Sahra Çölü

SAHRA, dünyanın en geniş çölü; Afrika’yı Atlas okyanusundan Kızıldeniz’e kadar boydan boya aşar ve doğuda Arabistan çölüyle devam eder. Atlas okyanusundan Nil vâdisine kadar yaklaşık olarak 4 000 km ve kuzeyden güneye doğru 1 500 – 1 800 km boyunca uzanır.

Coğrafya

• Fizikî coğrafya. Sahra, kuzeyde, Kuzey Afrika’dan ayrıldığı büyük Güney Atlas engebesiyle sınırlıdır. Ama yarı-çölsü bölgelerden ast-çöl bölgelerine geçiş, genellikle aracı bölgelerle clur; Sahra özellikle bi-yocoğrafya sınırlarıyle (kuzeyde hurmaların olgunlaşması veya güneyde sahil otlarının çoğalması gibi) tanımlanır ve yaklaşık olarak yılda 100 mm’nin altında yağış alır.

Bu kuraklığın sebebi, yengeç dönencesinin her iki yanında uzanan Sahra’nın, tropikal yüksek basınçların etkisini en fazla alan en büyük kara bölgesi olmasıdır. Kuzeyde, ak-deniz iklimi bölgesinin kenarında yağışlar, sonbaharda batıya, kışın ve ilkbaharda doğuya doğru düşer. Güneyde yaz musonu yağışları, batıda Zemmur’a kadar ilerler. Yağışlar özellikle iç kısımda düzensizdir ve en düşük yağış oranları Şeş ve Tanezruff erg’inin merkezî ovalarında veya Fizan’da doğu ovalarında (5 mm’den az) kaydedilmiştir. Bulutluluk, havanın higrometrik derecesi çok düşüktür ve kuraklığı yazın ve ilkbaharda (güneyde) hüküm süren kavurucu sıcaklık artırır; mutlak sıcaklıklar bu mevsimlerde 50°C’ı aşar ve kumda 70°C’ı bulur. Ama geceleri, özellikle kışın, hava soğuktur ve Kuzey ile Orta Sahra’da don olayına rastlanır. Ayrıca rüzgârlar, özellikle kum rüzgârları (gerek mahallî, gerek kuzeydoğu veya doğu alize rüzgârları) hemen hemen sürekli olarak ve bazen şiddetli estiğinden kuraklığı artırır. Yüksek kütlelerde (Hoggar, Tibesti) yükseltiyle birlikte iklim değişiklikleri ortaya çıkar; yağışlar daha sık, mutlak sıcaklıklar daha düşüktür. Sahra bölgelerinin yüzey şekilleri oldukça farklıdır; kambriyen öncesi billûrlu topraklardan meydana gelen bir sağrı, batıdan doğuya doğru, Tiris, Eglab, Hoggar ve Tibesti ile devam eder. Hoggar ve Tibesti’nin kat kat peneplenleri yanında yükselen volkanik engebeler, en yüksek zirveleri taşır: Hog-gar’da Tahat (2 918 m), Tibesti’de Emi Kusi (3 415 m). Ama büyük volkanik akıntılar Libya’ya da yayılmıştır ve daha az önemli püskürük şekillerine Moritanya’ya kadar rastlanır. Çökmüş bölgelerde tortul örtü oluşukları bozulmadan kalmıştır: Moritanya yaylalarında (Zemmur, Adrar ve Tagant, cebel Hank), Hoggar (Tassili’ler) ve Tibesti çevresinde Birinci zamandan kalma kum-taşları, Alt tebeşir çağından kalma kumta-şı, Tebeşir çağından kalma marn ve kalkerler, Tinduf çanağındaki Tademayt, Ting-hert Hamada el-Homra yaylalarındaki (Me-zak’ta) eyosen çökeltiler, genellikle karasal üçüncü zaman oluşukları.

Sahra dışa akışı olmayan bir çöldür ve dağ kütleleri arasında kenarları dik vâdilerde a-kan vad’lar sonradan alüvyonlarını tuzlu bataklıklara (sebha) yayarak kaybolur. Billûrlu bölgelerdeki ovaların yanında kalıntı engebeleri yükselir; tortul yaylalar uzun yarlarla sınırlıdır ve kayalık ve çıplak yüzeyleri masa biçiminde hamada’ları meydana getirir. Kumla karışık çakıllı alanlara reg adı verilir. Ayrıca kumlar hemen her yere yayılmıştır, ama yalnız çanaklarda veya çanakların yakınlarında engebelere asılı kumullara rastlanır. Bu kumullar erg’ 1er halinde veya sivri dorukları koridorlarla ayrılan sıradağlar halinde biraraya gelir. Başlıca ergler Cezayir Sahrası’nda (Batı Büyük ergi ve Doğu Büyük ergi), Orta Sahra’da (erg şeş ve libya ergleri) veya Güney Sahra’dadır. (Varan).

Çoğunlukla vadların sonunda veya erglerde görülen bitki örtüsünün seyrekliği kuraklıktan ileri gelir. Ağaçlar azdır (akasya, tamaris); dikenli ağaçsılar ve buğdaygiller, turpgiller ve maydanozgiller alçak ve seyrek tabakalar halinde uzanır. Ama bu bitkiler antilop ve özellikle ceylândan meydana gelen favnayı beslemeye yeterlidir; kemiriciler, sürüngenler ve böcekler daha önemli rol oynar.

• Beşerî coğrafya. Sahra’da, özellikle Moritanya’da küçük baş hayvan ve deve yetiştiriciliğiyle geçinilir; vahalarda sulamalı tarım yapılır. Çobanlar göçebedir; çölden Kuzey Afrika kenarına, Sahil’den dağlara (Hoggar ve Tibesti) veya erglere doğru çok çeşitli yönlerde yer değiştirirler. Hiyerarşiye dayanan bir sistemle teşkilâtlanmış olan bu göçebeler (Magrıplılar, Tuaregler), eskiden yalnız sürüleriyle (et, süt) yetinmez, geçinmek için vahaları işletir, kervanlar kurar, yağmacılık yaparlardı. Bugün yağmacılığa son verilmiş, kervan ticareti tavsamış, sürüler de değerini kaybetmiştir. Bu yüzden göçebelik çok ilkeldir. Vahalardaki hayat da aynıdır; su ihtiyacını karşılamak için vadların yatakları değiştirilir (Güney Fas), çıkrıklı kuyulardan «foggara» denilen yeraltı dehlizleriyle birbirine bağlanan kuyulardan ve artezyen kuyularından yararlanılır. Vahalarda bazıları jeyaz olan halklar yaşar; yerleşik halk çoğunlukla çok eski halklardan (harratin veya zenci köleler) gelir. Bazı bölgelerde (Fizan) toprak sahibi olan halkın çoğu hizmetçilik veya yarıcılık (kuzeyde) yapar. Bütün yıl uğraşmalarına rağmen, yarı aç ve yoksuldurlar: göz kamaştırıcı palmiye bahçeleri bir aldatıcı bir görünümdür. Vahaların en yaygın ağacı hurma palmiyesi, gölgesiyle başka meyve ağaçlarını, tahıl ve sebze tarımını korur: ama elde edilen ürün beslenmeye yeterli değildir. Kuyular (bazı yerlerde artezyen) sayesinde yer yer su kaynakları çoğaltılmıştır; fakat ovalar kurumağa yüz tutmuştur, gerekli tedbirler alınmadığı için de kumullar ilerlemektedir. Sömürgeciler, hiç bir gelir sağlamayan ve İspanya (Batı Sahra), Fansa, Libya ve Mısır arasında bölüşülmüş bir çölle pek tabiîdir ki ilgilenemezlerdi. Barış sağlandıktan sonra, çok az harcamalarla yönetilen Sahra’da boydan boya yollar açıldı (Tinduf-Atar, Ko-lom Beşar-Burem, Vargla-Agades, Murzuk ve Çat’a doğru Gabes veya Trablus). Ama Sahra’yı baştan başa aşan demiryolu hattının veya Akdeniz-Nijer hattının döşenmesi Abadla’da durduruldu.
Bununla birlikte Sahra’da günden güne daha iyi değerlendirilen maden yatakları vardır: kömür (Kenadsa), demir (Tinduf’un güneydoğusunda ve Moritanya’da), bakır (Ko-lomb-Beşar bölgesi ve Moritanya’da Ak-cuct), manganez (Beni- Abbas’m batısında Cebel Gettare). Ama en büyük gelir kaynağı Cezayir Sahrası ve Libya’daki (Zelten bölgesi) petrol ve tabiî gazdır. Cezayir Sah-rası’nda birçok derin yeraltı su örtüsünün (Tuggurt, Ohanet) bulunması, başlıca yatakların işletilmesini kolaylaştırmış, bir boşaltma şebekesi düzenlenmiştir. 660 km uzunluğunda büyük bir petrol borusu, Bicaye’yi Hassi-Mesud yakınındaki Havdel-Hamra’-ya bağlar. Hassi-Mesud’da El-Agreb kuyularından (120 km güneyde), hattâ 550 km uzaktaki Ohanet kuyularından elde edilen petrol ile 300 km kuzeyindeki Hassi-R’mel’-de çıkarılıp arıtılan tabiî gazdan elde edilen gazolin toplanır. Ecele ve Zarzaitin petrolü daha uzun bir petrol borusuyle (780 km) Gabes körfezine sevkedilir. Ayrıca gaz yatakları Hassi-R’Mel (Gasi-Tuli) Hassi-R’mel’i Arzev’e bağlayan gaz hattı aracılığıyle üretimi Cezayir’in doğu kıyısına gönderir. Bugün petrol üretimi Sahrâ’nın dış ticaretinde önemli rol oynar.

Tarih

• Prehistorya ve protohistorya. Dünyanın en geniş ve en mutlak çölü olmadan önce Sahra, Dördüncü zamanda birçok nemli dönem geçirmişti. Sayısız kurak vâdilerin genişliği ve hidrografya şebekesi halinde düzenlenmesi, dağlık bölgelerde akdeniz asıllı bitki kalıntılarının bulunması, kabataş ve yontmataş devrindeki taş depolarının önemi, yağışlı bir iklimin, savanadan meydana gelen bitki örtüsünün, çok sayıda insan ve hayvanın varlığını ortaya koyan kaya gravürleri de bunu gösterir. Aşölyen ve Şelle-yen çağından kalma âletler ile gergedan, fil, yabandomuzu ve balık kalıntılarını kapsayan besin tabakaları, Alt Kabataş devrinde, özellikle dağ kütleleri çevresinde ve Atlas okyanusu kenarında balıkçılık, avcılık ve devşirmeyle geçinen kalabalık halkların yaşadığını düşündürür. Sahra’nm kenar bölgelerinde yerleşme ve Orta, özellikle de Yukarı Taş devrinde sanayi ve besin depolarının azalması, Sahra’nın kurumasıyle açıklanır. Sahra’nm her yerinde Eski Cilâlıtaş devrinden kalma taş (cilâlı baltalar, çakmaktaşından oklar) ve besin yığınlarının bolluğu ve kaya gravürlerinin bulunması, bazı araştırmacılara göre M.ö. 9000 (H. Breuil, H. Lhote), bazılarına göre ise M.ö. 5000’den sonra (R. Vaufrey, R. Mauny) avcılık, hayvancılık, hattâ çiftçilikle geçinen ve zenci oldukları sanılan kalabalık bir halkın varlığını onaylar.

Kemiklere yapılmış resimlerin bulunması, varlığı kesinlikle ancak Güney Oran, Tas-sili ve Fizan’da ortaya konan ve «Avcılar dönemi» adı verlen ilk dönemin yerini «Sığır Çobanları» döneminin (H. Lhote’a göre M. ö. 5000-1200 arasında, Vaufrey ve Mauny’ye göre M.ö. 2500’den sonra) aldığını kesinleştirdi; «sığırtmaç» medeniyetinin, bütün Sah-ra’ya (Nil’den Atlas okyanusuna) yayıldığı sanılan firavunlar Mısır’ının etkisinde kaldığı düşünülmektedir.
• Eskiçağ. Ama Sahra’da atın, ancak tarihin başlaması ve Mısır’dan kovulan denizci halkların istilâsıyle (M.ö. 1200’e doğr.) ortaya çıktığı sanılır. Libyalılar ve Garamant-lar VIII. yy.dan itibaren at sayesinde hızla yer değiştirdiler^ ve Habeşlerle akraba esmer halkları (Fızanlılar, Tubular) püskürterek, Sirt körfezinden Njer’e kadar Orla Sahra’yı, Oea’dan (bugün Trablus) gelen, Ghadames, Ajjerler Tasilis’i, İforalar Hog-gar’ı ile Adrar’ından geçen ve Gao bölgesinde Nijer’e ulaşan bir yol boyunca işgal ettiler. Başka halkların yaşadığı Moritanya (batıda) ve Tibesti-Ennedi (doğuda), yayılma a-lanlarmın dışında kalıyordu. Herodes zamanında (M.ö. V. yy.) en parlak dönemlerini yaşayan ve Hannibal’ın emrinde savaşan Garamantlar sonradan, iklimin kuraklığı, atçılığa elverişli olmadığı için gerilediler, sonunda atın yerini Arabistan’dan getirilen deve aldı. M.ö. II. yy.da ortaya çıktığı sanılan, ama adına ilk olarak bir latin metninde (Bellum Africum veya Africanum) rastlanan deve, sahra tarihinde yeni bir dönem açtı; bu dönem ancak çöllere girmek için sistemli bir şekilde uçak ve kamyon kullanılmağa başlanmasıyle (XX. yy.ın i-kinci yarısı) sona erdi.

Romalılar daha V. yy.da Sirenaik sikkelerini basmak için Sudan’dan altın getiren ve sayıları günden güne artarak Sudan’ın fildişi, altın, deve kuşu tüyü ve kölelerini akdeniz limanlama taşıyan kervanlardan yararlanmağa çalıştılar. Güneye giden yollan kontrol edebilmek için Sahra’nm içlerine sokuldular; hattâ, Cornelius Balbus’un (M.ö. 19) Nijer’e ulaştığını bile ileri sürenler olmuştur (H. Lhote).

Bu faraziye yanlış bile olsa, Sahra’ya dış ticaret kervanlarının çok eski tarihlerde girdiği ve deve sayesinde de bu ticaretin yayıldığı bir gerçektir. Roma hâkimiyetinden kaçtıkları sanılan Kuzey Afrika Berbcrîle-riyle güçlenen göçebeler atlan beslemede karşılaştıkları büyük güçlükler yüzünden giderek daha çok deve kullandılar; böylece etki alanlarını, kervanlarını ve akınlarmı genişlettiler ve sonunda Roma’nın çekilmesinden yararlanarak (M.ö. III.-IV. yy.) Kuzeye doğru ilerlediler, bütün çöle hâkim oldular ve vahalar ile Sahranın kenar bölgelerinde yaşayan yerleşik halklara kanunlarını kabul ettirdiler.

• İslâmlaşma. VII. yy. ortalarına doğru İslâm dinini kabul eden göçebe Arapların Sahra’ya doğru yayılmağa başladığı görülür. Kuzey Afrika’yı ele geçiren müslüman Araplar Berberîleri yendikten sonra Kuzey Afrika’dan güneye dönerek, Sahra içlerine sürekli akınlar düzenlediler. Arapların Sah-ra’yı ele geçirmeleri, ordu gücü ve İslâmlığın yayılmasında başlıca kaynak olan dil yardımıyle başarıldı, önce Trablus, Mag-rıp, bir süre sonra Nübye’yi ele geçiren Araplar buralara müslüman göçmenlerin yerleşmelerini sağladılar. Müslüman Araplarla ilişki kuran Berberîler VII. yy. sonlarına doğru, yavaş yavaş, İslâm dinini benimsemeğe başladılar. VIII. yy. başlarından, aynı yy.ın ortalarına kadar Berberîlerin çoğu müslüman oldu. On irin yardımıyle İslâm dini Sahra içlerine doğru daha hızla yayıldı. Müslüman A-raplar, İslâm dininin Sahra’da yayılması i-çin orduların yanı sıra ticaret kervanlarından da yararlandılar. Bu kervanlar arasında müslüman olanlara daha büyük kolaylıklar gösterdiler. Yollarda, baskınlara karşı’ güvenliklerini sağlamağa çalıştılar. Sahra’da yerli kavimlerden bazıları, özellikle Tuaregler anadillerine ve eski geleneklerine bağlı kaldılar. VIII. yy. da Araplar, saldırılarını daha da geliştirerek Sahra’da, zencilerin yaşadıkları kuytu bölgelere kadar sokuldular, İslâm dinini bazen baskıyle, bazen de ticaret ilişkilerinden yararlanarak yaymağa çalıştılar. Altın, fildişi, devetüyü gibi ticaret maddeleri taşıyan kervanların, müslü-manların yönetimi altında, bütün Kuzey Afrika kıyılarına ulaşmalarını sağladılar. Sudan’a kadar bütün bu bölgeleri alan Araplar VIII. yy. sonlarında İslâm dinini ve arap dilini benimseyen halk topluluklarının yar-dımlarıyle altın ticaretini de ele geçirdiler. Magrıplılar, Cezayir’in güneyinde yaşayan Şambalar, Libya’da oturan Sürasiler ve Şan-hacalar, Zenetler gibi berberi kavimleri yeni benimsedikleri İslâm dininin yayılması i-çin Araplarla biıleşerek müslüman olmayan milletlere karşı savaştılar. IX. ve X. yy.-larda Sahra’nın kuzey bölgeleri müslüman-ların eline geçti. Yerli halklarla arap göçmenleri birbiri içinde eridi. Ülkenin ticaret yollan üzerinde bulunan bölgelerinde yerli dillerin yerini Arapça aldı. Halk zamanla araplaştı. Mekke ve Medine’ye hac için giden halkın ve kervanların etkisiyle İslâm dini Sahra’da arap ordularının giremediği bölgelere de yayıldı. İslâm dininin Sahra’da yayılması, Müslümanlığı benimseyen, arapla-şan yerlilerin komşu ülkelere saldırmağa başlamaları üzerine ikinci döneme girdi. Zamanla, arap hâkimiyeti altında birer küçük devlet niteliği kazanan bu yerli halk toplulukları İslâm dini adına fetihlere giriştiler. Büyük ve uzak ülkelere karşı yapılan fetih seferleri için ordu düzenlediler, arap emirlerinin yönetimi altında, bazen de onlardan ayrı olarak, savaşlara girdiler. XI. yy.da İspanya fethine çıkan İslâm ordularının arkasından yapılan öteki İspanya seferlerinde Arapların yanıbaşında, sonradan müslüman olan sahra halklarından kurulu birliklerin de yer aldığı görülür. G’ene bu çağda Sahra’nm bir bölümü Murabıtların eline geçti (1076). XIII. yy.a kadar bütün Sahra müslümanlar tarafından alındı. Mali devleti kuzeyden gelen sürekli akınlar sonucu yıkıldı. Ticaret yolunu ele geçirmek isteyen Faslılar aralıksız saldırılarla Song-hay krallığını ortadan kaldırdılar. XVI. yy.a kadar halkının çoğu İslâmlaşan Sahra’da küçük küçük devletler doğdu. Bunlar arasında en önemlileri, varlığını bugün de koruyan Cezayir, Moritanya, Libya, Nijer, Çat ve Sudan’dır.

• AvrupalIların işgali. XIX. yy.da büyük kervanlar hâlâ Kanem’den Trablus’a, Bor-nu’dan Tunus’a, Tombuktu’dan Tanca’ya, Senegal’den Marakeş’e gidiyorlardı, ama çöl merkezlerinin çektiği (bk. TOMBUKTU) avrupalılar daha o tarihte Sahra’yı keşfe başlamışlardı (Mongo-Paak, Clapperton, Laing, CailliS, Barth, Duveyrier, Rohlfs, Nachtigal, Mlatters, Monteil). Yüzyıl sonunda avrupalıların Magrıp’a ve zenci Afrika kıyısına yerleşmeleri, Sahra’yı güçlükle aşmayı gereksiz kıldı.

Yağmacıların korku içinde bıraktığı topraklarının sınırında güvenliği sağlamak ve Afrika’daki çeşitli topraklarını birbirine bağlamak isteyen Fransızlar, Sahra’nın büyük bir kısmını fethettiler; Laghuat 1852’de bölgeyi işgal ettikten sonra, çok kalabalık oldukları sanılan Tuareglerle çatışmaktan uzun süre çekindiler. Ama Tombuktu (1894) ve İn Salah’ın (1902) alınmasından ve Tip savaşından sonra kabilelere boyun eğdirdiler. Cezayir (Foureau-Lamy), Sudan (Jol-land-Meyner) ve Kongo’dan (Gentil) gelen kolonlar, Çat’ta birleştiler ve Kusseri zaferiyle (1900) köle ticaretine dayanan Rafah imparatorluğunu ortadan kaldırarak Doğu Sahra’nm işgalini hazırladılar. Ama batıda Fas ile Moritanya arasında bağlantı ancak 1934’te Tinduf’un alınmasından sonra gerçekleşti. Fransızların ilerlemesini, hak iddia ettikleri toprakları fetihte acele etmeyen öbür avrupalıları çoğunlukla geciktirdi. 1884’te Villa Cisneros’a yerleşen Ispanyol-lar, Rio de Oro kolonisini kurdular ama iç kısımdaki Regeybat Magnplılarma boyun eğdiremedler. Trablus ve Bingazi’de Türk-lerin yerini alan (1911-1912) italyanlar, Libya’nın fethini ancak 1933’te sona erdirebil-diler; bu süre içinde XIX. yy.da Carabub vahasında kurulan sünusî tarikatı özellikle Birinci Dünya savaşı sırasında Fransız hükümetine karşı savaştı. 1939 Arefesinde hemen hemen boş ve yoksul, halkları aşırı derecede dağınık bir ülke olan Sahra, siyasî meseleler çıkarmadı. Ama savaştan sonra yeraltında bulunan ve büyük çölün ekonomisini ve sosyal ilişkilerini alt üst eden zenginlikler, bağımsızlık isteyen eski sömürgelerin isteklerini artırdı: Libya krallığı Sünu-sîlere verildi (1951); Fas krallığı (1956) çölün bütün batı bölümünü istedi ve Ispanya’nın Tarfaya ilini bırakmasını sağladı (nisan 1958); Çat, Nijer ve Mali; 1958’de kurulan Moritanya cumhuriyeti üstünde Fas ve Mali hak iddia etmektedir; Cezayir (temmuz 1962). Fransa bir fransız sahası meydana getirmeyi reddederek, Güney Cezayir ile Çat, Nijer ve Sudan’daki idare bölümlerinin yönetimini birleştirdi; sonra Sahra’nın zenginliklerini bu bölgelerde yaşayanlarla İktisadî gelişmeyi başlatan avrupalılar arasında bölüştürme yoluna gitti. Sahra bölgelerinin düzenlenmesinden sonra O.C.R.S. (Sahra Bölgeleri Ortak teşkilâtı) delegelerinin yardımcısı bir generale verilen alanın korunması görevi, sonra Vahalar, Sahra, Nijer Sudanı ve Çat sınırları askerî kumandanları arasında paylaştırıldı.
— Leng. Sahra dilleri, Çat gölünün kuzeyinde ve doğusunda (Kanuri), Tibesti’de (Teda veya Turbu) ve Libya (Zaghau) çölünün güneyinde konuşulan zenci afrika dilleri (L) SAHRA eyaleti, Batı Afrika’da İspanyol toprağı, 1958’den beri eski Rio de Oro ve Sagiya el-Hamra arazilerini birleştirir; 266 000 km2, 238 000 nüf. Merkezi, El-A-yun. Eyalet toprakları Sahra’nm kıyısında, kuraklığı okyanusun yakınlığı sayesinde biraz azalan bölgeler üzerinde uzanır; çiğ, oldukça yoğun bir bitki örtüsünün meydana gelmesinde önemli rol oynar; otlaklarda, magrıplı halkın başlıca geçim kaynağı olan deve, keçi ve koyun sürüleri beslenir. Cintra’da imzalanan ispanyol-fas antlaşmalarıyle (nisan 1958), eski Rio de Oro himaye bölgesinin kuzey kesimi Fas’a bırakılmıştır.

Etiketler: , ,

Yorum yazın