez Rueda (1896-1960) ve Jose Luis Martínez (doğ. 1918) ile parlak bir gelişme gösterdi, (l)

Meksika çayı blş. i. Bot. Bahçelerde yetiştirilen ıtırlı bir bitki (İlmî adı Chenopo-dium ambrosiodes. Ispanakgillerden.) [l]

Meksika işi, bol acurlu, büyük kısmı örgü parçaları ve tekerlek biçiminde şekillerden meydana gelen işleme. Bunların alt kısmında kumaşa daha sağlam bir şekilde uygulanmasını sağlayan ilâve iplik ve düğümler /ardır, (

Etiketler: ,

Yorum yazın