İkinci Meşrutiyet Dönemi

İkinci Meşrutiyet

Osmanlı devletinde ülke yönetimini batılı anlamda ikinci defa düzenleme dönemi (23 temmuz 1908 – 21 aralık 1918). 1902-1906 Arasında genç osmanlılar (jön türkler) hareketi yayıldı. Cenevre ve Kahire’de yeni gruplar ortaya çıktı. İstanbul’da askerî ve sivil okul öğrencileri arasında devrimci gruplar doğdu. 1906’da gerçek önemli gelişme başladı.

Bu kuruluşların ilki aralarında Mustâfa Kemal’in de bulunduğu küçük bir subay grubu tarafından 1906 sonbaharında Şam’da kurulan «Vatan ve Hürriyet cemiyeti» İdi. Yafa’da ve Kudüste V; ordu subayları a-rasmda da şubeleri açıldı. Bunlardan daha sürekli olanı İsmail Canbulat ve Midhat Şükrü tarafından kurulan «Osmanlı Hürriyet cemiyeti» idi <eylül 1906). On kişilik ilk yüksek komitede Selanik’teki Askerî rüştiye müdürü Bursalı Tahir, Selanik Posta ve telgraf müdürlüğünün Tahkikat kalemi başkâtibi Talât ve bir subay vardı. Olaylar bızla gelişti. Silâhlı kuvvetlerin zor durumu, gittikçe artan saldırı tehlikeleri, bütün yurtsever genç subayların gözünde, bir yönetim değişikliğini zorunlu kılıyordu. İmparatorluğun savunma gücü yeterliydi. özellikle, genç subaylar arasında yeni bir ordunun kurulması, eski düzenin bırakılması görüşü yaygındı. Ermeni Taşnak cemiyeti, Abdülhamid’e karşı olan kuvvetleri birleştirmek için yeniden çalışmalara başladı. Paris’te Ahmed Rıza ve Prens Sabahaddin’in de hazır bulunduğu bir kongre toplandı. Prens Sabahaddin kongreye başkan seçildi. Kongrede, imparatorluğun son durumu ve hemen yapılması gereken işler üstünde anlaşmaya varıldı. Ayrı görüşü savunanlar bile bazı konularda birleştiler. Liberaller ve milliyetçiler, halifelik ve saltanat haklarının korunmasını kabul ettiler. Anadolu’da, Makedonya’da yeni görüşler ve devlet yönetiminin değişme gereğini benimseyen subay grupları çoğalıyordu. Kongrede bu durum da gözden geçirildi. Eylül 1907’de Selanik grubu Paris’teki eski İttihat ve Terraki cemiyeti ile hirleşince, cemiyet yeni bir güç kazandı. Selanik subayları, Türkiye’deki mason localarını ve Paris’teki komiteyi kendi taraflarına çektiler. 1908 Türkiye’sinde devrimlerih yapılmasını gerektiren pek çok konu vardı: U-zakdoğu’da, doğulu fakat meşrutî bir Japonya, Rusya’yı yenmişti; Avrupa’da £-10 haziran 1908’de İngiliz ve rus hükümdarflar nnın Reval buluşması, «Hasta Adam» denen Osmanlı devletinin yıkımının habercisi oldu. Bu olaylar, meşrutiyet ve yönetiminin gerektiğini ortaya koydu. Bu arada Rumeli ve Anadolu’da bazı ayaklanmalar oldu, grevler başladı. Hızla gelişen olaylar 1908’in ilk aylarında Makedonya’daki III. Ordu birliklerine de yayıldı. İstanbul’a durumu büdiren raporlar gelmeğe başladı. İlkbahar sonlarında, durumu incelemek üzere Selânik’e bir komisyon gönderildi. Burada, soruşturma ve cezalandırma göreviyle, iki komisyon daha kuruldu. Bu arada Enver Bey adlı bir subay İsanbul’a çağrıldı. Fakat Enver Bey, Resne dağlarına çıkarak isyan etti. 4 Temmuzca Enver Beyin ardından kolağası Ahmed Niyazi de birçok asker, silâh, mühimmat ve bölük mağazalarından ele ge^ çirdiği paraları alarak dağa çıktı ve bunu Mabeyin başkâtipliğine, Rumeli Genel müfettişliğine ve Manastır vilâyetine bildirdi. Manastır’daki Jandarma alayı kumanda-nıyle Resne’deki jandarma mülâzımına mektuplar yazdı. 7 Temmuz’da Şemsi Paşa, Manastır Telgraf merkezinden çıkarken vuruldu, Paşanın kumanda ettiği kuvvetlerden bir subay olan katil, olay yerinden rahatça uzaklaştı. Makedonya’ya yayılan ayaklanma, daha sonra Edirne’deki II. Ordu birliklerini etkilemeğe başladı. İttihat ve Terakki, âsilerden yana çıktı. Meşrutiyetin yeniden kurulması için çalışmalarına hız verdi. Abdülhamid II, önce bu isteğe karşı direnmek istedi. Rüşvet ve baskıyle hareketin önderlerini siyaset alanından çekmeğe çalıştı. Ancak bu çalışmaların hiç biri sonuç vermedi. Makedonya’daki subayların bağlılığı hakkında rapor vermek üzere padişahın gönderdiği casuslar yakalandı. Bu durum ordunun kızgınlığını arttırdı. Sarayın ileri sürdüğü teklifler ve vaatler subaylar tarafından reddedildi. Ayaklanmaları bastırmakla görevli paşalara kendi adamları ateş ettiler. Selanik ve Manastır’daki ordular saraya karşı açıkça cephe aldılar. Edirne’deki II. Ordu da hareketlerin destekleneceğini bildirdi. İzmir’den Selânik’e yollanan padişah taraflısı Anadolu birlikleri de genç OsmanlIların tarafına geçti. 20 Temmuzda Maıiastır’ın müslüman halkı ayaklandı, askerî depoları ele geçirdi. Bunu Kosova vilâyetinde, özellikle Firzovik’teki ayaklanmalar izledi. Buradaki gruplar, meşrutiyeti tekrar kurmak için ant içtiler. Ayrıca padişaha, meşrutiyeti ilân etmezse kendisini tahttan indireceklerini bildiren bir ültimatom gönderdiler, öteki Rumeli vilâyetlerinden de buna benzer telgraflar gelmeğe başladı. Bu telgraflarda da meşrutiyet düzeni kurulmazsa veliahtın Rumeli’de padişah ilân edileceği ve yüzbin kişilik bir ordunun İstanbul’a yürüyeceği bildirildi. Durum öteki vilâyetlerde de aynıydı. Manastır’da ikinci defa meşrutiyet ilân edildi. öteki Şehirler de ona katıldılar. İki günlük bir bekleyişten sonra Abdülhamid

II, genel havaya uyarak İstanbul’da ikinci Meşrutiyeti ilân etti (23 temmuz 1908). Seçimlerin yapılması emredildi. Gerçek meşrutiyet, yeteneksiz bir padişahı uzaklaştırmak ve onun yerine imparatorluğu tehlikelere karşı daha iyi koruyabilecek bir hükümet kurmaktı. Bu meselelerin çözümü için tasarlanan planların farklı oluşu, ikin ci Meşrutiyeti başarısızlığa uğrattı. Başlangıçtan beri meşrutiyetin hazırlayıcısı durumunda olanlar iktidara gelince daha önce muhalefet ve sürgün devirlerinde ortaya çıkan iki eğilim arasında bölündüler. Bir yanda dinî ve millî azınlıklar, bazı muhtariyet haklarının lehine olan liberaller, öte yandan da merkezî otorite ve türk hâkimiyeti görüşünü savunan milliyetçiler vardı. İkincilerin amacı önce perde arkasında kendini gizleyen bir iktidar, daha sonra da üstün ve korkusuz bir otorite sağlamaktı. Liberaller birçok gruba ayrıldı. Bunlar kısa ömürlü partiler kurdular. Bunların en önemlisi 1908’de kurulan «Ahrar partisi»ydi. önce liberal ve ılımlı fikirler hâkim olur gibi göründü. ikinci Meşrutiyet döneminin ilk iki sadrazamı Said ve Kâmil Paşalardı. Bunların görevde bulundukları dönemler sürekli karışıklıklarla gsçti. Avusturya, Bosna – Hersek’i topraklarına kattı. Bulgaristan bağımsızlığını ilân etti. Girit, Yunanistan ile birleşti. Bunları İtalya’nın osmanlı topraklarına saldırısı ve balkan ülkelerinin hep birlikte Osmanlıiara karşı açtığı savaş izledi. Bu olaylar ve daha başka sebepler yüzünden Kâmil Paşa kabinesinden memnun olmayan ittihat ve Terakki, onu düşürdü (13 şubat 1909). Yerine, o zamanlar milliyetçi türklere daha yakın bir kimse olan Hüseyin Hilmi Paşa getirildi. Padişah ve hürriyetçiler yönetime karşıydı. Her ikisi de birbirlerini suçluyorlardı. Daha önce kaybedilen topraklar yüzünden sarsılan devlet otoritesi ikinci Meşrutiyetten bekleneni getirmedi. Perde arkasında kalarak hükümet tayinlerini yöneten ittihat ve Terakki cemiyetine karşı kızgınlık arttı. Nisanda Serbesti gazetesinin başyazarı Haşan Fehmi İstanbul’da Galata köprüsü üzerinde, kimlikleri bilinmeyen kişiler tarafından öldürülünce, olayın ittihat ve Terakki cemiyeti tarafından planlandığı düşünülmeğe başlandı.
Nisanda ittihat ve Terakki cemiyeti, basma bir açıklama yaparak artık gizli bir cemiyet olmadığını ve bir siyasî parti haline geldiklerini bildirdi. Aynı gece, bir silâhlı ayaklanma oldu: 31 Mart* olayı. Bu ayaklanma, Mahmud Şevket Paşa kumandasında İstanbul’a gelen Hareket ordusu tarafından 23 nisanda bastırıldı. İkinci Meşrutiyetin ilânından sonra tahtta kalan Sultan Abdülhamid görevden alınarak Selânik’e sürüldü. Mehmed V Reşad tahta çıkarıldı. Böylece İttihat ve Terakki cemiyeti, imparatorluğun gerçek hâkimi oldu. Millî topluluklara dayanan veya onların adını taşıyan siyasî demeklerin kurulması yasaklandı ve bunu Rumeli’deki rum, bulgar ve öteki ayrılıkçı kulüp ve derneklerin kapatılması izledi. Orduda özel takip müfrezelerinin kurulması için yetki alındı. Balkan komitacılarının silâhsızlandırılması ve hareketlerinin bastırılması için tedbirler öngörüldü. Komitacı faaliyetlerini resmî makamlara bildirmeyenler ve izinsiz silâh taşıyanlar için ağır cezalar konuldu. Mahmud Şevket Paşanın amacı savunmayı sağlamak ve İttihat ve Terakki’nin iktidarda kalmasını kolaylaştırmaktı. 1909-1911 Arasında başta bulunanlar, yüksek subaylar ve yaşlı devlet adamlarıyle anlaşarak imparatorluk yönetiminde hâkim duruma geldiler. Meclis içindeki muhalefetin ilk belirtileri ikinci Meşrutiyetten sonraki ilk mecliste ortaya çıktı. 1911 Başlarında, birçok çevrede, olayların gidişinden duyulan hoşnutsuzluk, ittihatçı saflarında çözülmeye yolaçtı. Miralay Sadık ve Abdülaziz Mecdi Beyin önderliği altında «Hizbi Cedid» adiyle bir grup kuruldu. Milletlerarası tehlikeli durumun doğurduğu çok gergin bir hava içinde toplanan muhaliflerin bazıları fırka dışında kaldı. Bazıları da görevden ayrıldı. Bunlar fırkayı zayıflattı. 21 Kasım 1911’de ittihat ve Terakki fırkasına karşı Liberal birlik (Hürriyet ve itilaf) adlı yeni bir parti kuruldu. Ocak 1912’de ittihatçılar meclisin dağıtılmasını sağladılar. Yeni meclise 269 mebusla girdiler, ittihatçılar, merkezlerini Selanik’ten İstanbul’a taşıdılar. Mayıs-har ziran 1912’de açıkça Rumeli’deki âsi subaylarla ilişkili olarak İstanbul’da bir «Halâskâr Zabitan» grubu kuruldu. Haziran sonunda Arnavutluk’ta durum gerginleşti. 14 Temmuzda harbiye nazırı Mahmud Şevket Paşa istifa etti. 16 Temmuzda hükümet meclisten güvenoyu almak zorunluluğunu duydu. Çoğunlukla güvenoyu almasından bir gün sonra Said Paşa ve Harbiye nazırı, Kâmil Paşa da Devlet Şûrası başkanı oldu. Gazi Ahmed Muhtar Paşa hükümetinin kurulmasıyle sıkıyönetim kaldırıldı ve hemen ertesi gün (5 ağustos) İttihatçıların hâkim olduğu meclis dağıtıldı. Görev başında bulunan bütün subaylara siyasete karışmayacaklarına dair yemin ettirildi. 2 Ekim 1912*-de Balkan müttefiklerinin ültimatomu gelince 17 ekim’de İtalya ile acele barış imzalandı. 23 Ocak 1913’te ittihatçılar Babıâli-ye baskın yaptılar. Başlarında Enver Beyin bulunduğu küçük bir subay grubu zorla kabine odasına girerek harbiye nazırı Nazım Paşayı vurdular. Kâmü Paşa hemen istifa etti; Enver Bey de istifayı saraya götürerek padişaha sundu. Mahmud Şevket Paşa sadrazamlığa getirildi. Mahmud Şevket Paşanın 11 haziran 1913’te öldürülmesinden sonra Enver, Talât ve Cemal Paşalar yönetimi ele aldılar. Mahmud Şevket Paşanın yerine Mehmed Said Halim Paşa geçti. Ancak Said Halim Paşa, şubat 1917’de sadrazamlığı Talât Paşaya bırakarak Ayan üyeliğine çekildi. Talât Paşa, çağdaş bir anlayışla taşra ve mahallî yönetim üstüne eğildi. Yeni bir vilâyet ve belediye yönetim düzeni hazırlayarak yürürlüğe koydu. İstanbul’da önemli ve sürekli değişiklikler yaptı. Yeni bir belediye düzeni kurarak imparatorluğun merkezinde daha etkin bir yönetim sağladı. Bayındırlık alanında yenilikler yaptı. Polis, itfaiye, ulaştırma teşkilâtı kuruldu. Toplum hayatında önceki yüzyılda başlayan batılılaşma hareketi hızlandı. Avrupa’nın yirmi dört saatlik zaman ölçüsü alındı. Giyim ve geleneklerdeki batılılaşma bazı dindarlar arasında karışıklık yaratacak kadar ileri gitti. Bu dönemde eğitim alanında da başarı gösterildi. Daha önce yapılan çalışmaları devam ettirerek yeniden düzenlenen İstanbul dârülfünunu başta olmak ü-zere yeni ilk ve orta dereceli laik okullar, öğretmen okulları ve özel kurumlar açıldı. Kızlara da eğitim imkânı verildi. Türk kadınları doktor, memur, hukukçu, işadamı olarak ortaya çıktı. 1917’0e kadın haklarının sağlanması yönünde de ileri bir adım atıldı. Dış gelişmeler de önceleri genç türk-ler için başarılı geçti. Kutulamâre ve geli-bolu’da ingilizlere, Doğu Anadolu’da Rus-lara karşı askerî zaferler kazanıldı. 1917*-de Rusya’da meydana gelen devrim, OsmanlIlar için Doğu’da büyük ve yeni bir ümit kaynağı oldu. Talât Paşa ve kadrosu, bu yüzden Birinci Dünya savaşında Almanya’nın yanında yer aldı. Ancak 1918 sonlarında itilâf ordularının ilerlemesi ümitlerini kırdı. Osmanlı tahtına Mehmed VI Vahi-deddin geçti. Genç türkler istifa ederek yönetimden çekildiler. Yeni padişah bir mütareke sağlaması için Ahmed izzet Paşayı sadrazamlığa getirdi. Bahriye nazırı Rauf Beyin başkanlığındaki türk heyeti Limni adasında Mondros limanında demirleyen

H.M.S. Agamemnon’nun bordasında Mondros mütarekesini imzaladı (30 ekim 1918). Talât, Cemal ve Enver Paşa üçlüsü bir alman gambotuyle Karadeniz’in öteki kıyısına kaçtılar. Altmış gemilik bir itilâf donanması Çanakkale boğazını geçerek İstanbul limanına girdi (13 kasım 1918). İzzet Paşanın sadrazamlığı ancak yirmi beş gün sürdü. Yerini Ahmed Tevfik Paşa kabinesine bıraktı. Bir süre sonra İstanbul’da Bir itilâf askerî yönetimi kuruldu; itilâf askerleri şehrin çeşitli yerlerini işgal ettiler. Liman, tramvay, jandarma ve polis, denetim altına alındı. Yeni padişah, itilâf ordusunun yaptıklarına ses çıkarmadı, ittihat ve Terakki fırkası yıkıldığı için liderlerinin çoğu yurt dışına kaçtı. Fransız generali Franchet d’Esperey, Fatih Sultan Mehmed’-in yaptığı gibi, Rumların hediyesi olan beyaz bir atla şehri gezdi. Fransız kuvvetleri Suriye’den Çukurova ve Adana bölgesine doğru ilerlediler. İngiliz kuvvetleri bütün Anadolu demiryolu ile, Çanakkale boğazını, Samsun, Antep ve öteki önemli yerleri işgal ettiler. Bütün bu olaylar sırasında Mehmed VI Vahideddin yalnızca kendi durumunu korumak istedi. Meclisi Mebusanı dağıttı (21 aralık 1919). İkinci Meşrutiyet de böylece sona erdi.

• Hukuk açısından İkinci Meşrutiyet. İkinci Meşrutiyet, hukuk açısından daha sağlam nitelikte bir meşrutî rejim sayılır. Seçimli meclis usulünün yeniden kurulması için saraya yapılan baskılar sonucunda 24 temmuz 1908’de ilân edilen ikinci Meşrutiyetle 1876 Anayasası yeniden yürürlüğe kondu. Genel seçimler yapılarak Meclisi Mebusan toplandı.

Saltanatın meşrutiyetçi yani padişah iktidarını freneyici karakteri, bu dönemde kuvvetlendi. Adalet, meşveret, eşitlik, hürriyet ve kardeşlik gibi ilkelere en önemli yerin verilmesinin amaç edinildiği ikinci Meşrutiyet, büyük halk kitlesine her şeyden çok mânevi ve ahlâki ıslahat şeklinde tanıtılmak istendi. Gerçekten, ilk bakışta devletin siyasî ve hukukî düzenini değiştirmek söz konusu edilmedi, monarşik yapı, meşruti sisteme doğru geliştirilerek, hükümdarlarla halk arasındaki engellerin ortadan kaldırılması gerektiği belirtildi. Ancak uygulama bu ilk bakışta görüldüğü gibi olmadı. Zira meşrutiyetçiler ve Jön türklerin, şüphesiz batı devletlerindeki sistemlerden ilham alarak kabul ettikleri ideal rejim, liberal, temsilî bir sistemin, yani parlamenter bir meşrutiyetin kurulmasıydı. Nitekim bu amaçla, siyasî ve kişisel haklar alanında bazı önemli yenilikler getirilmiş ve özellikle 1909 Anayasa değişikliklerinde bu husus, hukukî açıdan gerçekleştirilmişti. Böylece kişi hürriyeti ve dokunulmazlığı daha teminatlı bit duruma getirildi. Meclisin kapatılması için padişaha yetki veren 113. madde kaldırıldı, basın sansür tehdidinden kurtarıldı. Toplanma ve dernek kurma hakkı da anayasaya eklenen hükümler arasında yer aldı. Siyasî hürriyetler alanında yapılan önemli değişiklik ise oy hakkının genişletilmesi ve daha 1876 Anayasasının ilk zamanlarında şeklen tamamlanmış olan intihabatı Mebusan kanununun yürürlüğe konması oldu. 1876 Anayasasının, ideal sayılan parlamenter sisteme kavuşturulması için ise, meclislere de kanun teklifi ve padişahın iznine lüzum olmaksızın müzakeresi yetkisi tanındı; meclisçe kabul edilen bir kanunun, padişah tarafından tasdiki meselesi yasama organı lehine çözüme kavuşturuldu. Yine parlamenter sisteme uygun olarak vekillerin meclis önünde sorumlu olmaları ilkesine yer verildi. Meclisin feshi ise oldukça güç gerçekleşecek bir duruma getirildi. Böylece yürütme organı ve onun başı niteliğindeki halife – sultan karşısına, hukukî bakımdan güçlü ve etkili bir yasama organı çıkarılmakta ve meşrutiyet sisteminin bu suretle artık fiilen de uygulanabileceği sanılıyordu. Oysa gerçekler tamamen başka yönde gelişmeler olduğunu ortaya koydu, i-kinci Meşrutiyetin getirdiği yenilikler, siyasî partilerin tutumu, fikir ayrılıkları ve dış olaylar yüzünden kâğıt üzerinde kaldı. Meşrutiyetin parlamentolu hayatı ancak 7 yıl kadar sürdü. 1908 – 1920 Devresi boyunca Mebusan meclisi dört defa feshedildi, bu arada yirmi dört hükümet değişimi oldu. Parti kavgalarının, aksi yönde işleyen iktidar muhalefet ilişkilerinin ortaya çıkardığı aksaklıklar Birinci Meşrutiyette olduğu gibi İkincisinde de rejimin meşrutî ve parlamenter niteliğini zedeledi, iktidarda bulunan siyasî parti, meclisteki çoğunluğuna dayanarak yine yürütme kuvvetinin ağır basmasına yol açtı. Meclisin durumunu kendi iktidarı için elverişli görmedeği zamanlarda bu meclisi feshettirdi. Meclisin toplanamadığı zamanlarda, hükümetler geniş yetkilere sahip oldu, lar, sonradan meclisin onayına sunulmak üzere geçici kanunlar (Kavanini Muvakkate) çıkardılar. Abdülhamid II’nin tahttan indirilmesine sebep olan 31 Mart0 olayından itibaren devamlı bir sıkıyönetim rejimi İkinci Meşrutiyet dönemini kapladı. Böylece Anayasadaki meşruti sistemin gerçekleşmesi için gerekli ortam yok oldu. Bununla beraber, ikinci Meşrutiyet dönemi, Türkiye cumhuriyetinin siyasî, sosyal ve hukukî yönden hazırlayıcısı sayılabilecek gelişmelere de sahne oldu» Osmanlı vatandaşları arasında siyasetle ilgilenenlerin sayısı önemli ölçüde arttı. Kişiler ilk defa olarak devletin hayatiyle kendileri arasında yakın bir bağlantı bulunduğunu sezdiler, siyasî iktidarın kullanılışını izleyerek çeşitli tenkit, tavsiye ve telkinlerde bulunmayı bir görev saydılar. Siyasî iktidarın kullanıcıları bakımından ise ikinci Meşrutiyet, nazarî plandakinden tamamen farklı bir uygulamanın örneğini verdi. Nazarî olarak, ikinci Meşrutiyet çok parti rejimine ve yumuşak bir kuvvetler ayrılığı sistemini öngören parlamenter hükümet sistemini kabul etmişti. Ancak bu hukukî ve nazarî sisteme aslında fiilî bir tek parti rejimi hâkim oldu. Hürriyet mücadelesinin öncüsü sayılan ittihat ve Terakki partisi, gerek iç yapısının niteliği, gerek içinde yaşanılan siyasî olaylar sebebiyle mutlak bir hâkimiyet kurdu. 31 Mart olayı üzerine tahta çıkan Mehmed V Reşad’ın, bu parti karşısında bir denge unsuru olamaması, meclisteki çoğunluğuna dayanarak İttihat ve Terakki’nin yürütme organını da eline geçirmesiyle sonuçlandı. Böylece tek parti tekelinde kalan siyasî iktidar için mücadele de sert oldu. Basın ve muhalefet partilerinin yürüttüğü mücadele, seçimlere, kişi hak ve hürriyetlerine yapılan baskıların artmasına yol açtı. Muhalefet partileri de iktidar partisi gibi her türlü siyasî düşünce sahibi kişileri içlerinde barındıran, tutarsız kuruluşlardı.

ikinci Meşrutiyetin hukukî bakımından son bulması ancak 1922 yılı kasımında saltanatın kaldırılmasıyle mümkün oldu. Zira, Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetinin varlığı yanında saltanat devam ettikçe hukukî açıdan meşrutiyet sona ermiş sayılamıyordu. Buna karşılık siyasî bakımdan meşrutiyet, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet meclisinin toplanmasıyle fiilen son buldu. Bu meclisin yaptığı 1921 Anayasası, millî hâkimiyet esasını temel kural olarak kabul etmiş ve milletin bu hâkimiyetin tek sahibi olduğunu, yani saltanatla paylaşmasının söz konusu olmayacağını ilân etmişti.

Etiketler: , , , , , , ,

Yorum yazın