Anayasa Yargısı

Anayasa Yargısı

Anayasa Mahkemesi’nin ekonomik temel hak özgürlüklerine ilişkin kararları incelenirken bir yandan yasaların anayasaya uygunluğu sorunu gündeme gelmektedir, diğer yandan da devletin ekonomik yaşamı yönlendirmesinin, biçimlendirmesinin kapsamı ve sınırları tartışmaya açılmaktadır. Çünkü Anayasa Mahkemesi verdiği kararlar ile yasaların anayasaya uygunluğu denetimini yaparken, kaçınılmaz bir biçimde, yasama organı ile bir bütün halinde etkin bir kamu gücü oluşturan yürütmenin uygulamaya koyacağı politikaların, bu arada ekonomik politikaların da kapsam ve sınırlarını çizmektedir.

Yürütme uygulamaya koyacağı politikaların temel esaslarını yasalara dayandırmak, yetkisini oradan almak zorundadır. Yeni ekonomik politikaları içeren yasaların anayasaya uygunluğu sorunu, Anayasa Mahkemesi önünde gündeme getirildiğinde Anayasa Mahkemesi, yasa biçiminde bürünmüş yeni politikaların Anayasaya uygunluğunu, Anayasanın temel ilkeleri ve yasa ile aykırı düşüldüğü ileri sürülen anayasa hükmü (ekonomik veya sosyal bir temel hak veya özgürlük) açısından inceleyecek ve bir karar verecektir. Burada Anayasa Mahkemesi, yasa ile getirilen ekonomik politikanın ülke çıkarlarına uygunluğu veya doğruluğu açısından değil; aksine yasa ile getirilen yeni ekonomik önlemlerin, belirli anayasal temel hak ve özgürlüklere uygunluğu açısından denetimini yapacaktır. Bu işlemi ile Anayasa Mahkemesi kendisi yeni bir kural koymamaktadır, sadece anayasa ile anayasanın temel ilkeleri açısından olayı değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle ekonomik politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında yasamanın ve yürütmenin anayasadan kaynaklanan yetkilerinin kapsam ve sınırlarını, gene anayasa ölçüleri içinde somutlaştırmak Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanı içine girmektedir.

Diğer yandan Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanının sınırları tartışma konusu edilmektedir. Bu yönden Anayasa Mahkemesi kararları öteden beri eleştirilere uğramıştır. Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarla kendi yetkisini aşarak yasamanın ve dolayısı ile iktidarın yetkilerini sınırladığı, bundan da öteye zaman zaman yasamanın yerini aldığı ileri sürülmüştür. Anayasa değişikliğine gidilerek Anayasa Mahkemesinin yetkilerinin sınırlanması istenmiş ve daha sonra yapılan değişiklikler ile Anayasa Mahkemesi’nin denetleme yetkisinin sınırlanması, yasama ve yürütmenin yetkilerinin genişletilmesi yoluna gidilmiştir. Bu çerçevede 1982 Anayasası’nda 153/2. madde ile “Anayasa Mahkemesi, bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez” düzenlemesine kadar gidilmiştir .

Anayasa Mahkemesi, yasaların anayasaya uygunluğunu denetlerken, öncelikle temel hak ve özgürlüklere aykırılık açısından denetimini yapma durumunda kalmaktadır. Böyle olunca da kişilerin temel hak ve özgürlükleri ile devletin bu hak ve özgürlüklere yönelik düzenleme yetkisinin hassas sınırlarını saptamak Anayasa Mahkemesine düşmektedir. Bir başka söyleyişle kamu otoritesi ile hak ve özgürlükler arasındaki sağlıklı dengeyi kurabilmek Anayasa Mahkemesinin başlıca görevi olmaktadır.

Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi bir yasanın anayasaya uygunluğunu denetlediği sırada vereceği karar ile bir yandan yasama ve buna dayanarak yürütmenin politik (siyasi) yetki alanını belirlemekte, diğer yandan da kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin alanını devlet müdahalesine karşı saptamaktı ve güvence altına almaktadır.

Bütün bu konuların değerlendirmesini yapmak için yürürlükteki 1982 Anayasasını incelemek gerekecektir.

Hukuk devletinin en belirgin özelliklerinden biri devletin organları arasından hiçbirine ayrıcalıklı, üstün ve sınırsız güç tanımamasıdır. Yasama, yürütme ve yargı organları, kendi görev alanlarını kapsamı içinde yetkilerini kullanırlarken hukuka bağlı olma durumundadırlar. Üç temel kamu organının üstünde olan ve onları bağlayan temel hukuk kuralları genellikle yazılı anayasalarda toplanmıştır. Yazılı Anayasaları olan ülkelerde çoğunlukla, her üç organın yetkilerinin kaynakları, kapsam ve sınırları ile her üçünün birbiri ile ilişkileri düzenlenmiştir. Bu ilişkiler bütünü içinde yargı organları arasında anayasa yargısının ayrı bir yeri vardır. Çünkü Anayasa Mahkemesi yasaların anayasaya uygunluk denetimini başlı başına bir görev olarak üstlenmiştir. Amacı, anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığını gerçekleştirmek, hukuk devletini yaşama geçirmektir . Bu yönden yasama ve yürütme gibi sadece Anayasaya uygun davranmakla yükümlü değildir. Bunun da ötesinde asli görev olarak diğer bir organ olan yasama organının, dolayısı ile yürütme organının anayasaya uygun davranmasını sağlamak yükümlülüğünü üstlenmiştir.

Tarihi gelişim içinden baktığımızda “Anayasa yargısı, hukuk devletinin gelişiminde son ve en önemli merhale olarak tanımlanabilir. Yakın denilebilecek zamanlara kadar, hukuk devleti deyiminden esas itibariyle yürütme organının kanunlara bağlılığını sağlayacak yargısal denetim anlaşılmıştır. Fransız ihtilalinden gelen bölünmez devredilmez, yanılmaz ve temsil edilmez genel irade anlayışının etkisi ile, millet temsilcilerinden oluşan yasama organının, kişi haklarına tecavüz edebileceği dolayısı ile kişi haklarının sadece yürütme organına karşı değil, yasama organı karşısında da korunması gerekeceği pek düşünülmemiştir. Yazılı ve katı anayasalar onsekizinci yüzyıl sonlarından itibaren ortaya çıkmaya başladığı halde, Amerika Birleşik Devletleri bir yana bırakılırsa, kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi sisteminin yaygınlaşması için yirminci yüzyılın ortalarına kadar beklemek gerekmiştir .

Gerçekten de “Bir parlamenter sistemin içine yargısal anayasa denetimi sistemini oturtmak zordur. Parlamenter sistemin tarihsel gelişiminde böyle bir şey yoktur ve bizim anayasa gelişmelerimizde de özellikle Milli Mücadeleden sonra, böyle bir yaklaşım bizdeki egemenlik anlayışına halk iradesi anlayışına, ulusal egemenlik anlayışına büyük ölçüde yabancı sayılmıştır. Kaldı ki, parlamenter sistem bakımından değil de, başka bir sistem bakımından düşündüğümüzde bile Anayasa Mahkemesi niteliğinde bir kuruluşun ortaya çıkışı, kendisini kabul ettirişi pek kolay olmamıştır” .

Oysa günümüzde anayasa yargısının “hukuk devleti” ilkesinin tümü ile gerçekleştirilmesinde vazgeçilmez bir denetim yolu oluşturduğu konusunda görüş birliği olduğu söylenebilir. Çünkü normlar hiyerarşi mekanizması içinde yasamanın üstün anayasa normlarına aykırı düşen yasalar çıkarmasını engelleyecek ve yürürlüğe konduktan sonra etkisiz kılacak bir yöntem (bir yargı denetimi)nin bulunmaması halinde ancak kanun devletinden söz edilebilecektir. Kanun devletinde insan hakları ve temel özgürlükler ve azınlıkta kalan muhalefetler, genel oydan güç alan parlamentodaki çoğunluk iktidarına karşı tam ve etkin biçimde korunamamıştır. Hukuk devletinin tam anlamıyla geçerlik ve işlerlik kazanabilmesi için, yasama işlemlerinin de, bağımsız bir organın inceleme ve denetiminden geçirilebileceği bir yolun açık olması gerekir. Ancak, bir ülkenin “hukuk devleti” niteliği, sadece yasaların herhangi anayasal ve üst kurallara uygun bulunması ile değil, ancak çağdaş demokrasi esaslarına aykırı olmaması ile sağlanmalıdır. Bu nedenledir ki, günümüzde salt “hukuk devleti” belirlemesi yeterli sayılmayıp, “demokratik hukuk devleti” niteliğinden söz edilmektedir. Çünkü hukuk devleti, insan haklarına ve özgürlüklerine dayalı çoğulcu ve iktidar seçeneklerine açık demokratik sistemin gerçekleşmesine hizmet ettiği için –ve o ölçüde- yararlı ve gerekli bir ilkedir .

Anayasa Mahkemesi de bir kararında hukuk devletini “her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir” diye tanımlamıştır . Görüldüğü gibi Anayasa Mahkemesi devlet organlarının yargı denetimine açık olmasını, yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasanın bu varlığı gerçeğini hukuk devletinin temel ilkeleri arasında sayılmıştır. Çünkü hukukun üstünlüğüne uymayan, yargı denetimine açık olmayan devlet organı, zamanla sınırsız mutlak iktidar kullanma yollarını arayacaktır.

1982 Anayasasına göre anayasa yargısının teknik işleyişi ile ilgili kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse; Anayasa Mahkemesi yasaların anayasaya uygunluğu denetimini iki yoldan yapar: İptal davası ve itiraz yolu.

İptal davasında amaç, anayasaya aykırı yasa ya da yasa hükümlerini iptal ederek aykırılığın giderilmesidir. Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından anayasaya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı Cumhurbaşkanına, iktidar ve ana muhalefet partisi meclis grupları ile TBMM üye tamsayısının en az beşte biri tutarındaki üyelere aittir (AY.m.150); Anayasa Mahkemesinde doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı iptali istenen yasa veya kanun hükmünde kararnamenin Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altmış gün sonra düşer. Görüldüğü gibi iptal davası açabilecekler Cumhurbaşkanı ve mecliste grupları olan partiler ile TBMM üye tam sayısının beşte biri ile sınırlanmış ve iptal davası açma hakkı da 60 gün süreye bağlanmıştır.

İtiraz yolunda ise, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürmesi üzerine aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Anayasa Mahkemesi işin kendisine gelişinden itibaren beş ay içinde kararını verir ve açıklar (AY.m.152).

Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir ve iptal kararı gerekçesi yazılmadan açıklanamaz. Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

Kanun, KHK veya TBMM içtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararının RG’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih RG’de yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçmez (AY.m.153).

Anayasa Mahkemesi, bir kuralı Anayasaya aykırı bulursa iptal eder. Ancak bazı durumlarda anayasadaki başka bir kural nedeni ile o hükmü iptal edemiyorsa anayasaya aykırı gördüğü bu kuralın mahkemelerce ihmal edilmesi, Anayasa kuralının doğrudan uygulanması gerektiğine karar vermektedir “yorumlu red kararı” .

Bazı durumlarda da, anayasaya uygun yorum tekniğini kullanarak, anayasaya aykırılığı ileri sürülen kuralın, anlamını belirlemekte ve bu anlama göre anayasaya aykırı olmadığı sonucuna varmaktadır .

Anayasa Mahkemesi, ilke olarak kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM içtüzüğünün anayasaya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiası ile, Anayasa Mahkemesine dava açılamaz (AY.m.148).

Anayasa Mahkemesinin denetimi bir yargı denetimidir. Ancak genel yargı organları tarafından yapılmadığı ve genel bir yargılama işlemi olmadığından, özel bir yargılama “Yasaların uygunluğunun denetimi”dir. Denetimin amacı “yerindelik” denen, denetime sunulan bir kuralın zamanında, yerinde, yararlı olup olmadığının incelenmesi değil, “norm denetimi” denilen anayasa kurallarına, üst kurala uygun olup olmadığının incelenmesidir. “Yerindelik” incelenmesi, yasa koyucunun yetki ve görevine, özgörüşüne (takdirine) karışmak, ona ilişkin bir hakkı kullanmak olur. “Uygunluk” incelemesi ise yasa koyucunun da bağlı olduğu üst kurallara, Anayasa kurallarına aykırılık bulunup bulunmadığının saptanmasıdır ve varsa, sonuçta, aykırı olan yasa kuralarının iptal edilerek geçerliliğinin kaldırılmasıdır. Aykırılığın, hukuksal sorunun, yargısal denetimle giderilmesi yargının bağımsız, özgür yapısı, yansız tutumu ve anayasal konumu nedeniyle en sağlıklı güvenceyi oluşturmaktadır. Temel haklar ve özgürlükler anayasal güvencelerle tanınmış ve korunmuş, erkler ayrımı, yasal-yansız yönetim, yönetimin ve yasaların yargısal denetimi benimsenmiş, demokratik düzen her alanda, tüm gerekleriyle gerçekleşmişse “hukuk devleti” de gerçekleşmiş, kağıttan yaşama geçmiş demektir. Anayasa Mahkemesi, günümüzde hukuk devletinin ve bağımsız yargının simgesi niteliğindedir .

Bu nedenlerle “hukuk devleti” ve “anayasanın üstünlüğü” ilkelerini benimsemiş olan ülkelerde, devletin yapısı ve toplumsal yaşam, Anayasa ve temel kanunlarda öngörülen ideal biçimde değilse bile, yargının açıklayıp belirlediği ilke ve kurallara az-çok uygun şekilde oluşur ve yürür .

Bir başka deyişle Anayasa Mahkemesi, anayasa normunu toplumsal yaşamda anayasa gerçeği haline getirmede en etken kurumlardan birisidir.

Etiketler: , , , , , ,

Yorum yazın