STAGFASYON VE STAGFLASYON

STAGFASYON VE STAGFLASYONU AÇIKLAYAN YAKAŞIMLAR

1.Stagflasyon’un tanımı ve stagflasyonun özellikleri

Durgunluk(stagnation) ve enflasyon(inflation) kelimelerinden türetilen ve durgunluk içinde enflasyon anlamına gelen stagflasyon (stagflation) kavramı, 1960’lı yıların sonlarından itibaren dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde gözlemlenmeye başlanan ve o tarihlere kadar pek alışık olunmayan bir olguyu ifade etmek üzere iktisat literatürüne girmiştir

Stagflasyon kullanılmayan üretim kapasitelerinin işsizliğin ve yetersiz bir iktisadi büyüme ile yüksek bir fiyat artışının birlikte göründüğü iktisadi durumları ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Yüksek enflasyona rağmen durgunluğun da mevcut olması stagflasyonun odak noktasını oluşturmaktadır. Stagflasyon’un bu özelliği enflasyon e işsizlik oranları karşılaştırılınca, en belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Çünkü , bu göstergeler, iktisadi istikrar politikasının temel amaçları olan “fiyat istikrarı” ve “tam istihdam” ın gerçekleşmekten ne kadar uzak olduklarını yansıtmaktadır. Stagflasyonist aşamalarda her iki amaç büyük ölçüde yara aldığı için siyasi karar birimlerinin bu gibi olumsuz gelişmeler ile sürekli mücadele etmeleri kaçınılmaz olmaktadır.

Stagflasyon kavramı genel olarak tüm ekonomide fiyatların hissedilir derecede yükselmesi yanında potansiyel üretim faktörlerinin en düşük düzeyde istihdam edilmesiyle birlikte , ekonomik büyümenin en alt düzeyde tutulması olarak tanımlanmaktadır. Stagflasyon olgusu ortaya çıkmaya başladığı dönemlerde, iktisat bilimine egemen olan anlayış(Neo-Klasik Keynezyen Sentez) ve bu arada “enflasyonla işsizlik arasında ters yönlü bir ilişki olduğu” nu öngören Phillips eğrisi açısından da paradoksal bir durumu oluşturmaktaydı. Phillips analizine Phelps ve özellikle Friedman tarafından yapılan katkılar (bekleyişlerin dikkate alınması ve kısa-uzun dönem Phillips eğrileri ayrımının yapılması) çerçevesinde stagflasyon olgusuna da açıklamalar getirilmeye çalışılmıştır. Öte yandan, stagflasyonu ters yönlü arz şoklarıyla açıklamaya yönelik yaklaşımlar da geliştirilmiştir.

Stagflasyon kavramı üzerinde bir miktar daha durmakta fayda bulunmaktadır.”Durgunluk içinde enflasyon” şeklindeki genel tanımın dışında , stagflasyon kavramının birbirinden az-çok farkı tanımlara konu olabildiği görülmektedir. Bu tanıma göre stagflasyon “yüksek işsizlikle yüksek enflasyonun birilikte ortaya çıktığı durum” u ifade etmektedir. Bir başka tanım çerçevesinde stagflasyon, “reel hasıla düşerken veya en azından yükselmezken enflasyonun yükseldiği durum” u göstermektedir. OECD tanımına göre “üretimin stagnasyon döneminde enflasyon ve işsizlik düzeylerinin yükselmesi” anlamına gelen stagflasyon “ tüm ekonomide fiyatların hissedilir derecede yükselmesi yanında potansiyel üretim faktörlerinin en düşük düzeyde istihdam edilmesiyle birlikte ekonomik büyümenin en alt düzeyde olması olayı” şeklinde de tanımlanmaktadır . Bu tür tanımları çoğaltmak mümkündür. Bu ve benzeri tanımlar çerçevesinde stagflasyonu genel bir kavram olarak yorumlayıp , stagflasyonda işsizlik büyüme hızı ve enflasyon konusunda aşağıdaki özelliklerin bulunabileceğini belirtmek mümkündür:

 İşsizlik oranı oldukça yüksektir, örneğin doğal işsizlik oranın üstündedir veya yükselmektedir
 Reel hasıla büyüme hız ekonomi için normal olan düzeye göre düşüktür, düşmektedir veya sıfır yada negatif büyüme hızlarına yönelinmektedir.
 Enflasyon hızı yüksektir veya giderek yükselmektedir.

Stagflasyon olarak nitelendirilebilecek bazı durumlar için, yazarlar tarafından başka terimlerde kullanılabilmektedir. Örneğin Friedman , işsizlik ile enflasyon arasında Phillips eğrisinin öngördüğünün tam aksine pozitif ilişki olması anlamına gelen ve negatif eğimli değil, tam tersine pozitif eğimli Phillips eğrisi ihtimalini akla getiren “yükselen işsizlik+yükselen enflasyon” durumuna slampflasyon adını vermektedir. Diğer bir yazar (E.G.Dolan), enflasyon ve işsizlik konusunda izlenen “fren-gaz” politikaları sonucunda oluştuğunu belirttiği konjonktür içinde , “enflasyon oranı yüksekken veya yükselmeye devam ediyorken işsizliğin yükseldiği dönem” i “Enflasyonist resesyon” olarak nitelendirmektedir. Kuşkusuz gerek slampflasyonun, gerekse enflasyonist resesyonun , daha genel bir kavram niteliğini taşıyan stagflasyon kapsamı içinde düşünülmesi mümkündür.

Stagflasyon arz ve taleple ilgili çeşitli nedenlerden kaynaklanabilir. Bunlar:

 Başlangıçtaki talep enflasyonunu izleyen dengelenme sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkan stagflasyon: Bu süreçte, uzun dönem denge düzeyini doğru reel hasıla gerilerken ve işsizlik yükselirken, fiyatlar ve maliyetler de yükselmeye devam etmektedir.

 Arz enflasyonundan kaynaklanan stagflasyon: burada farklı nedenlerle toplam arz eğrisinde otonom bir daralma (sola kayma) ortaya çıkmakta ve buna bağı olarak hasıla ve istihdamda gerilemeler ve fiyatlar genel düzeyinde yükselme ortaya çıkmaktadır.

Stagflasyonun başka bir teorik açıklaması F. Von Hayek tarafından yapılmıştır. Hayek’ e göre enflasyona neden olan parasal genişleme, önce faiz haddini geçici olarak normal seviyesinin altına indirir. Faiz haddindeki bu düşme başlangıçta rantabl olmayan yatırım projelerini rantabl hale getirir. Girişimciler bu gelişmenin devamlı olacağını sanarak bu tür marjinal projeleri uygulamaya koyacaklardır. Ancak bir süre sonra faiz haddi normal seviyesine döndüğünde bu projelerin bir çoğu rantabl olmaktan çıkacaktır. Muhtemelen henüz tamamlanmamış, inşa aşamasında olan projeler yarım bırakılacaktır. Öte yandan tamamlanmış bazı projelerin işletilmesi karlı olmayacaktır. Bu projelerde istihdam edilenler işlerini kaybedeceklerdir. Kısaca Hayek’e göre stagflasyonun nedeni yanlış para politikası ile faiz haddinin yanlış yönlendirilmesi ve marjinal yatırım projelerine kaynak tahsis edilmesidir. Böyle bir ortamda karar birimleri rasyonel karar alamazlar. Kaynak israfı maliyet yükselmesine yol açar. Yüksek maliyetler bir yandan istihdam ve arz yetersizliğinin öte yandan enflasyonun nedenidir.

Ne var ki, stagflasyonist eğilimleri maliye politikasının sadece talebe ağırlık veren araçları ile önlemek mümkün değildir, çünkü maliye politikası enflasyon ve durgunluğun aynı zamanda ortaya çıkabileceği olayını içermeyen bir teori üzerine kurulmuş ve 1929 Dünya ekonomik krizinin etkisi altında istikrar sorunları talep yönlü olan bir ekonomi için geliştirilmiştir.

Stagflasyon olayını ve maliye politikası araçları ile sadece toplam talebi yönlendirmekten kaynaklanan sorunları, işsizlik ve enflasyon oranları yardımıyla somut hale getirmek mümkündür.

Şekilde yatay eksende işsizlik oranı, dikey eksende enflasyon oranı gösterilmektedir. Stagflasyon , yüksek oranlı bir enflasyon ile büyük bir işsizliğin aynı zamanda ortaya çıkması olarak tanımlandığı için, böyle bir durum, diyagramda orijinden uzak olan ve onun oldukça sağında kalan At noktası ile ifade edilmektedir.t indeksi çıkış noktasını göstermektedir, t+1 indeksi ise, onu izleyen t+1 döneminde gerçekleşmesi muhtemel noktaları ifade etmektedir.Şekilde Ay noktasından yatay ve dikey eksene birer paralel çizildiği taktirde, enflasyon ve işsizliğin çeşitli bileşimlerin yer aldığı 4 alan elde edilmektedir.
Stagflasyonist bir urumda iktisat politikasına ilişkin önlemlere 3 türlü arzu edilmeyen tepki düşünülebilir:

1. İşsizlik ile mücadelede toplam talebin genişletilmesine ağırlık verilirse, bu önlem işsizliğin azalmasına ve enflasyonun daha da hızlanmasına yol açacaktır. Bu durum diyagramda 1 numaralı alanda yer alan Bt+1 oku ile gösterilmektedir.

2. Toplam talebi daraltmak suretiyle enflasyon düşürülmeye çalışılırsa, işsizlik oranlarının artması kaçınılmaz olacaktır. Bu durum, şekilde 2 numaralı alanda yer alan Dt+1 oku ile gösterilmektedir.

3. Devletçe uygulanan iktisat politikası, fiyatlar genel düzeyinde kuvvetli bir yükselişe yol açarken, işsizlik oranı da artmaktadır. Bu olay diyagramda At+1 oku ile ifade edilmektedir.

1 ve 2 numaralı durumlar Phillips Eğrisi ile ifade edilen ilişkiyi içermektedir. Buna göre, işsizlik ile enflasyon arasında bir trade-off, yani değiş-tokuş ilişkisi mevcuttur. İşsizlik oranını azaltmak için fiyatların yükselmesine katlanmak gerekir. Aynı şekilde, enflasyonu düşürmek işsizliğin artması sonucunu verir, bunların belirli kombinasyonlarını seçme, siyasi karar birimlerinin tercihine bağlıdır. Siyasi karar birimleri toplam talebe yönelik bir konjonktür politikası yardımı ile işsizlik ve enflasyonun optimal bir bileşimini gerçekleştirmeye çalışabilir. Ne var ki, Phillips ilişkisinin doğruluğu kabul edilse bile stagflasyonist bir durumda buna yönelik bir iktisat politikasının uygulanması tatmin edici olmaktan çok uzaktır, çünkü, tahlil süreci başlangıcı olan konjonktürel durumda(A noktası) istikrar politikasının her iki amacı da ciddi bir biçimde yara almış bulunmaktadır. Bu nedenle bir amacın gerçekleştirilmesi için diğer amaçlardan daha fazla fedakarlıkta bulunmak, özellikle siyasi açıdan mümkün değildir.

3 sayılı alan ile ilgili durum, iktisat politikası açısından daha güçlü sorunları içermektedir. Maliye politikasına ilişkin araçların kullanılmasına rağmen fiyatlar genel seviyesi ve işsizlik artmaya devam etmektedir. Siyasi karar birimleri, böyle bir gelişme karşısında kararsız kalmaktadırlar. Çünkü 1 ve 2 sayılı alanda mevcut olan seçim olanağına sahip değillerdir. Aksine giderek artan enflasyon ve işsizliği bir arada yaşamak zorunda kalmaktadırlar.

Stagflasyonla mücadelede ulaşılması gereken amaç hem işsizliği azaltmak, hem de enflasyonu frenlemektir. Şekle göre, gelecek için At noktasından Ct+1 noktasına doğru bir gelişmeyi sağlamak gerekmektedir. Fakat “iktisat teorisi “ böyle bir iktisadi durumda başarılı çözümlere yol açabilecek önerileri yapmakta güçlük çekmektedir. Bu nedenle, uygulamada, daraltıcı ve genişletici önlemlerin birbirini izlediği “Stog and Go” politikası ile yetinilmektedir. Böyle bir politika ise, çoğu kez istenilen sonucu sağlamaktan uzak kalmaktadır.

Stagflasyon ile mücadelede başarılı olmanın en önemli koşulu, stagflasyona yol açan faktörlerin iyi teşhis edilmesinde yatmaktadır. Bu sebeple aşağıda stagflasyonun açıklanmasına ilişkin çeşitli yaklaşımların bir değerlendirilmesi yapılacaktır.

2. Stagflasyonun Açıklanmasına İlişkin Yaklaşımlar

Stagflasyon, oldukça yen bir geçmişi olan bir iktisadi olaydır. Bu sebeple, stagflasyonu etkileyen faktörlerin tam ve doğru bir analizini yapmak son derece güçtür. Enflasyon teorisinde olduğu gibi, stagflasyonu açıklamaya çalışan çeşitli yaklaşımlar vardır. Her bir yaklaşım, belirli bir faktörü odak noktası yapmaktadır. Hiç kuşkusuz, uzun bir süre devam eden stagflasyon ancak pek çok faktörün birlikte etkilenmesi olayı ile açıklanabilir.

2.1. Yapısal İşsizlik ve Enflasyon

İşsizlik, çoğu kez yapısal nedenlerden kaynaklanmaktadır. Yapısal işsizlik ve bir enflasyon süreci bir arada olunca, stagflasyon belirtileri gözlenebilir. Örneğin, gerçek sebeplerin iyi tahmin edilememesi sonucunda yapısal işsizlik ile mücadelede toplam talebi genişletici önlemlere ağırlık verilirse, böyle bir durum ortaya çıkabilir.

Yapısal işsizliğe yol açan çeşitli nedenler vardır. Örneğin işçiler açısından bölgesel, sektörel ve mesleki mobilitenin yeterli düzeyde olmaması işgücünün pürüzsüz bir biçimde diğer bölge ya da branşlara kaymasını ve orada istihdam edilmesini engelleyebilir. Diğer yandan, talep yapısında meydana gelen ani değişmeler veya belirli ekonomi dalarında kabul edilen yepyeni teknolojiler, büyük çaplı uyum sorunlarına yol açan yapısal bir değişimi etkileyebilir.

Her şeyden önce, yerel ve mesleki hareketsizliğin yapısal işsizliğin açıklanmasında önemi bir faktör olduğunu gözden uzak tutmamak gerekir. İşçiler, kendi yerleşim bölgelerine karşı özel bir sempati duyuyorlarsa , işsizlik halinde bile bir diğer bölgeye seve seve taşınma eğilimi içinde olmazlar. İkametgah değiştirmenin getireceği yükün yanı sıra çeşitli kişisel nedenle( örneğin, çocukların okulu, eşin mesleki faaliyeti, yeni yerleşim bölgesinin cazip olmaması vs.) böyle bir davranışı gerektirebilir. Ücret strüktürünün oldukça katı ve sosyal güvenliğin yeteri olduğu durumlarda iş yeri değişimi için son derece düşük düzeyde teşvikler sağlanırsa bu tür faktörler özellikle ağırlık kazanır.

Mesleki kaliteye yöneltilen taleplerde meydana gelen bir değişme de işsizliğin artmasına yol açabilir. Yeni teknikerin uygulanması, o zamana kadar yüksek vasılı olarak nitelendirilen iş gücünün istihdam edilmemesi sonucunu doğurabilir. Bu nedenle, işçilerin mesleki mobilitesini artırmak gayesiyle, devletçe yeni mesleklerin edinilmesini kolaylaştırır.

2.2. Emek Piyasası ve Stagflasyon

Stagflasyon olayının açıklanmasına ilişkin bir diğer yaklaşım, ücretlerin aşağıya doğru flexible olmaması ile ilgilidir. Rekabet esasına dayalı emek piyasalarında ücretler aşağıya ve yukarıya doğru flexibledir. Oysa, daha çok iki taraflı tekel halinin mevcut olduğu Batılı sanayileşmiş ülkelerdeki emek piyasalarında böyle bir olanaktan söz etmek mümkün değildir. Bu tür emek piyasalarında nominal ücretler piyasa mekanizması tarafından belirlenmemektedir, aksine işçi ve işveren sendikaları arasında pazarlık konusu olmaktadır. Bu mekanizma, fiili ücretlerin toplu sözleşme ile belirlenen ücretlerin altına düşmesini önlemektedir. Ayrıca, toplu sözleşmeye dayana ücretler 1 yıl için belirlenmektedir, bu nedenle, değişen iktisadi duruma uyum, ancak toplu sözleşmenin bitiminden sonra sağlanabilir.

Emek piyasasının yapısal özelliğinden kaynaklanan ücretlerin aşağıya doğru flexible olması olayı ile stagflasyon süreci arasındaki ilişki nasıl açıklanabilir? Bu sorunun cevaplandırılabilmesi için ekonominin boom aşamasında bulunduğu varsayımından hareket edelim. Firmaların kar ve ciro durumlarının iyi olduğu, böyle bir konjonktürel aşamada, işçi sendikaları yüksek ücret talebinde bulunurlar.

Firmaların bir yandan artan maliyetleri fiyat mekanizması yardımıyla tüketicilere yansıtabileceklerini düşünmeleri, diğer yandan kendileri için avantajı böyle bir konjonktürel aşamada grevden korkmaları, sendikaların isteklerine geniş ölçüde uyan toplu sözleşme anlaşmalarının yapılmasını kolaylaştırır. Eğer konjonktürel gelişme zayıflar, hatta bir durgunluğa dönüşürse toplu sözleşme ile belirlenen ücretlerin ödenmesine yine de devam edilmesi gerekir. Böylece, rekabet esasının geçerli olduğu piyasalarda bile üretim ve istihdamdaki gerilemeye rağmen fiyatlarda artışa yo açan bir ücret maliyeti tazyiki oluşur. Bu durumda, stagflasyonist fenomen, normal bir piyasa reaksiyonunu yansıtır. Maliyetler, talepteki düşmeye kıyasa daha kuvvetli büyüdüğü için fiyatlar artar. Düşük kapasite kullanımı dolayısı ile parça başı maliyetlerde ayrıca bir artış olur ve bu masraf unsurları fiyatlara dahil edilirse, fiyat artışı daha da hızlanır. Üretim kapasiteleri kullanılmadıkları için fiyat artışının yanı sıra işsizlik artar. Durgunluk, işsizlik ve kamuoyunun baskısı ile zayıflayan sendikalar , daha düşük ücrete razı oluncaya kadar stagflasyon süreci devam eder. Maliyetlerdeki olumlu gelişme nedeniyle firmaların kar beklentileri ve dolayısı ile yatırım eğilimleri artarsa ekonomide yeni bir canlanma devreye girer.

Meseleye bu açıdan bakıldığı takdirde, stagflasyon kısa süreli konjonktürel bir olay olarak görünür. Ne var ki, sendikaların gücü ekonominin içinde bulunduğu durum ile orantılı olmayan çok yüksek ücret artışlarının gerçekleşmesini sağlarsa kısa süreli olarak nitelendirilen stagflasyon eğilimleri uzun süre devam edebilir.

Bu olguyu, özellikle A.B.D ‘de gözlemek mümkündür. Gerçekten, Amerikan işçi sendikalarının işsizlik karşısında aldıkları tavır farklıdır, sendikalar, istihdam üzerindeki negatif etkilerini hesaba katmadan ücretleri maksimize etme gayreti içinde olmaktadırlar. Bu şekilde ortaya çıkan işsizlikten birinci planda organize olmamış işçiler etkilenmektedir, çünkü, sendikalar makroekonomik düzeyde sorumluluk almamakta, sadece üyeleri için mücadele vermektedir. Böylece, bir bakıma ücret ve kar gelirleri arasındaki mücadele stagflasyonun kaynağı olmaktadır.

2.3. Eksik Rekabet ve Stagflasyon

Yüksek dozda temerküzün meydana geldiği branşlar konjonktürün daralma aşamalarında fiyatları artırmaktadır. Örneğin 1974 petrol krizi sırasında otomobil sanayiinde cirodaki 5’te bir azalmaya karşın fiyatlar 2 kez % 10 oranında artırılmıştır. Hiç kuşkusuz, bu tür antikonjonktürel davranışın çeşitli nedenleri vardır; fakat, bunlardan biri, bu branşta faaliyet gösteren firmaların piyasada önemli bir güce sahip olmaları olayıdır. Buna göre stagflasyon,eksik rekabet ile açıklanabilen bir fenomen olarak kabul edilebilir.

Eksik rekabetle stagflasyon arasındaki ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için bu tür piyasalarda işletmelerin fiyatlarını belirlerken kısa süreli kar maksimizasyonundan değil, uzun sürede gerçekleştirilmesi mümkün toplam kardan hareket ettiklerini göz önünde bulundurmak gerekir. Gerçekten ekonomi konjonktürel bir daralma aşamasına girince, sürümde meydana gelen azalmalar oranında ve dolayısı ile fiyatlarda bir azalışa yol açar, eksik üretim kapasitesi ve artan fiyatlar dolayısıyla azalan talep doğal olarak istihdamı olumsuz yönde etkiler.ücretlerin de aşağıya doğru flexible olmadığı hatırlanırsa, bu süreç içinde maliyetleri hafifletici ve böylece istikrar sağlayıcı bir faktörün olmadığı görülür.

Temerküzleşmenin giderek yaygınlaşması mal piyasasında satıcıların gücünün daha da büyümesine yol açar. Böylece,firmaların fiyatlar konusundaki antikonjonktürel davranışı ekonomide giderek artan ölçüde kendini kabul ettirir ve uzun dönemde stagflasyon eğiliminin kuvvetlenmesi yönünde etki yapar.

Toplam talebi azaltmak yolu ile enflasyon ile mücadele edilirse, stagflasyonu körükleyen ilave unsurlar devreye girmiş olur. Para ve maliye politikası alanına giren daraltıcı nitelikteki önlemler normal olarak yatırım mallarına da olan talebin azalmasına yol açarlar. Fakat piyasa gücü büyük olan firmalar genellikle arzulanan şekilde tepkilerde bulunmazlar. Bu firmalar artan finansman maliyetlerine rağmen yatırım yapmaya devam ederler ve maliyet artışlarını fiyat artışları ile dengelerler. Şu halde işetmeler açısından orta yada uzun vadede planlanmış belirli bir yatırım hacmini gerçekleştirme amacına bağlı kalındığı takdirde, daraltıcı para ve maliye politikası, piyasa gücü büyük olan işletmeler sektöründe arzulanan davranış değişikliklerine değil aksine sadece fiyat artışlarına yol açar.

Buna karşılık kuvvetli bir rekabet ile yüz yüze gelen işletmelerde daraltıcı yöndeki önlemlerin etkisi tamdır;çünkü, büyük işletmelerin aksine bu tür işletmelerin bu gibi önlemlerin etkilerinden kaçınma olanakları son derece sınırlıdır. Artan vergi ve faiz yükünün yansıtılamaması sonucunda kararın azalması, küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde likidite kaybına, hatta bazı durumlarda iflaslara yol açar. Bu sürecin doğal sonucu, tüm ekonomide rekabete açık sektörlerin ağırlığının giderek azalması ve stagflasyonist gelişme eğilimlerinin artmasıdır

2.4. Gelir Bölüşümü Mücadelesi ve Stagflasyon

Bu yaklaşım, gelir dağılımına ilişkin mücadeleyi stagflasyonun nedeni olarak işlemeye çalışmaktadır. Mal ve faktör piyasalarında rekabet koşullarının mevcut olmadığı varsayımı altında işçiler ve firmalar arasında mili gelirden daha fazla pay alma konusunda oluşan mücadele, süreklilik arz eden stagflasyonist eğilimlerin ortaya çıkmasına yol açar. Örneğin artan işsizlik toplu sözleşmeler ile belirlenen ücretler üzerinde yumuşatıcı yönde etki yapmazsa, durgunluk döneminde bile maliyet artışlarından kaynaklanan tazyik devam eder; bu ise yeni işgücünün istihdam edilmesini engellediği gibi firmaların fiyatları artırmaları yönünde tepkide bulunmalarına yol açar.

2.5. Monetarist Yaklaşım ve Stagflasyon

Keynezyen sistemin temelini,piyasa sisteminin yapısında mevcut olan istikrarsızlıklar nedeniyle kapitalist özel ekonominin konjonktürel krizler ile yüz yüze gelme eğilimi içinde olduğu ve bu tür krizlerin sadece para ve maliye politikasına ilişkin önlemler vasıtası ile devletin ekonomiye müdahale etmesi yolu ile önlenebileceği düşüncesi oluşturmaktadır.

Monetaristler ise,piyasa sistemine prensip itibariyle istikrarlı olduğu esasından hareket etmektedirler. Tam istihdam ve fiyat istikrarı gerçekleştirilmesi daima mümkün olan hedeflerdir. Bu yaklaşıma göre, piyasa mekanizmasında gözlenen istikrarsızlığın asıl nedeni, yanlış istikrar politikasıdır. Bu nedenle, ihtiyari maliye ve para politikaları reddedilmekte ve para arzının mili gelir kadar artırılması önerilmektedir.

Keynezyen yaklaşıma göre,yüksek bir enflasyon oranını kullanmak kaydı ile, maliye politikası yardımı ile işsizliği sürekli olarak azaltmak mümkündür.monetaristler ise bunun tam tersi bir görüşü savunmaktadırlar. Onlara göre enflasyon ile işsizlik arasında uzun dönemde bir trade-off ilişkisi mevcut değildir. İşsizlik oranının azaltılması enflasyon oranının artırılması pahasına sadece kısa dönem için gerçekleştirilebilir. İstihdam açısından elde edilen bu kısmi başarı, uzun dönemde kaybolmakta daha iyi bir iş aramak gibi arızi, belirli sektörlerde teknik ve iktisadi anamda meydana gelen köklü değişiklikler gibi yapısal nedenlerden kaynaklanan doğal işsizlik oranı, bu kez daha yüksek enflasyon oranında tekrar ortaya çıkmaktadır. Böylece sonuç, maliye politikası karşısında güvensizliğe yol açan tam bir başarısızlık olmaktadır. Bu nedenle Friedman, Nobel ödülünün verilmesi vesilesiyle vermiş olduğu konferansta aşağıdaki hipotezi ortaya atmıştır:

Devlet, bir yandan fiyat istikrarı amacını izlerken,diğer yandan tam istihdamı gerçekleştirmek gayesiyle uyguladığı politika sonucunda fiyatlar genel seviyesinin artmasına sebebiyet vermektedir. Bu amaç çatışması, zaman zaman genişletici ve zaman zaman da daraltıcı iktisat politikası önlemlerinin uygulanmasını gerektirmektedir. Böyle bir politika ise, uzun dönemde sürekli artma eğilimi içinde olan enflasyon oranında kuvvetli dalgalanmalara yo açmaktadır, çünkü, tam istihdam amacına verilen öncelik nedeniyle,genişletici yöndeki önlemler ağırlık kazanmaktadır. Böylece piyasada 0 faaliyette bulunan süjeler, fiyatların gelecekteki gelişimi hakkında bir dereceye kadar güvenilir tahminler yapma olanağından yoksun kalmaktadırlar.Friedman’a göre, gelecekteki enflasyon oranının belirlenmesi açısından ortaya çıkan bu güvensizlik şu şekilde doğal işsizlik oranında bir yükselişe yol açmaktadır: münferit maların nisbi fiyatlarına ilişkin bilgiler iktisadi süjeler açısından planlama verileridir. Fiyatların istikrarlı olması ya da enflasyon oranının değişmemesi halinde mutlak fiyatların nisbi fiyatlara dönüştürülmesi ya gerekmez veya kolayca gerçekleştirilebilir. Fakat enflasyon oranlarında büyük dalgalanmaların olması hainde mutlak fiyatlardan nisbi fiyatlara ulaşmak son derece güçleşmektedir. Çünkü, hiç kimse, fiyatlar genel seviyesinin ve dolayısı ile nisbi fiyatların gelişimi hakkında bilgi sahibi değildir. Piyasa mekanizmasının çarkında meydana gelen bu arıza onun işleyişini olumsuz yönde etkilemekte ve netice de işsizliğin artmasına, üretimin azalmazına yol açmaktadır.

Enflasyonun geleceği açısından söz konusu olan bu belirsizliğin diğer bir sonucu özellikle iş sözleşmelerinin kısaltılması, doğal işsizliğin giderek artmasına yol açmaktadır, çünkü, gerek işverenler gerekse işçiler yoğun bir biçimde arama faaliyetinde bulunmak zorunda kalmaktadır. Bilgi sağlamaya yönelik bu tür faaliyetler ise ilave masraflar gerektirmektedir.

Kısaca, parasalcı(monetarist) yaklaşıma göre, stagflasyonun gerçek nedenini uygulanan yanlış iktisat politikalarında aramak gerekir. Bu tür politikalar iktisadi süjelerde bir güvensizlik ve belirsizliğe sebebiyet vermekte ve neticede piyasa mekanizması kaynak dağılımına ilişkin görevini en iyi şekilde yerine getirememektedir.

2.6. Dış Ekonomik Faktörler ve Stagflasyon

Bu yaklaşıma göre stagflasyonun sebebini dış ekonomik faktörlerde aramak gerekir. Bu alanda verilen en önemli örnek , 1973 sonbaharında patlak veren petrol krizi sonucunda sürekli artan petrol fiyatlarıdır. Kısa ve orta vadede petrolü bir başka enerji kaynağı ile ikame etmek mümkün olmadığı için, yeterli düzeyde petrol rezervi olmayan bir ülkenin talebi gayri elastikidir. Bu nedenle, fiyat artışları birinci planda talepte bir azalmaya değil harcamalarda bir artışa yol açar. Bu ilave harcamalar, diğer koşullarda değişiklik olmaması halinde, gelir dolaşımı üzerinde daraltıcı önde etki yapar. Milli gelirden ithalat için ayrılan pay nisbi olarak arttığı için marjinal ithalat eğilimi yükselir ve daha önce denk olan ödemeler bilançosu açık verir.

Bu durumda, azalan parasal toplam talep, artan fiyatlar ile yüz yüze gelir;çünkü, petrol fiyatlarının artması,dolaylı ya da dolaysız petrol ürünü ile yakından ilişkisi olan bütün malların parça başına maiyet masraflarını artırır. Maliyet artışının fiyat ve üretim hacmi üzerindeki etkisi ise, büyük ölçüde işletmelerin politikası ile sendikaların ücret politikasına göre değişir.işletmeler kar marjını sabit tutarak ya da yükselterek maliyet artışını alıcılara yansıtmaya çalışırlarsa üretimdeki azalmaya karşılık fiyatlar genel seviyesinde bir artış beklenebilir. Sendikalar reel ücretlerde azalmaya razı olmazlarsa stagflasyonist gelişme, fiyat-ücret spirali yoluyla kuvvetlendirilmiş olur. Petrol ücretleri, büyük fiyat artışlarına giderlerse, ikame olanaklarının yetersiz olması nedeniyle, üretim ve istihdam olumsuz yönde etkilenir.

Ödemeler bilançosunun açık vermesi, maliye ve para politikasının aksiyon alanını daraltır. Milli para, enflasyonist eğilim ve ödemeler bilançosu açığı nedeniyle, devalüasyon tazyiki ile yüz yüze gelir. Merkez Bankası, ithal mallarındaki fiyat artışını ve devalüasyonu önlemek gayesiyle, ekonomideki likidite hacmini azaltır. Bu tür önlemler ise, faiz seviyesinin artmasına ve yatırım eğiliminin azalmasına yo açar. Piyasadaki monopolist eğilimlerin varlığı halinde maliyetler artarken talebin azalması, stagflasyonun kuvvetlenmesi ile sonuçlanır.

1973-74 yıllarında patlak veren petrol krizi sanayileşmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkelerde fiyatlar genel seviyesini artırdığı gibi, özellikle bazı dalarda (örneğin otomobil sanayii, kimya sanayii vs.) sürüm tıkanıklıklarına ve ödemeler bilançosu açıklarına yol açmıştır.

3. Stagflasyonun Sonuçları

• Devletin maliye ve para politikası aracılığıyla enflasyonu kontrol altına almak istemesi nedeniyle , ekonomik faaliyetler belli ölçüde daralır.

• Enflasyon oranının yüksek olduğu dönemlerde, artan işsizliğe rağmen ücret baskıları ve aran işsizlik, çalışanların hayat standartlarını muhafaza etmeye yeğlenir. Bu durum ise sendikaların pazarlık güçlerini arttırır.

• Bu döneme karlar azalır. Bu durum ise özelikle rekabetçi serbest piyasa ekonomisinin , uzun dönemde temelini sarsan ciddi bir olgu haline gelmektedir.

• Daha yüksek ücretler için konan baskılar toplumda artan işsizlikle birlikte firmaları, işçi grevleri nedeniyle zarar ve karları azalması tercihiyle karşı karşıya bırakmaktadır.

O HALDE NE YAPILMALIDIR,?

Stagflasyon olgusunun karmaşık yapısı uygulanacak anti-stagflasyonist politikalarında karmaşık olmasını gerektirmektedir. Bu nedenle para ve maliye politikaların optimum bir birleşimini oluşturulması sorunun çözümümün ön koşulu olmaktadır. Buna göre enflasyonun armasında etkili olan sektör ve alanlarda daraltıcı, arz tıkanıklıklarının ve durgunluğun olduğu sektör ve alanlarda ise genişletici politika uygulamak gerekmektedir. Bu nedenle bir taraftan uygulanacak araç bileşimi ve dozajının belirlenmesinde bir taraftan da hangi alanlarda daraltıcı hangi alanda genişletici politika uygulanacağının iyi belirlenmesi gerekmektedir.

Bunun yanında Türkiye ekonomisinin bu gün içinde bulunduğu sorunların yapısal sorunların olduğu ve bu nedenle de süreç politikalarıyla da çözülemeyeceği dikkate alınmalıdır. Ekonominin sorunlarının yapısal olması söz konusu bu sorunların çözümünü kısa vadede imkansız kılmaktadır. Dolayısı ile bu sorunların çözümünde kısa, orta ve uzun vadeli; ekonomik süreç, ekonomik sistem ve ekonomik yapı politikası araçlarının birbiri ile uyumlu eşanlı ve eş yönlü bir şekilde, politik kaygıların ötesinde bir yaklaşımla uygulanması gerekmektedir.

Ancak kısa vadede acilen alınması gereken bazı önlemler de bulunmaktadır. Bunun en önemlisi bozulan reel-parasal dengenin yeniden kurulmasıdır. Çünkü mevcut istikrarsızlığın temel nedeni ve politik faktörlerden en yoğun olarak etkilenen alan budur.

Bu paralelde üzerinde durulması gereken en önemli konu, üretimin yeniden cazip hale getirilmesi ve suretle artacak yatırımlarla yeni istihdam alanlarının yaratılmasıdır. Rant ekonomisine dönüşen Türkiye ekonomisinin canlanması ve stagflasyondan çıkması için başka bir yol bulunmamaktadır.

Etiketler: , , , , , , , ,

Yorum yazın